Kemal Ramazan Haykıran / Tarih-Kültür / Yazarlar

Gümüşhanevî, İttihad-ı İslam ve Kuzey Müslümanları

kös-kemalGümüşhanevî, kesinlikle Sultan’ın bir memuru, onun iradesi doğrultusunda çalışan bir âlim değildir… Güçlü bir siyasi tarzı olan Gümüşhanevî, asla saray çevresinde görülmemiştir. Fakat onun gayret ve faaliyetleri şüphesiz Sultan’ın politikaları ile paralel gelişmekte ve Sultan’ın -ona büyük bir moral olmanın ötesinde- çoğu noktada önünü açmaktaydı.

Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî’nin İttihad-ı İslam çerçevesinde çok geniş bir alanda faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. Gümüşhanevî, kesinlikle Sultan’ın bir memuru, onun iradesi doğrultusunda çalışan bir âlim değildir. O, bütün bu gayretleri tamamen kendi inisiyatifi ile gerçekleştirmiştir. Güçlü bir siyasi tarzı olan Gümüşhanevî, asla saray çevresinde görülmemiştir. Fakat onun gayret ve faaliyetleri şüphesiz Sultan’ın politikaları ile paralel gelişmekte ve Sultan’ın -ona büyük bir moral olmanın ötesinde- çoğu noktada önünü açmaktaydı. Gümüşhanevî, imparatorluk için siyasetin ve ekonominin tıkandığı yıllarda farklı bir kanal üzerinden bağlantılar kurma gayretine düşmüştür. Onun stratejisi, imparatorluğun merkezinde bulunan ve silsile itibariyle güçlü referansları olan tasavvufi makamını kullanarak, imparatorlukla fiilen siyasi bağlantısı kopmuş veya kopma tehlikesi yaşayan bölgelerle, daha da önemlisi imparatorluğun sınırları dışında kalan kritik bölgelerle tasavvuf üzerinden bağlantı kurmaktır. Tasavvufi yapı olarak çok-meşrepliliği ile bilinen Gümüşhanevî, kritik bölgelerde Nakşî-Halidî meşayih ile muhatap olur, onlara icazet verirdi. Eğer kendi silsilesinden kimseleri bulamazsa usûl olarak kendine en yakın tarikatların şeyhleri ile bağlantı kurardı. Böylelikle bu noktalarla İstanbul arasında güçlü bağlar oluşturulmuş olmaktaydı.

Bu bağlamda Gümüşhanevî’nin imparatorluğun kritik coğrafyaları ve imparatorluk sınırları dışında kalan, birbirine inanç bağı ile bağlı ve Abdülhamid’in Avrupa yayılmacılığı karşısında alternatif olarak düşündüğü farklı coğrafyalar olmak üzere çok geniş bir alanda faaliyet yürüttüğü ve etkili olduğu görülmektedir. Etki alanında bulunan bu coğrafyalar aşağıda sırasıyla değerlendirilecektir.

Türkistan’da olduğu gibi Deşt-i Kıpçak’ta da Rus yayılmacılığına karşı direnişin önemli unsurlarını Nakşî şeyhleri oluşturmaktaydı. Volga-Ural Bölgesinde Nakşibendîliğin önemli temsilcilerinden olan Şeyh Zeynullah Rasulev bulunmaktaydı. Nakşibendîliğin Buhârî koluna mensup bir silsilesinin şeyhi olan Şeyh Zeynullah, 1835 yılında Orenburg sınırları içerisinde bulunan Şerif kasabasında dünyaya gelmişti. Uzun süren ve farklı şehirlerde çok fazla âlimden tedris ettiği ilim tahsilinden sonra nihayetinde Nakşibendîliğin Buhârî ekolünün temsilcilerinden olan Abdülhâkim Çardaklı’ya bağlanmış, tasavvufi hayatı böylece başlamıştı.(1) Bağlandığı şeyhinden 1859’da icazet alan Şeyh Zeynullah, Çardaklı Şeyh’in Volga-Ural havzasında hocalık yapacak beş halifesinden biri olmuştu. Şeyh Zeynullah sadece bir mutasavvıf ve âlim bir kişilik değildi. O devrin pek çok Nakşî şeyhinin yaptığı gibi o da Rus işgaline karşı fiili bir mücadele içindeydi. O, silahlı mücadeleden ziyade kültürel ve fikri bir zeminde Ruslara karşı mücadele ediyordu. Rus yönetimi altında kalan Müslüman ahaliye inançlarını ve kimliklerini korumaları ve Rus yayılmacılığı altında eriyip gitmemeleri için yeni bir tasavvuf algısı oluşturma gayreti içindeydi. Buhara ekolünün klasik söylemleri onun önündeki en büyük engeldi. Yapmak istediği girişimler nedeniyle çokça eleştiri alan Şeyh Zeynullah, kendine yeni bir dayanak aramaktaydı. Ayrıca Rus yayılmacılığına karşı sadece Volga bölgesindeki imkânlarla yürütülen bir faaliyetin başarı sağlamayacağını fark eden Şeyh Zeynullah, İslam dünyasının siyasi ve kültürel anlamda merkezi durumunda olan İstanbul ile bağlantı kurmayı önemsemekteydi. Bu kaygılarla 1893 yılında hac ibadeti amacıyla çıktığı ziyaretinde o zamanki âlim ve mutasavvıfların adet edindiği gibi yaparak İstanbul’a uğramıştı. Burada bulunduğu sırada Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî ile tanışarak ondan etkilenmişti.

