Kemal Ramazan Haykıran / Tarih-Kültür / Yazarlar

Türkiye’nin Tapusu: Miryokefalon Savaşı

kös-kemalMiryokefalon zaferi, Anadolu’daki Türk egemenliğinin kabul edildiği savaştır. Türkler, Anadolu’nun tapusunu bu zaferle almışlardır. Bu savaş, Bizans’ın son doğu seferidir. Miryokefalon Savaşı’ndan sonra dünya, Anadolu’nun Türk yurdu olduğunu kabul etmiştir.

Selçuklular, Batı Türkistan ve İran topraklarında Türk-İslam medeniyetinin temsilcisi olan güçlü bir imparatorluk oluşturduktan sonra fetihlerini batıya doğru yöneltmişlerdi. Daha imparatorluğun ilk kuşak hükümdarlarından Tuğrul Bey zamanına XI. Yüzyılın başında Anadolu’ya akınlar yapılmaya başlanmış, bu topraklar tanınmıştı. Ardından 1048 yılında Pasinler Ovası’nda Bizans ordusu ile Selçuklular arasında yapılan meydan savaşını Selçukluların kazanmasıyla tarihe büyük bir not düşülmüş oluyordu. Anadolu ve Roma İmparatorluğu Türk’ün askeri gücünü tanıdıkları gibi İslam Dünyası da Roma karşısında VIII. Yüzyılın ikinci yarısından -İmparator III. Leon zamanından- beri devam eden geri çekilme ve savunma durumundan çıkmış oluyordu. 756 tarihinden bu yana ilk defa İslam unsurları Doğu Roma karşısında askeri bir başarı elde etmiş oluyorlardı.(1) Bu başarı Anadolu’nun yeni sahipleri olacak olan Selçukluların zaferiydi. Bunun arkasından 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunun ağır bir yenilgiye uğramasıyla Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış oluyordu. Hemen bu tarihin ardından Türkmen boylarının Anadolu’ya yöneldikleri, Selçuklu hâkimiyeti altındaki Türkmen beylerinin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Türk beylikleri oluşturdukları görülmektedir. Selçuklu hanedanının önemli temsilcilerinden Süleyman Şah ise kuzey hattından Anadolu’nun batısına doğru yönelmiş ve 1075 yılında İznik’i fethederek Selçukluların hâkimiyetini Anadolu’ya taşımıştı. Böylelikle Süleyman Şah’ın öncülüğünde başlayan Anadolu’nun Türkleşmesi süreci, sonraki yıllarda da etkisini arttırarak devam etmiştir. Böylelikle Anadolu’nun batısında Selçuklu hâkimiyetinin bir yan kolu olarak Türkiye Selçukluları yükselmeye başlamıştı.

