Atilla Fikri Ergun / Din / Felsefe-Düşünce / Yazarlar / Yorum-Analiz

Pozitif Akıl – Bilgi Kaosu – Eklektizm Üçlü Kıskacında Ne Yapmalı?

atilla-fikriergun-köşeBir başka epistemolojik evrene (Batı’ya) dâhil olduğumuz sürece İslam medeniyet hamlesi başlatmamız söz konusu değildir, ancak makyajlama yoluyla “İslamî” hüviyete büründürülmüş bir uygarlık hamlesi başlatmış oluruz ki, bugün muhafazakâr modernleşme ideolojisini benimsemiş olanların yapmakta oldukları şey tam olarak budur.

Modernist yaklaşımlar neticesinde an itibariyle İslam ilim telakkisi ve mevzu haritası dumura uğramış durumda. İslam Âlemi’nde bugün kelimenin tam anlamıyla bilgi kaosu ve eklektizm problemi yaşanıyor. Bizim bilgi kaosundan ve eklektizm probleminden kastımız bilginin nasıl üretileceği veya nereden alınacağı ve nasıl kullanılacağı konusunda yaşanan sapma ve bu sapma neticesinde ortaya çıkan kavram kargaşasıdır. Bilgi edinme yolları ve bilginin nasıl kullanılacağı söz konusu olduğunda akla biçilen rol belirleyici olmaktadır ki, bu da bizi kaçınılmaz olarak “pozitif aklın” yıkıcılığı meselesine götürür öncelikle.

“Pozitif akıl” ruhsuzdur, matematiksel olarak düşünür ve kuru hesap yapar, salt kâr-zarar hesabı yaparak hareket eder, anlam dünyası gördüğüyle sınırlıdır. Sözünü ettiğimiz “akıl” araçsaldır, görebildiği kadarından hareketle ortaya koyduğu gerçekliğin dışında başka hiçbir gerçekliği kabul etmez. Dolayısıyla varlığı, tabiatı, insanı, hayatı, toplumu sadece zahirden ibaret görür. “Pozitif akıl” ancak varlık âleminin ve varlık âleminde olup bitenin görebildiği, algılayabildiği kadarıyla izahını yapabilir, Zâtullah’a ilişkin söyleyebileceği bir şey yoktur örneğin, bu yüzden de sınırlarını bilmek zorundadır. Kur’an, Rum Suresi’nin 7. Ayetinde bunu şu şekilde ifade eder: “Onlar bu dünya hayatının yalnız görünen yüzünü tanırlar, ahiretten/ebedî ve nihaî olandan ise tamamen habersizdirler.”

Bu “akla” göre, varlığın, insanın, hayatın vs. bir tek gerçekliği vardır ve her şey bu gerçekliğin etrafında dönmektedir ki, söz konusu gerçeklik “pozitif aklın” görebildiğinden, algılayabildiğinden ibarettir. Her şey onun görebildiği veya maddî olarak algılayabildiği kadarından ibaret olduğu için pozitif akıl kendi düşüncesini veya görüşünü “mutlak hakikat” yerine koyar. Bunun yanı sıra modern “pozitif akıl” parçalayıcı ve indirgeyicidir, her şeyi bölüp parçalar, kendi içinde kategorize eder ve meseleleri birbirinden bağımsız bir biçimde ele alır. Dolayısıyla modern zamanlarda her şeyden önce insan zihni parçalanmış durumdadır ve bu da insan kişiliğinin ve hayatın parçalanmasına yol açmıştır.

“Pozitif akla” göre gördüğümüzün, algılayabildiğimizin ötesinde başka bir şey olmadığı için, bir başka ifadeyle tüm aşkınlık reddedildiği için, onun kuşatamadığı ve anlamlandıramadığı alanlarda işin varacağı son nokta nihilizmdir. Bu bakımdan Batı nihilizme çoktan savrulmuştur. Batı üç yüz yıldan bu yana hâkim pozisyondadır, dolayısıyla paradigması dünya genelinde hükümrandır, bu nedenle günümüz dünyasında genel olarak manevî-ahlakî değerlere ve cemaate/topluma olan bağlılık azalmış, ahlaksızlık had safhaya ulaşmış, bireycilik ön plana çıkmıştır.

