Din / Felsefe-Düşünce / Metin Acıpayam / Yazarlar

Bilgi Telakkimizin Marazları

kös-metin-acıpayamİlim, irfan ve tefekkür mecralarından süzülüp gelen bilgi anlayışımızın en büyük marazları; “parça fikir”, “eklektik yaklaşım” ve “inikas teşebbüsü”dür… Külli anlayışa malik olamayanlar; hem parça fikre mahkûm olmakta hem de yolları ister istemez eklektizme düşmektedir. 

Bilgi telakkimiz; ilim, irfan ve tefekkür mecralarının kuşattığı ve beslediği alanda terkip ve inşa edilir. Üç mecranın birisi veya birisinin bir mevzusu eksik olsa bilgi telakkimizin terkip mimarisi eksik kalır. Batılıların felsefe ve bilim mecralarından ürettiği bilgi telakkisi, akıl ve madde ile sınırlıdır ki, mesela zaman-mekân, hayat-ölüm, ruh-can gibi temel meseleleri izah etmek bir tarafa mevzu haritasına bile alamaz.

İslam ilim ve tefekkür mecrası, maveraya dair meseleleri mevzu haritasına alır ama maveraya dair deruni bilgi irfan (tasavvuf) havzasının tasarrufu altındadır. Temel meseleleri mevzu haritasına almak tabii ki fevkalade mühimdir ama o meseleler hakkında akıl ve madde ötesi keşif ve telif çalışmalarını yapacak bir mecra ve usûl ihtiyacı açıktır.

Batıdaki felsefe (tefekkür) ve bilim mecrası, İslam tefekkür ve ilim mecrasına nispetle çok sığdır ve bizim kaynaklarımıza tekabül etme imkânları yoktur. Muhal farz tekabül etseydi bile, bizde üçüncü mecra (irfan mecrası) olduğu için, temel meseleleri deruni boyutuyla tetkik, keşif ve telif imkânımız mevcuttur. Batıda üçüncü mecranın yokluğu, bilgiyi varlığın arazlarına, hayatı biyolojik altyapıya, insanı “gelişmiş hayvan” telakkisine mahkûm etmiştir. Batı uygarlığını İslam medeniyeti ile mukayese etmek bile İslam’a hakaret sayılır, zira batının tefekkür ve bilim mecralarındaki sığlık, bunların elde ettiği neticelerin vahameti apaçık ortadadır.

Batı ile ilgili kısa tespitler yapma sebebimiz, oryantalist taarruz karşısında yenilen bazı Müslüman zihinlerin dikkatini çekmek, epistemolojik işgalin derinleştiği bugün kendi kaynaklarımıza dönüşü temin edecek “nefs emniyetini” gerçekleştirmektir. Yoksa batıyla vakit geçirmenin artık lüzumu yok.

***

Bilgi telakkimizdeki tamamiyete ulaşmanın yolu külli anlayıştır. Külli anlayışı kuşanmanın yolu ise üç mecranın bilgi müktesebatının terkibi mimarisini kurmaktan geçer. Savruk, dağınık, kaotik şekilde biraz oradan, biraz buradan toparlanan bilgiyle terkip yapılamayacağı gibi külli anlayışa ulaşmak da mümkün değildir.

***

İlim, irfan ve tefekkür mecralarından süzülüp gelen bilgi anlayışımızın en büyük marazları; “parça fikir”, “eklektik yaklaşım” ve “inikas teşebbüsü”dür.

Parça fikir; külli anlayışı kuşanamamış olan Müslümanların, İslam’ı parça parça anlamaları, İslam’ı, anladıklarından ibaret görmeleri, anlamadıkları bilgi alanlarına körleşmeleri, İslam’ın mevzu haritasından bihaber olmaları halinde ortaya çıkar. İslam’ın bütününe muhatap olacak idrak hacmi ve istidadı olmayanlar, meseleyi üç-beş mevzua hapsetmekte, İslam’ı ondan ibaret görmekte, böylece kaçınılmaz olarak yanlış neticelere ulaşmaktadır. Sahip oldukları akıl hacmi ve kabul ettikleri bilgi telakkisi parçaya mahkûm olduğu için, parçayı bütün zannetmekle malul bir İslami anlayış (anlayışsızlık) zuhur etmektedir.