Bizans’ın aleyhine hızlı bir yükselme gösteren Süleyman Şah, vekili Ebû’l-Kasım ve oğlu I. Kılıç Arslan, Bizans için en büyük tehdidi oluşturmaktaydılar. Oldukça başarılı bir fetih politikasının sürdüğü bu tarihlerde özellikle Kılıç Arslan çok daha büyük bir imparatorluk ideolojisini zihninde taşımaktaydı ve bunun için de önemli adımlar atmaya başlamıştı. Kılıç Arslan İstanbul’u almayı, Balkanlara geçmeyi planlıyordu. Ayrıca Gürcistan ve Ermenistan üzerine de planları vardı. Suriye ve Irak’ta bulunan hanedanın diğer kolları üzerinde de hâkimiyet emelleri taşıyordu. Hepsinden önemlisi Melik Şah’ın ölümü ile sarsılan hanedanın esas merkezi üzerinde de hâkimiyet kurup tüm Selçukluları bir siyasi çatı altında toplamayı amaçlıyordu ama o bunların hiçbirini -yapabilecek kapasitesi ve imkânı olduğu halde- yapamamıştı, çünkü Kılıç Arslan’ın bütün enerjisini 1096 yılında baş gösteren Haçlı saldırıları almıştı. O bütün dinamizmini imparatorluğu büyütmek yerine Anadolu’nun savunmasına harcamak durumunda kalmıştı. Haçlılar Anadolu’da oluşan yeni siyasi güç açısından gerçekten büyük bir talihsizlik olmuştu. Bizans, bu Haçlı orduları sayesinde Türkleri kıyı bölgelerinden uzaklaştırmayı başarabilmişti. Bizans’ın Haçlılarla yaptığı anlaşmaya göre, İmparator, Haçlıların savaş masraflarını karşılayacak, bunu karşılık Haçlılar da Anadolu’da zapt ettikleri yerleri Bizans yönetimine vereceklerdi. Bizans ve Haçlı ordusu ilk olarak İstanbul’dan çıkarak doğru İznik’e yöneldiler ve burayı kuşatma altına aldılar. Bu sırada Malatya’nın fethiyle meşgul olan Kılıç Arslan doğru İznik’e geldi burada bir ordugâh kurup direnmeye çalıştı. Ancak daha sonra fikrini değiştirip kuvvetlerini daha fazla yıpratmadan düşmanı Anadolu’da karşılamayı düşündü ve İznik’i kendi kaderine bıraktı. Sonuçta buradaki Türkler İznik’i 19 Haziran 1097’de Bizanslılara teslim etti. Böylece 21 yıllık Selçuklu payitahtı Bizans’ın eline geçiyordu, ta ki Orhan Bey dönemine kadar. I. Kılıç Arslan’ın eşi ve çocuklarının da bulunduğu İznik’in ardından başta İzmir ve Efes olmak üzere Batı Anadolu’nun sahil bölgeleri de Bizans hâkimiyeti altına girdi.

İznik’in düşmesinden sonra Konya’yı başkent yapan I. Kılıç Arslan, Danişmendliler ile birlikte Haçlılara karşı mücadeleye devam etti. 1101 yılında birbiri ardına Anadolu’ya giren Haçlı ordularını yenilgiye uğratan I. Kılıç Arslan’ın bu başarıları, Haçlıların yardımıyla Türkleri Anadolu’dan tamamen atmayı düşünen İmparator’un umutlarını boşa çıkardı.

Bir süre sonra I. Kılıç Arslan ile bir antlaşma yapan I. Aleksios, Marmara kıyısındaki bölgeleri, ayrıca İzmir ve Antalya havalisi Bizans’a ait olmak şartıyla Anadolu’nun diğer bölgelerinde Bizans’ın eline geçen yerleri Selçuklulara geri vermeyi kabul ediyordu. Haçlı akınları Selçukluların ilerleyişini durdurmuştu ama Anadolu’dan çıkmalarını sağlayamamıştı. Bundan sonraki tarihlerde de Türkmen akınları Bizans’ın aleyhine ilerlemeye ve güçlenmeye devam etti. Bizans İmparatorluğu ise kendi aleyhine gelişen bu süreci durdurmak ve püskürtmek istiyordu. Bu bağlamda Selçuklular ile Bizans arasında sürekli savaşlar yaşanmaktaydı. Fakat Türk akınları sadece askeri ve siyasi boyutta değildi. Anadolu’ya İran üzerinden kalabalık boylar halinde Türkmenler göç etmeye başlamışlardı. Hanedanlık merkezinin siyasi çalkantı içinde olması ve İslam dünyasının merkezi coğrafyalarında yaşanan mezhep çatışmaları buraları yaşanmaz kılmıştı. Oysa bu genel tablonun aksine Türkiye Selçuklu sultanları Anadolu’da istikrarı sağlamış, huzur ve güven ortamını oluşturmuşlardı. Bunun da etkisiyle Türkiye Selçuklu hâkimiyetinin sürdüğü Anadolu topraklarına doğudan yoğun bir biçimde Türk nüfusu göçmeye başlamıştı. Böylelikle Anadolu Türkleşme sürecine girmiş oluyordu.

Selçuklu hanedanının yan kolunu oluşturan Arslan Bey’in soyundan gelen Süleyman Şah,  Anadolu’da Selçuklu hâkimiyetine giren şehirleri yeniden imar ediyor, burada yeni bir sosyal ve kültürel hayat başlıyordu. Anadolu artık bir Türk yurdu olmaya başlamıştı. Bu durum Bizans’ı fazlasıyla rahatsız etmekteydi.

