Devlet Tartışması / Durmuş Hocaoğlu / Felsefe-Düşünce / Yorum-Analiz / İktibaslar

‘Ehemmiyetler Hiyerarşisi’nde Devlet’in Yeri

devlet1Vatan’ın ‘bir kısmı’ vardır, ama Devlet’in ‘bir kısmı’ yoktur; olamaz da: Devlet, bir “bütün” olarak, ya vardır ya da yoktur ve bu sebeple de bir kısmının kurtarılabilmesi için, diğer bir kısmının feda edilmesi diye bir şey, mücerret bir fikir, bir tasavvur olarak dahi imkansızdır: Devlet, bir bütün olarak ya kurtulur ya da yok olur.

“Devlet Şuuru” ile kastettiğim, Devlet’in varlığının takaddümü, yani önceye alınması, öncelenmesidir. Tabiatiyle, burada “neye göre, neye nisbetle” suali ortaya çıkacaktır ki bu da Devlet’in “ehemmiyetler hiyerarşisi”ndeki yerinin belirlenmesi problemidir. İmdi, Devlet denen şey, boşlukta, mücerret olarak, daha açık bir ifadeyle, kendisinden başka bir şeye ihtiyaç duymaksızın bir vücut sahibi olabilecek bir varlık, bir “kendinde şey” değildir; O, ancak ve yalnız diğer birtakım “şeyler”in varlığı ile birlikte bir anlam ve varlık kazanabilir ki bunlar da kısaca, “millet” ve “vatan”dır. Yani Devlet, Millet – burada “millet” kelimesini en geniş manasında kullanıyorum – ve Vatan’dan müstakilen var olamaz. Bu noktada, tarihi kıdem itibariyle devletin mi yoksa milletin mi önce oluştuğu sorusuna kısaca, “her ikisi birlikte” diye cevap vererek, şu konu üzerinde odaklanmak istiyorum: Devlet, Millet ve Vatan’dan mürekkep “ehemmiyetler kategorisi”nde bir hiyerarşi tesbitinde bulunmak elbette zor bir mes’ele; ancak, bu zorluk, hangisinin tercihen öne alınabileceği kritik noktaların etüd edilmesiyle aşılabilir ki bu da “ehemmiyetler hiyerarşisi” terimi ile kastettiğim şeydir ve burada Devlet’in ehemmiyeti, Millet ile eşdeğer ve Vatan’a nisbetle ise öncelikli olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, dikkat çekici olan husus, Rejim’in işbu “ehemmiyetler hiyerarşisi”nde yer almayışıdır.

İmdi; devlet, ehemmiyet itibariyle millet ile eşdeğerdir; çünkü, tarihi tecrübe, adına devlet dense de denmese de, ta bidayetinden beri, devletin fonksiyonunu ifa eden bir otoritenin mevcudiyetsizliği durumunda insanların “yığın” olmaktan daha yükseklere terfi edemediğini bilbedahe göstermektedir. Literatürde “erken devlet” şeklinde anılan otorite oluşumlarının en alt sıralarında olanları – söz gelimi bir aşiret – bile, anlamsız yığınları anlamlı topluluklara ve toplumlara dönüştürmekte ve bu tekamül seyri, ileriki safhalarında devlet-millet münasebeti şeklinde tezahür etmektedir; bu münasebet her ne kadar karşılıklı ise de, teknik manada milletin, bir devlet inşaı olduğunu, ve, Yahudiler gibi, millet mi başka bir şey mi olduğu hala tartışmalı olan istisnai hallere temas etmekten uzak durarak, bunlardan birisinin mevcudiyetinin diğerininkini de zaruri kılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Vatan’a gelince: Yine elbette devlet vatansız olamaz; ancak, bahsetmiş olduğumuz “kritik durum” gözönüne alındığında, ortaya hayli farklı bir manzara çıkmaktadır; şöyle ki: Vatan – tabiidir ki salt fiziki bir şey olmaktan çok ötelerde olmasına karşılık – neticeten fiziki bir varlıktır, fiziki bir varlığa tekabül eden bir şeydir ve şu halde cüzlerden, parçalardan mürekkeptir; yani vatanın ‘bir kısmı’ndan, ‘bir parçası’ndan bahsedilebilir ki bu da, şu demektir: Vatan’ın topyekun kurtarılamamasının bahse konu olduğu “kritik durum”da, bir kısmının kurtarılabilmesi için diğer bir kısmı gözden çıkarılabilir. Halbuki, Devlet için böyle birşey imkansızdır: Çünkü Devlet, Vatan’ın aksine, “bölünmez ve parçalanmaz (layetecezza, atomas) bir bütün”dür; Vatan’ın ‘bir kısmı’ vardır, ama Devlet’in ‘bir kısmı’ yoktur; olamaz da: Devlet, bir “bütün” olarak, ya vardır ya da yoktur ve bu sebeple de bir kısmının kurtarılabilmesi için, diğer bir kısmının feda edilmesi diye bir şey, mücerret bir fikir, bir tasavvur olarak dahi imkansızdır: Devlet, bir bütün olarak ya kurtulur ya da yok olur.

En yakın ve en büyük misali kendi tarimizden verelim: Biz Türkler, 1918 sonunda I. Harp’ten çıktığımızda büyük bir vatan kaybetmiştik; İstiklal Harbi’nde yaptığımız ise, artık fiilen bir kısmının kurtarılması mümkün olmazlaşan vatan topraklarından kurtarabildiklerimizi kurtarmak oldu; ama vatanın bir kısmını kurtarabilmek için diğer bir kısmını – hem de çok büyük bir kısmını – bilmecburiye feda ederken, Devlet’i kurtarmış olduk; bir bütün olarak Devlet’i.

İşte bu keyfiyet, Devlet’in “ehemmiyetler hiyerarşisi”nde tartışmasız bir öncelik sahibi olması sonucunu hasıl etmekte ve O’nu baş köşeye oturtmaktadır.

Durmuş HocaoğluYeniçağ, 06. 10. 2006

durmushocaoglu.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s