***

Eklektik yaklaşım, külli anlayışı kuşanamamış, İslam’ın bütününe muhatap olamamış zihin ve akılların düştüğü ikinci tuzaktır. Her meseleyi İslam’dan anlayamayan, İslami kaynaklardan anlayamadığı meselelerdeki bilgi ihtiyacını başka kaynaklardan temin etmek zorunda kalan, böylece “kaynak şirkine” bulaşan akıl formlarıdır. Bu tür zihin ve akıl organizasyonları, İslam’ın bütününü anlamadıkları gibi, İslam’ın kadim müktesebatını reddedenlerden çıkmaktadır. Doğrudan Kur’an-ı Kerim meali okuyanlar, buna mukabil kadim müktesebatı ret ve inkâr edenler, kaçınılmaz olarak bilgi ihtiyaçlarını başka kaynaklardan (tabii ki mecburen batıdan) temin edenlerdir. Kur’an varken başka kaynak ihtiyacı duymadığını söyleyerek İslam âlimlerinin eserlerini yok sayanlar, herhangi bir meselede bilgi ihtiyacı hâsıl olduğunda batıdan kolaylıkla alabilmektedir. Eklektik yaklaşım aynı zamanda parça fikre (anlayışa) mahkûm olanların düştüğü bir tuzaktır. Zaten kadim müktesebatı ret ile işe başlayanların parça fikre mahkûm olmaları kaçınılmazdır, bu iki şart gerçekleştiğinde eklektizm zorunlu hale gelmektedir.

***

Külli anlayışa malik olamayanlar; hem parça fikre mahkûm olmakta hem de yolları ister istemez eklektizme düşmektedir. Bu tuzaklarla inşa ettikleri zihni evrenleri ve akıl bünyeleri, sahip oldukları dar anlayışları “esas” haline getirmeye başladıkları andan itibaren İslam’ı inkas (eksiltme) etmektedir. İslam’ı inikas etme niyetine sahip olmadıkları doğrudur, zaten dini eksiltme niyetine ve çabasına sahip olanlar kızıl kâfirdir. Ne var ki dar ve yanlış anlayışlarının tabii neticesi olarak İslam’ı inikas etmekte, bunu da umumiyetle fark etmemektedirler.

***

Haki Demir’in ısrarla üzerinde durduğu ilim, irfan ve tefekkür mecraları reddetmek bir tarafa ihmal bile edildiğinde dağınıklık, savrukluk ve hatta serkeşlik başlamaktadır. İslam’ın tamamını bir insanın anlamasının zorluğu ortadadır, mesele muhatap olduğu kısmın “bütün” değil, “parça” olduğunu bilmek, mevzu haritasında anlamadığı meseleleri ise ehliyet sahibi şahsiyetlere havale etmek sıhhatli olan yaklaşımdır. Anlamadığını yok sayan sığ akılların ulaşabileceği en son menzil ya parça fikre mahkûmiyet ya eklektizm veya dini inikas etmektir.

Dergiyi çıkarmadan önce on yıllık mevzu haritasını hazırlamamızın sebeplerinden birisi de, tezatsız bir idrak ve tefekkür faaliyetini mümkün kılmaktır. Ne yapacağımızı ve onu nasıl yapacağımızı hazırlamadan yola çıkmadık, çünkü öyle yola çıkanların hangi yabancı menzillere ulaştığını gördük.

Hazırladığımız ve kamuoyuna sunduğumuz mevzu haritasına sadık şekilde yayın hayatımıza devam ediyoruz. Bu sayının kapak konusu olan ilim, irfan, tefekkür mecraları, her türlü bakış ve anlayışımızın, idrak ve usûlümüzün, tahlil ve terkibimizin ana tasnifini oluşturmaktadır. Bu mecralar hakkında sıhhatli ve derin anlayış sahibi olmayanlar, düşünce dediklerinde felsefeyi, düşünmeliyiz dediklerinde ise felsefe yapmayı kastediyorlar. Felsefeyle İslam’ı anlamaya çalışmak ise kasap bıçağıyla ameliyat yapmaya benzer. Bu işi ise oryantalistler yapmıştı, yani felsefeyle (aynı zamanda pozitif akılla) İslam’ı anlama, aslında ise tahrif etme çabasına girmişlerdi.

Metin Acıpayamakilvefikir.org

(Bu yazı Terkip ve İnşâ dergisinin Haziran 2015 tarihli 3. Sayısında yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s