XII. Yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Türkiye Selçuklu tahtında bulunan Sultan Mesud 1155 yılında ölünce yerini büyük oğlu II. Kılıç Arslan aldı. Rakiplerini etkisiz hale getirerek Orta Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini sağlamlaştıran II. Kılıç Arslan’ın her geçen gün artan kuvveti ve bunun sonucunda Türkmenlerin yeniden Batı Anadolu’daki Bizans topraklarına akınlar düzenlemeye başlamaları, Bizans İimparatoru I. Manuel’i rahatsız etmekteydi. Anadolu’da birliği sağlamış kuvvetli bir Selçuklu Devleti’nin Bizans açısından ne derece tehlikeli olabileceğinin farkında olan imparator, bu duruma engel olabilmek için bir yandan uzun süredir ihmal ettiği babasının Anadolu politikasını yeniden ele alırken, diğer yandan II. Kılıç Arslan’ın rakipleriyle irtibata geçmeye başladı. 1158 yılında Çukurova’ya bir sefer düzenleyerek Ermeni Thoros ve müttefiki Antakya Prinkepsi Renauld’u itaat altına alan I. Manuel, Musul Atabegi Nureddin Mahmud ile de II. Kılıç Arslan’a karşı bir antlaşma yaptı. Bu seferin Selçuklulara karşı olmaması sebebiyle İmparator Çukurova’ya gelirken Selçuklu topraklarından rahatça geçmişti. Fakat İstanbul’da kendisine karşı bir isyan hareketinin başlatıldığını öğrenen I. Manuel geri dönerken de Selçuklu topraklarından geçmeye kalkınca Nureddin ile aralarında yaptıkları antlaşmadan haberdar olan II. Kılıç Arslan’a bağlı Türkmenlerin Larende ve Kütahya yakınlarında saldırısına uğrayarak ağır kayıplar verdi.(2)

İstanbul’da duruma hâkim olan I. Manuel, Türklerden intikam almak üzere 1159 yılında bu kez doğrudan Selçuklular üzerine sefer düzenlediyse de, Eskişehir yakınlarında Türkmenlerin baskınlarıyla yıpratılan Bizans ordusu kışın şiddetini arttırması sebebiyle İstanbul’a geri dönmek zorunda kaldı.

Bu seferden hemen sonra yeniden harekete geçen Türkmenler Isparta ve Denizli yörelerine kadar uzanan akınlar düzenlerken Danişmendli Yağıbasan da Karadeniz sahilindeki Bafra ve Ünye’yi ele geçirmişti. Bu akınlar üzerine İmparator, 1160 yılında bir kez daha Selçuklular üzerine sefere çıktı. Özellikle Menderes havalisindeki Türkmenlerin faaliyetlerine son vermek isteyen I. Manuel, zaman zaman Selçuklu kuvvetlerinin ani saldırıları karşısında güç duruma düşse de, çoğunlukla üstün olduğu savaşların ardından İstanbul’a döndü. Ancak İmparator’un bölgeden ayrılmasından sonra Denizli ve yakınındaki Fileta’yı ele geçiren Türkler, Hıristiyan ahaliyi de esir aldılar.(3)