“Pozitif akıl” bilgiyi doğrudan deney yoluyla laboratuvar ortamında elde eder. Elbette bu bir yönüyle tabiat ve kâinat ayetlerinin okunmasıdır, ancak “pozitif akıl” Aşkın/Müteal olanla kendi arasında bağ kurmadığı için elde ettiği bilgiyi yorumlayıp kullanırken herhangi bir ahlakî sınır gözetmez, çünkü elde ettiği bilginin arkasında yatan Hakikat’i reddetmektedir. Örneğin atom bombasını yapan “akıl” tam olarak böyledir. Eldeki bilgiyi onun yorumladığı ve kullandığı şekilde yorumlayıp kullanmaya başladığımız an işimiz bitmiş demektir.

Bu hastalık bugün dinî düşünceye ziyadesiyle sirayet etmiştir. Marks’tan, Alfred Adler’den, Erich Fromm’dan yola çıkarak Kur’an tefsir eden bir “akıl” peyda olmuştur. Bu “akıl” İslam ilim, irfan ve tefekkür mirasında güya arayıp da bulamadığını Batılı filozofların düşüncelerinde arayıp bulmaktadır. Dolayısıyla bilgiyi nereden alacağını ve nasıl kullanacağını bilmemektedir, kendine has bir disiplini yoktur, eklektik ve taklitçidir. Kilise’nin tarihini İslam tarihi, İslam ulemâsını da ruhban sınıfı zannetmekte ve Batı tipi laikliği kurtuluş seçeneği olarak sunmaktadır, üstelik başka bir sistemde yaşıyormuşuz gibi ki, bu açıdan aynı zamanda sarhoştur da.

Bu kaosun üstesinden gelebilmek için kesinkes ilim, irfan, tefekkür geleneğine dönmek ve öncelikle klasik eserlere yönelik tam teşekküllü bir tercüme hareketi gerçekleştirmek gerekmektedir. Batı, İslam filozofları sayesinde Antik Yunan’ı hatırlamış, Arapçadan Latinceye tercüme etmiş, böylece kendi geçmişine vakıf olmuş, fikrî ve pratik açıdan kendisini yeniden yapılandırmıştır. Biz ise genel olarak kendi geçmişimizi bilmemekteyiz, ilim, irfan ve tefekkür mirasımıza yabancıyız, tercüme edilen klasik eserler ise ilim, irfan ve tefekkür mirasımız içinde devede kulak mesabesindedir.

Hâlbuki bizim bugün yaptığımız tartışmalar tarih içinde yapılmış ve neticelenmiştir. Modern Müslüman “akıl” kadîm müktesebata yabancı olduğu, klasik literatürü bilmediği için bin yıl önce tamama ermiş tartışmaları bugün “yeniden” yapıyor. Kullanılabilecek tüm deliller karşılıklı olarak ortaya konulmuş, taraflar son sözlerini söylemiş, tartışma bitmiş, netice belli olmuş; konuşan beyhude konuşuyor, cevap veren de zaman kaybediyor.

Bu bakımdan önce gerçekleştirilecek çalışma için gerekli olan kurum ya da kurumlar ihdas edilmeli, mevzu haritası çıkarılmalı ve buna göre tercüme edilecek eserler titizlikle belirlenmelidir, ilk aşamada yapılacak iş budur. İkinci aşamada bunların okutulacağı, öğretileceği ve tartışılacağı ortamların hazırlanması gerekmektedir. Fikir dünyasının yeniden inşası ancak bu yolla mümkün olabilir. Örneğin aynı çizgide düşünen, donanımlı, ne söylediğini bilen belli sayıdaki âlim, mütefekkir ve münevveri finanse ederek organize halde ilk etapta büyük şehirlere sokarsanız ve onlara gerekli olan kamuoyu platformunu sağlarsanız bir süre sonra ülkenin gündemi değişecek, fikir dünyası yeniden şekillenmeye başlayacaktır.

Aslında bu, bugün farklı bir biçimde, aleyhimize olacak şekilde yapılmaktadır. İlahiyat fakülteleri akılları modern düşünceyle malul kadrolar yetiştirmekte, medya modernist ilahiyatçıları sürekli gündemde tutmaktadır. Böylece toplum modern düşünce kalıplarını benimsemekte, içtimaî, siyasî ve iktisadî hayatını da bu düşünceler çerçevesinde yeniden ve yanlış bir biçimde kurmaktadır. Biz de elimizdeki kısıtlı imkânlarla buna karşı koymaya çalışmaktayız, olan bitenin özeti budur.