Gümüşhanevî, devrin önde gelen Nakşî şeyhlerindendi. Gümüşhanevî’nin onu etkileyen en önemli özelliği tasavvuf ve ilim usûlüydü. Fatma Sultan Camii’nde irşad faaliyetlerini devam ettiren Gümüşhanevî’nin bir diğer önemli özelliği ise Sultan Abdülhamid nezdinde ve saray çevresinde etkili bir isim olmasıydı. Sultan II. Abdülhamid birkaç defa mekânında Gümüşhanevî’yi ziyaret etmişti. Osmanlı bürokrasisinin hatırı sayılır bir kısmı ise bu dergâhın bağlılarıydı. Bütün bu faktörleri değerlendiren Şeyh Zeynullah, aradığı dayanağı bulmuştu. Ama Gümüşhanevî’de onu etkileyen en önemli özellik, şüphesiz onun sadece bir âlim ve şeyh olmaması, aynı zamanda bir aksiyon adamı olmasıydı.  Gümüşhanevî’nin 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına müridleri ile birlikte katılması Şeyh Zeynullah’ı cezbetmişti. Volga havzasında yürütmek istediği faaliyetler için Gümüşhanevî’den daha uygun bir destek kapısı bulamazdı. Kendisi gibi Nakşibendî olan Gümüşhanevî, Nakşîliğin yeni ve daha zinde bir kolu olarak şekillenen Halidiye’ye mensuptu. Daha da önemlisi Gümüşhanevî de Şeyh Zeynullah gibi yeni bir usûl geliştirmişti. Geniş bir ufka sahip olan Gümüşhanevî’nin etki alanı da bu oranda genişti.

Osmanlı Sultanı’na ve saraya da yakın olan Gümüşhanevî sayesinde gücünü arttıracağını fark eden Şeyh Zeynullah, Gümüşhanevî’ye bağlanmış, onunla çile çıkardıktan sonra ondan icazet almıştı. Böylelikle Şeyh Zeynullah, iki ayrı Nakşî kolundan icazetli hale gelirken, Gümüşhânevî’nin de Volga-Ural bölgesinde önemli bir temsilcisi olmuştu. Artık Gümüşhanevî dergâhı üzerinden İstanbul ile Volga Bölgesi arasında güçlü bağlar örülmüş oluyordu. Şeyh Zeynullah’ın bu tarihten sonra yoğun bir fikri ve fiili bir mücadele sürdürdüğü görülmektedir. Bu mücadelesinin ve fikirlerinin arkasında Gümüşhanevî bulunmaktaydı. 1917’de ölünceye kadar mücadelesi aralıksız devam etti. Tutuklandı, sürüldü, Rusya Müslümanlarının Baş Müftülüğüne yükseldi. Siyasete girdi, Meclis’te bulundu. Sürekli aksiyon halinde bulunan Şeyh Zeynullah, bu koşuşturmanın içerisinde dahi misyonunu devam ettirecek birçok talebe yetiştirdi. Bunlardan en göze çarpanı Türk tarihçiliğinin de önemli isimlerinden olan Ahmed Zeki Velidi Togan’dır.(2)

Gümüşhanevî dergâhına mensup dervişler bulundukları yerlerde devletin menfaatlerini devletin birer görevlisi gibi müdafaa ediyorlardı. Sarayda görevli pek çok bürokrat da Gümüşhanevî tekkesine mensuptu.(3) Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî’nin İslam dünyasına yaklaşımı ile Abdülhamid’in İttihad-ı İslam siyaseti büyük oranda örtüşmekteydi. Bu itibarla Gümüşhanevî, tekkesinin bütün imkânlarını bu siyaset çerçevesinde kullanmaktaydı. Gümüşhanevî, imparatorluğun askeri, siyasi ve ekonomik gücünün artık Avrupa tehdidi karşısında direniş gösterebilecek güçte olmadığını çok iyi kavramıştı. Keza Gümüşhanevî, imparatorluğun parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da görmüştü. Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî, bu parçalanmayı önleyecek şeyin ise inanç birliği olduğunu, inanç birliğini kuvvetlendirmenin ise tasavvufi bağlarla gerçekleşebileceğini düşünmekteydi. Bu düşünce ile imparatorluktan ayrılma tehlikesi yaşayan kritik bölgelerle ve imparatorluk sınırları içinde bulunmayan İslam dünyasının hassas coğrafyalarıyla tekke üzerinden bağlantılar kurmuş, yetiştirdiği nitelikli talebelerini bu noktalara yollamış, oradaki tasavvufi önderlerle fikir ve gönül birliği kurmanın yollarını aramıştı. Bu şekilde onlarca noktaya yüzlerce halife göndermişti.

Osmanlı inanç dünyasında derin izler bırakan Gümüşhanevî’nin bu gayretleri siyaseten başarıya ulaşamamıştır. İmparatorluğun içinde bulunduğu imkânlar ve Batı yayılmacılığının hızı karşısındaki çaresizliği, öngörülen ve olmasın diye uğraşılan parçalanmayı engelleyememiştir. Fakat bugün Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sonucu ortaya çıkan yeni devletler ve hiç Osmanlı hâkimiyetine girmeyen Asya’nın pek çok noktasında Türkiye ile görülen inanç ve din algısındaki birliktelik büyük oranda Gümüşhanevî’nin bu gayretleri sayesindedir.

Kemal Ramazan Haykıranakilvefikir.org

—–

1- Hamid Algar, Nakşibendilik,  çev. Ethem Cebecioğlu,  İstanbul, 2007, s. 222

2- Hamid Algar, a.g.e., s. 237

3- Hür Mahmut Yücer, “II. Abdülhamid Dönemi Devlet Tarikat Münasebetleri”, Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi, İstanbul, 2012, s. 269

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s