Selçuklulara karşı büyük ordularla her yıl mevsimlik seferler düzenleyen İmparator, bu şekilde kesin bir netice elde edemiyordu. Bu yüzden o, daha etkili bir yöntem takip ederek Anadolu’da II. Kılıç Arslan’a karşı kuvvetli bir ittifak oluşturdu. İlk olarak Suriye’deki Franklarla anlaşan İmparator, ardından Danişmendli Yağıbasan ile bir ittifak anlaşması yaptı. Bununla da yetinmeyen I. Manuel, II. Kılıç Arslan’ın Çankırı ve Ankara Meliki olan kardeşi Şehinşah’ı da saltanat davasında kendisini destekleyeceğini vadederek bu ittifaka dâhil etti. Daha önce II. Kılıç Arslan’ın yanında yer alan Kayseri Meliki Danişmendli Zunnun ve Malatya Hâkimi Danişmendli Zülkarneyn’in de bu birliğe katılmasıyla Bizans İmparatoru’nun önderliğinde II. Kılıç Arslan’a karşı kuvvetli bir cephe oluşturulmuş oldu. Bu ittifakı haber alan II. Kılıç Arslan, bu güçlü birliği parçalamak için derhal harekete geçti. Bu amaçla ilk önce Bizans İmparatoru’na bir elçi göndererek onunla anlaşmak isteyen II. Kılıç Arslan, bu teklifinin reddedilmesi üzerine bu kez Danişmendli Yağıbasan ile 1160 yılında Elbistan ve çevresini kendisine bırakmak koşuluyla anlaşmaya çalıştı. Fakat onun bu girişimi de başarısızlıkla sonuçlanmış ve Sultan’ın barış teklifini reddeden Yağıbasan biraz sonra Konya’ya gelmekte olan II. Kılıç Arslan’ın karısını -ki Erzurum Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk’un kızı idi- kaçırarak yeğeni Zunnun ile evlendirmişti.(4)

Bu son olay karşısında oldukça öfkelenen II. Kılıç Arslan hemen Yağıbasan üzerine gitmişse de Bizans’ın ve diğer beyliklerin kuvvetleriyle desteklenen Yağıbasan’a mağlup olmuştu. Bu yenilgiyle büyük bir prestij kaybeden II. Kılıç Arslan, Bizans’ın rakiplerine verdiği desteği kesmediği takdirde başarılı olamayacağını anladı. Bu sebeple o, derhal I. Manuel’e bir mektup göndererek daha önce Bizans’a ait olan birçok kenti geri vereceğini, ayrıca elindeki Hıristiyan esirleri de serbest bırakacağını bildirdi. Bizans tarihçisi Kinnamos bu görüşmelerin devam ettiği sırada Bizans komutanı Kontostephanos’un 2500 kişiden fazla bir Selçuklu birliğini mağlup ettiğini yazmaktadır. Herhalde bu yenilginin ardından daha da güç duruma düşen II. Kılıç Arslan, İmparator ile yüz yüze görüşmek üzere yanına Nureddin Mahmud’un kardeşi Emir Miran’ı da alarak İstanbul’a gitti. Devrin kaynaklarında ayrıntılı olarak anlatılan bu ziyaret sırasında İmparator tarafından çok iyi ağırlanan ve kendisine bol miktarda hediyeler verilen II. Kılıç Arslan, uzun süre kaldığı İstanbul’dan I. Manuel ile bir antlaşma yaptıktan sonra ayrıldı. Bu antlaşmanın maddeleri ile ilgili ayrıntılı bilgi veren tek kaynak Kinnamos’a göre:

1- Selçuklular gerektiğinde Bizans İmparatorluğu’nun yanında mücadele edecekti.

2- İmparator’un izni olmaksızın Türkler Bizans arazisine girmeyeceklerdi.

3- Selçuklu Sultanı, Bizans’ın düşmanlarına karşı İmparator’un yanında mücadele edecekti.

4- II. Kılıç Arslan daha önce ele geçirdiği Bizans şehirlerini Bizans’a iade edecekti.(5)

1162 yılında Bizans ile yapılan bu antlaşma her ne kadar Selçuklular açısından ağır maddeler taşıyor gibi gözükse de II. Kılıç Arslan’a Anadolu’daki rakipleriyle rahatça ilgilenme imkânı vermesi açısından son derece faydalı olmuştur. Konya’ya döndükten hemen sonra rakipleriyle mücadeleye girişen II. Kılıç Arslan kısa sürede tüm düşmanlarını etkisiz hale getirerek Anadolu’da duruma yeniden hâkim oldu.