Şu bir gerçek ki, bilgi kaosunun ve eklektizmin üstesinden gelinmeden İslam medeniyet hamlesi gerçekleştirilemez, çünkü medeniyet belli bir kurucu fikre dayanır, bu kurucu fikir bilgiyi kendi ilim, irfan ve kültür havzasından almak zorundadır. Peki, bugün hangi bilgi ve fikir çerçevesinde bir medeniyet hamlesi gerçekleştirilecektir? Ne bilgi, ne de bilgiden kaynaklanan fikir bize aittir, bilakis bilgi de, fikir de dışarıdan, Batı’dan ithal edilmektedir, kendimize ait bir toplum-bilim kuramımız dahi yoktur. Bugün kim çıkıp böyle bir teşebbüste bulunacaktır, bilgiyi nereden alacaktır, nasıl kullanacaktır, hangi bilgi çerçevesinde nasıl bir fikir üretecektir?

İşin aslı bu işe soyunan kimse veya kimseler ilkin Batı’ya bakacaklardır, çünkü Batı galiptir ve mağluplara da galipleri taklit etmek düşer. Neticede ortaya çıkan iş de eklektik olacaktır. Bugün iktidar kadrolarının yapmakta oldukları şey tam olarak budur. Eğer gökdelen, yol, otomobil, metro vs. medeniyetse -ki böyle zannetmektedirler- tarihte hiçbir zaman İslam medeniyeti var olmamıştır, çünkü ne asfalt yolu, ne otomobili, ne de metrosu vardır ve gökdelen de dikmemiştir.

Ancak buna karşın bilgi kaosu içindeki çırpınışlardan fikrî planda bir medeniyet hareketi başlatmak mümkündür. Bu hareketi başlatabilecek, eklektik düşünmeyen, ne söylediğini bilen, ağzından çıkanı kulağı duyan âlimler, mütefekkirler, münevverler mevcuttur. İlim, irfan ve tefekkür mirası planında yeterli malzeme de vardır. Ancak bu kimselerin ilk iş bir araya gelmeleri ve organize olmaları gerekmektedir; zira bu, ferdî gayretlerle, ayrı ayrı tekil çalışmalarla gerçekleştirilebilecek bir iş değildir. Hikmettendir, birlikten kuvvet doğar.

Kendi bilgi telakkimizi (epistemolojimizi) kaybettiğimiz için içine düştüğümüz bilgi kaosu ve yaşadığımız eklektizm problemi Batı’nın epistemolojik saldırıları için müsait ortam hazırlamıştır. Nitekim bugün Batı’nın epistemolojik saldırıları karşısında grogi durumuna düşmüş haldeyiz. Savunma hatları yarılmış, surlar yıkılmış, kaleler düşmüştür, her şeyden önce derin bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. Örneğin gayb “meta-fizik”, ibadet “ritüel”, şehir “kent”, iktisat “ekonomi”, medeniyet “uygarlık” oluvermiştir ve bunlar hakikatte birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Medeniyet inşa edebilmek için öncelikle kurucu kavramlara ihtiyaç vardır ve ne yazık ki biz bugün kendi kavramlarımız çerçevesinde düşünmemekteyiz. Kullandığımız kavramlar ithaldir, bir başka bilgi, düşünce ve kültür havzasına aittir ve seküler karakter taşımaktadır.

Söz konusu kavramlar çerçevesinde şekillenen içtimaî, siyasî ve iktisadî yapının hali ortadadır. Elbette iş kendi orijinal kavramlarımızı kullanmakla bitmemektedir, zira bugün kavramları orijinal şekliyle telaffuz edenler Batı’dan aldıkları etki nedeniyle kullandıkları kavramların içini yanlış doldurmaktadırlar. Dolayısıyla bilgi ve fikir planında Batı’nın hegemonyası oldukça derinlere nüfuz etmiş, deyim yerindeyse bizi esir almıştır. Her şeyden önce İslamî bakış açımızı dumura uğratmış, fikrî ve amelî planda sekülarize olmamıza yol açmıştır.