Taraflar arasındaki barış on yıl süreyle geçerliliğini korudu. Fakat II. Kılıç Arslan, özellikle Anadolu’da hâkimiyetini kuvvetlendirdikten sonra bu antlaşmanın kendisine yüklediği ağır sorumluluklardan kurtulmak istediği için antlaşma hükümlerini ihlal etmeye başladı. Kendisine bağlı Türkmen topluluklarına Bizans arazilerine sürekli olarak akınlar yapmalarını telkin eden Sultan bu sayede İmparator’dan daha fazla taviz koparmayı düşünüyordu.

Musul Atabegi Nureddin ile de Bizans’a karşı ortak hareket edeceğine dair anlaşan II. Kılıç Arslan ayrıca Alman İmparatoru Fredrich Barbarossa gibi Manuel’in rakipleriyle de iyi ilişkiler kuruyordu. Türkmen gruplarının Bizans topraklarına düzenledikleri akınlardan rahatsızlık duyan I. Manuel, nihayet 1173 yılında Selçuklulara karşı sefere çıktı. İmparator’un üzerine geldiğini öğrenen II. Kılıç Arslan, henüz kesin sonuçlu bir savaşa girmek istemediği için, beylerinden Süleyman’ı I. Manuel’in yanına göndererek tekrar barış talebinde bulundu.

I. Manuel’in yanına gelen Süleyman, bu saldırılarla Sultan’ın bir ilgisi olmadığını anlatarak onu aradaki barışın korunmasına ikna etmiş ve hediye olarak götürdüğü cins atlarla İmparator’un gönlünü almayı başarmıştı. Bu yeni antlaşma, taraflar arasında bir çatışmayı engellemekle birlikte barışın daha fazla devam etmeyeceği de açıktı. Sonuçta İmparator’un İstanbul’a dönmesinden sonra Türkmenler yeniden Bizans arazisine girerek Denizli ve etrafını yağmalamışlardı. Bizans İmparatoru da bu saldırılar karşısında sessiz kalmamış, Türkmenlerin faaliyetlerine son vermek için bölgeye ordu sevk etmişti.

Bizans’ın bu rahatsızlığı ve buna karşın Selçukluların ardı arkası kesilmeyen akınları, Türkmen boylarının daha da kalabalıklaşan oranlarda Batı Anadolu’yu kendilerine yurt etme süreçleri iki tarafın karşı karşıya gelmesini sağlayan temel faktör olmuştu. Her ne kadar iki ülke arasında bir antlaşma imzalanmışsa da, bu belli bir süre savaş ortamını ötelemekten başka bir sonuç vermemişti. İki güç arasındaki gerilim artarak devam etmekteydi.(6) Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos,  Kilikya kıyı bölgelerini tekrar eline geçirdi. Haçlılar tarafından kurulan Antakya Prensliği üzerinde Bizans egemenliğini kabul ettirdi.

Fakat bu sırada Bizans sınırlarında özellikle Eskişehir dolaylarında yoğunlaşan Türkmenlerin, Denizli, Kırkağaç, Bergama ve Edremit taraflarına akınları başladı. 1174’de Halep Emiri Nureddin Zengi öldü. Yerine geçen Selahaddin, kuzeyindeki gelişmelerden uzak kalarak Mısır’a yöneldi. Bu gelişmeler I. Manuel tarafından Anadolu Selçuklularının güçlü bir destekten mahrum kaldıkları şeklinde değerlendirildi. I. Manuel, Papa’ya bir mektup yazarak, zamanın yeni bir Haçlı seferi için elverişli olduğunu ve “Anadolu’dan geçen yolun artık güven altına alınacağını” bildirdi.(7) Bunun üzerine Avrupa’dan Haçlı orduları yola çıkmış ve 3. Haçlı seferi başlatılmıştı.

Eskişehir üzerinden Türkmen boylarının batıya Bizans topraklarına doğru hareket etmeleri ve Denizli, Bergama ve Edremit gibi Anadolu’nun batı hattındaki Bizans topraklarında Türk nüfusunun giderek artması Bizans İmparatoru Manuel’i rahatsız etmişti. Toprakları üzerinde çoğalan bu güçten kurtulmak isteyen İmparator Manuel harekete geçmiş ve Türkmen grupların üzerine yürümeye başlamıştı. Artık savaş kaçınılmaz olmuştu.(8) Selçukluların destek alamayacakları bir sırada I. Manuel Anadolu’ya yeni kuvvetler gönderecekti. Haçlılarla birlikte düzenleyeceği bir sefer için de askeri hazırlıklara başladı. Bu hazırlıkları haber alan II. Kılıç Arslan, bir elçi heyeti göndererek daha önce yapılan barış antlaşmasının yenilenmesini teklif etti. İmparator I. Manuel, Bizans’a yönelik Türkmen akınlarının durdurulması, Bizans’a sığınan Danişmendli Emir’i Zünnun ile Şehzade Şehinşah’ın topraklarının Bizans’a bırakılması şartıyla barış yapılabileceğini bildirdi. Bu şartları kabul etmeyen Sultan, Denizli’ye kadar olan Bizans topraklarını ağır bir şekilde tahrip etti. İmparator, Bizans kuvvetleri eşliğinde önce Şehzade Şahinşah’ı daha sonra da Zünnun’u Anadolu’ya gönderme girişiminde bulundu. II. Kılıç Arslan’ın aldığı tedbirler karşısında başarılı olamadı. Şehinşah ve Zünnun tekrar Bizans’a kaçmak zorunda kaldılar.(9) Bu koşullar altında Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan, doğuda Danişmendoğulları ile arasındaki meseleyi hallettikten ve gücünü arttırdıktan sonra batıya yönelmiş ve Türkmen gruplarına yapılan saldırıların karşılığını vermek için hareket geçmişti. Paflagonya’ya gönderilen Andronikos Vatatzes’in ordusu Eylül ayı başlarında Niksar  surları önünde yapılan meydan savaşında Selçuklu ordusu tarafından yenildi. Vatatzes’in kesik başı, bir zafer nişanesi olarak II. Kılıç Arslan’a gönderildi.(10)

Bir taraftan savaş hazırlıklarına girişen II. Kılıç Arslan, diğer taraftan yapılacak savaşın meşruiyetini ve diplomatik kısmını da ihmal etmiyordu. Bizans İmparatoru’na bir elçi göndererek daha önce yapılan antlaşmayı hatırlatmış ve İmparator’un yaptığının antlaşmaya ters düştüğünü kendisine iletmişti.(11) İmparator’a yeni bir antlaşma teklifinde bulunan Kılıç Arslan, Türkmen akınlarına izin vermesini ve elinde bulunan Türkmen beylerini geri iade etmesini talep etmişti. Bunlara karşılık İmparator, Kılıç Arslan’dan Türkmenlerin ele geçirdiği toprakları terk etmesini istemiş, Sultan da bunu kabul etmemiştir.(12) Artık savaş çizgileri çizilmiş oluyordu. Sultan’ın iki ayrı barış teklifinin de kabul edilmemesi, her türlü diplomatik yolun önünün kapatılması ve İmparator’un asker toplama faaliyetlerine başlaması üzerine Sultan da savaş hazırlıklarını hızlandırmıştı. 1176 yılının ilkbaharında her iki imparatorlukta da yoğun savaş hazırlıkları göze çarpmaktadır.(13) Mart ayında kalabalık bir ordu ile İmparator Manuel İstanbul’dan çıkıp Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeye başladı.    Güneye ve doğuya doğru ilerleyen Manuel’in ordusu bölgede bulunan Türkmen kuvvetler tarafından hırpalanmaya başlandı. Oldukça kalabalık bir Türkmen gücü bölgeye yayılmış durumda bulunmaktaydı. İmparator’un ordusu ile karşılaştıkları noktada ona saldırarak gücünü kırmayı amaçlıyorlardı. Böylelikle hırpalanarak ve zorlanarak yavaş yavaş ilerleyen Bizans ordusu sonbahara doğru Denizli yakınlarına varmıştı.(14) Bizans kaynakları İmparator’un 700 binden fazla askere sahip olduğunu yazmaktadır.(15) Bunun abartı olduğu düşünülse dahi yine de azımsanmayacak güçte bir imparatorluk ordusu Denizli civarında hazır bulunmaktaydı. Bu savaş Bizans için önemli bir dönüm noktasıydı, ya Türkleri yenip Anadolu’yu geri alma sürecini başlatacaklardı ya da yenilip Anadolu’yu Türklere bırakacaklardı. Bu itibarla İmparator toplayabildiği en kalabalık orduyu toplamıştı. Bu bağlamda kendi kuvvetlerinin yanı sıra Frank, Macar, Sırp ve Peçeneklerden oluşan kalabalık ekstra bir kuvvet daha tedarik etmişti.(16) Sultan’ın ordusu da bu istikamete doğru hareket etmişti.