Batı’nın epistemolojik hâkimiyetinden kurtulmadığımız sürece, tüm nazarî çalışmalar Batı’nın yeniden üretilmesi anlamına gelmektedir. Hâl-i hazırdaki nazarî çalışmaların nihaî olarak ifade ettiği anlam tam olarak budur. Modern paradigma makyajlanmakta, bir-iki kısmî değişiklik yapılmak suretiyle “İslamî” bir hüviyete büründürülmekte, sonra da piyasaya sürülmektedir. Bu da Batı’nın yeniden üretilmesi demektir haliyle. Örneğin demokrasiyi alıp onu asılsız tefsir ve te’villerle “İslamî” bir hüviyete büründürmek tam olarak böyle bir yaklaşımdır, Batı’yı yeniden üretir, yaşadığımız coğrafyada İslam’ı küresel modernliğin payandası haline getirir ve böylece bizi küresel modernliğe entegre eder.

Bir süredir devam etmekte olan “Kapitalist İslam-Sosyalist İslam” tartışması da böyledir mesela. Muhafazakâr modernleşmeden yana olanlar İslam’ı Kapitalizm’le örtüştürmeye çalışırlarken, radikal modernleşmeden yana olanlar da onu Sosyalizm’le örtüştürmeye çalışmaktadırlar. Son derece ibret verici bir tartışmadır bu. Taraflar Kur’an ayetlerini, hadisleri, tarih içinde ortaya konulmuş uygulamaları, sahip olduğumuz ilim, irfan, tefekkür mirası içinde yer alan birtakım düşünce ve görüşleri seçmekte, bunları Batılı düşünce kalıpları içerisinde “yeniden” yorumlamakta ve delil olarak ortaya sürmektedirler, tüm kaynaklar bu şekilde İslam’ın “Kapitalist” veya “Sosyalist” olduğunu ispatlamak üzere seferber edilmektedir.

Hâlbuki bunların ikisi de -biri diğerine muhalif olarak- Batı’da zuhur etmiştir, ikisi de Batı’nın tarihî, felsefî, sosyal, kültürel, siyasî ve iktisadî bunalımlarının ürünüdür. Hal böyle iken günümüzün “Müslüman aydını” oturup ikisinden birini İslam’la örtüştürmek için yoğun çaba harcamaktadır. İşte bu Batı’yı yeniden üretmek demektir ve içler acısı bir durumdur. Şûrâ ayetinden demokrasi, “Dinde zorlama yoktur” ayetinden laiklik çıkarmak, Fransız Devrimi’ni Hz. Peygamber’in 23 senelik risâletinin sonucunda gerçekleştirdiği fetihle özdeşleştirip “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganları atmak da böyledir. Bu tür yaklaşımlar doğrultusunda mucizeyi “sembolik dil” ile izah edersiniz, Kur’an’ı “birinci dereceden felsefî metin”, melekleri de “tabiat güçleri” yaparsınız, vahyi sosyoloji ve psikoloji çerçevesinde açıklamaya çalışırsınız -ki örnekleri az değildir-, Batılı da oturup mutluluktan ellerini ovuşturur ve size güler; zira zihnen onun esirisinizdir ve itimat merkezlerinizi kendi ellerinizle devre dışı bırakmışsınızdır. Kısacası günümüz Müslüman’ının aklı modernizasyonla malul olduğundan dinî, içtimaî, siyasî, iktisadî, hukukî nazariyeleri de genel olarak Batı’yı yeniden üretmeye yöneliktir.

Batı’nın bilgi telakkisini (epistemolojisini) muteber kabul etmekle, Batı’nın akademik tasnif ve tertiplerini kullanmakla kadîm müktesebatımızı Batılı epistemolojinin mahkûmu haline getiriyoruz. Bu, bir nevi İslam ilim, irfan ve tefekkür mirasına Batılı elbise giydirme ameliyesidir ki, sonuçları itibariyle son derece yıkıcıdır. Yapılmakta olan şey, kaynakları modern paradigma doğrultusunda, Batılı bir bakış açısıyla “yeniden” yorumlamaktan ibarettir. “Ilımlı İslam”, “Demokratik İslam”, “Kapitalist İslam”, “Sosyalist İslam”, “Anarşist İslam”, Oryantalistlerden mülhem Sünnet’i-Hadis’i reddeden “Kur’an İslam’ı”, moderniteye uygun biçimde geliştirilen “Kent Müslümanlığı” vs. hep bu tür yaklaşımların ürünüdür.