İki ordu Denizli yakınlarında karşılaşmışlardı. Kılıç Arslan meydan savaşına girişmeden önce Manuel’in gücünü biraz daha kırmak için etrafta bulunan Türkmen kuvvetlerine vur-kaç saldırıları yapmalarını emretmişti.(17) Bizans ordusu Denizli’den çıkarak Menderes boyunca ilerlemeye başlamıştı. Onu takip eden Kılıç Arslan, Manuel ile dar bir boğazda karşılaştı. Manuel’in bu hamlesinin amacı Sultan’ı gafil avlamak ve doğrudan Konya’ya yürüyerek payitahta saldırmaktı.(18) Onun bu manevrasını anlayan Kılıç Aslan, Manuel’in yolu üzerinde pusu kurmuş ve onu dar bir boğazda pusuya düşürmeyi başarmıştı. Böylece 1176 Eylül’ünde Bizans İmparatoru Selçuklu Sultanı’nın kurduğu pusuysa düşmüş oluyordu.(19) Bu pusu Miryokefalon olarak bilinen yerde geçekleşmiş oluyordu. Bu yerin neresi olduğu uzun yıllar tarihçiler tarafından tartışılmış, birkaç farklı yer olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bugün gerek yapılan saha çalışmaları gerekse Bizans kaynaklarının verdiği onomastik bilgiler ışığında bu dar boğazın Denizli’nin Çivril ilçesi sınırlarında kalan Düzbel geçidi yakınlarındaki mevki olduğu anlaşılmaktadır. Bölgenin adı ile Manuel’in savaş esnasında yazdığı mektuptaki yer adı örtüşmektedir.(20) Ayrıca sahada yapılan çalışmalar, burayı tasvir eden kaynakların betimlemeleriyle Düzbel’in özelliklerinin aynı olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi alanda pek çok ok ucu bulunmuştur. Tüm bu deliller tartışma bırakmayacak şekilde Miryokefalon denilen mevkiin Denizli Çivril Düzbel geçidi olduğunu göstermektedir.(21)

Her iki taraf da eşit oranda güce sahipti. Kılıç Arslan’ın Türkmenler ile desteklenmiş ordusunun karşısında Manuel’in Franklar ve Sırplarla desteklediği Bizans ordusunun asker sayıları eşitti. Selçuklu ordusunun silah gücü çok zayıftı fakat hareket kabiliyeti çok yüksekti. Selçuklu ordusu, bu dar dağ geçidinin yamaç ve doruklarında Bizans ordusunu beklemekteydi.

Deneyimli subaylar, ağır hareketli Bizans ordusunu geçidin içindeki dar ve çukur yoldan geçirmemesi için İmparator’u uyardılar. Fakat genç ve tecrübesiz prensler kendilerine çok güveniyorlardı. Şan ve şöhret kazanmak istiyorlardı. Bunlar İmparator’a baskı yaparak onu bu yolda ilerlemeye zorladılar. Bizans ordusu geçitte kollara bölünmüştü. Önde piyadelerden oluşan bir öncü kuvvet vardı. Diğerleri piyade ve süvarilerden oluşuyordu.(22)