Bir başka epistemolojik evrene (Batı’ya) dâhil olduğumuz sürece İslam medeniyet hamlesi başlatmamız söz konusu değildir, ancak makyajlama yoluyla “İslamî” hüviyete büründürülmüş bir uygarlık hamlesi başlatmış oluruz ki, bugün muhafazakâr modernleşme ideolojisini benimsemiş olanların yapmakta oldukları şey tam olarak budur. Söz konusu kimselerin “İslamî” referansları sözden öteye geçememektedir, hakiki manada İslamî olarak nitelendirilebilecek içtimaî, siyasî, iktisadî bir perspektifleri yoktur, şehir perspektifleri yoktur, medeniyet perspektifleri yoktur, çünkü zihinleri modernizasyonla maluldür.

Tanzimat’tan bu yana Batı zaten kendi medeniyet coğrafyamızda ziyadesiyle döl vermiştir, hemen her alanda melezleşme söz konusudur ve yapmamız gereken bunu tersine çevirmeye çalışmaktan ibarettir. Bu da ilerisi gerisi yok tam olarak geleneğe dönüşle, dolayısıyla geleneğin içinden kendimizi yeniden üretmekle mümkün olabilir; Müslümanların bu konuda ikinci bir seçenekleri bulunmamaktadır. Hadis-i Şerif’i hatırlayalım: “Kim bir kavme benzerse o kavimdendir” (Ebu Davud), “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o kavimdendir” (Ahmed b. Hanbel) veya “Bizim dışımızdakilere benzeyen bizden değildir” (Tirmizî). Bu, giyim kuşamdan düşünceye kadar hemen her konuda böyledir. Günümüz Müslüman’ı Müslüman’dan başka her şeye benzemektedir, zira asimile olmuştur ki, hadisin kastettiği şey de budur. Asimile, yani müteşebbih, Batılıya benzeyen, modern… Tam bir yabancılaşma ve asimilasyon söz konusudur bugün.

Yüzde yüz İslamî, sağlam bir bilgi telakkisine sahip olmadan, hangi bilgiyi nerede bulabileceğimizi bilebilmemiz mümkün değildir. Adresi bilmiyorsun, nasıl yol gideceksin?! Bu yüzden de modernist “aydınlarımız” fikren esiri oldukları kampın bilgi ve düşünce hâkimiyeti altında sürünmektedirler, üstelik doğru yolda oldukları zannıyla. Oysa hakikatte Batı’yı yeniden üretip “Müslüman” kimliğiyle küresel modernliğe entegre olmaktan başka hiçbir şey yapmamaktadırlar.

Hangi bilginin nerede olduğunu bilmeyen kimse ne yapacak, zaten zihinsel kodları değişmiş, Batılı kodlarla yeniden yazılmış, ilim, irfan ve tefekkür mirasına vakıf değil, herhangi bir meseleye ilişkin bilgiyi Batılı kaynaklarda arıyor, aslî kaynakları da -Kur’an ve Sünnet’i- modern disiplinler doğrultusunda yorumluyor, tam anlamıyla esaret altında. Kendi ilim, irfan ve tefekkür mirasına, dolayısıyla elinin altındaki kaynaklara hiç müracaat etmediği halde müracaat etmiş ve aradığını bulamamış gibi davranmak, sonra da aradığını Batılı düşünce kaynaklarında bulduğu zannıyla şaşırmış gibi yapıp “Vay be, adamlar her şeyi söylemiş” demek sağlıklı bir yaklaşım değil, bilakis şizofreni belirtisidir. Bilgi kaosu ve eklektizm bu ve benzeri yaklaşımların doğal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hulâsa, pozitif akıl-bilgi kaosu-eklektizm üçlü kıskasından kurtulmak için önce keşf-i kadîm yapmak, ardından da bugüne dair kadîmle irtibatlı, aynı zamanda kendine özgü, saf İslamî bir perspektif ortaya koymak durumundayız.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

(Bu yazı Terkip ve İnşâ dergisinin Eylül 2015 tarihli 6. Sayısında yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s