17 Eylül 1176’da Bizans ordusunun öncü kuvvetleri geçide girdiler. Öncü ve ana kuvvetler fazla zayiat vermeden geçitten geçtiler. Selçuklular önce geri çekilerek dağlara saptılar. Bizans ordusunun iki kolu geçidin ağzından çıktıkları zaman, artçı kolu geçide daha yeni girecekti. Geçit içinde bulunan ordu birlikleri ve ağırlıklar geçitte 15 kilometre uzunluğunda bir konvoy halindeydi. Birden geçidin her iki yamaç ve doruklarında bulunan Selçuklu ordusu önce yamaçlardan aşağı inerek geçit ağızlarına saldırıp geçidin içinde bulunan Bizans birliklerini çembere aldılar. Bizans ordusunun sağ kanadı üzerine çok kuvvetli bir Selçuklu hücumu geldi. Bu hücum sağ kanat birliğinin düzenini bozdu. Askerler küçük birlikler halinde birbirinden habersiz parçalara bölündü. Çok ağır kayıplar verdiler. Bu koldaki süvarilerin başında bulunan İmparator’un kayınbiraderi Antakya Prensi Baudouin, Selçuklulara karşı saldırıya geçti. Fakat bütün adamlarıyla birlikte kendisi de öldürüldü.(23)

Türkler hücumlarında erzak ve cephane taşıyan arabalar ile arabaları çeken atları hedef aldılar. Zaten hareket kabiliyeti olmayan Bizans ordusu tamamen kilitlenmişti. Selçuklular hareket edemeyen Bizans ordusunun kollarını imha hücumlarına başladılar. Geçidin aşağısında bulunan diğer Bizans askerleri durumu görüyorlar fakat sıkışık durumda oldukları için yardım edemiyorlardı. Sol kanat da büyük kayıp verdi. Komutanlardan Yannis Kantakuzenos, Selçuklular tarafından öldürüldü.(24) Kalan Bizans askerleri Selçuklu ordusu karşısında nasıl bir pozisyon alacaklarını bilememişlerdi. Panik içerisinde dağılmaya başladılar. Büyük bir bozguna uğrayan Bizans ordusunu, geçidi saran şiddetli bir toz fırtınası tamamen çökertti.(25) Toz fırtınası iki orduyu da derinden etkiledi ise de, zaten panik halinde olan Bizans ordusunun moralini tamamen bitirdi. İmparator ordusuna komuta edemez hale geldi. İmparator I. Manuel bu arada esir düşmekten korkup kaçmayı bile düşünmüştür. Toz fırtınası geçtikten sonra parçalara ayrılan Bizans ordusu geçidin dışına çıkarak toparlanmayı başardı. Geçitten savaştan önce geçen Yanis ve Andronikos Angelos komutasındaki öncü kuvvet ile Konstantin Makrodukas ve Andronikos Lapardas komutasındaki ana kuvvetler birleştiler.(26) Andronikos Kontostephanos komutasındaki artçı kuvvet, baskın sırasında geçitte olmadığı için fazla kayıp vermemişti. Geçidin dışında toparlanan Bizans ordusu savunma hatlarını oluşturdu. Selçukluların saldırıları ertesi gün de devam etti. I. Manuel ordusunu toparladıktan sonra karşı saldırıya geçmek istediyse de, bir sonuç alamadı. Bizans ordusu geçidin dışında toparlanmaya çalışırken Selçuklu ordusu geçidin içinde kalan ve Konya’yı kuşatmada kullanılacak mancınıklar başta olmak üzere bütün silah, teçhizat ve erzakları kullanılamaz hale getirdi.(27)

Konya’yı alarak Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıkmak ve Antakya’ya kadar olan bölgeyi topraklarına katmak hayaliyle yola çıkan I. Manuel yenilerek geri dönmek zorunda kaldı. II. Kılıç Aslan, Bizans ordusunu tamamen imha edemeyeceğini anladı. I. Manuel’e hediyelerle birlikte barış görüşmeleri için bir elçi gönderdi. Eskişehir (Dorileon) ve Uluborlu’daki (Sublaion) kalelerin Bizanslılar tarafından yıkılması şartıyla Bizans ordusunun hiçbir saldırıya uğramadan İstanbul’a dönebilecekleri yönündeki teklifi Bizanslılar kabul ettiler. Ancak I. Manuel, İstanbul’a dönerken sürekli Türklerin saldırılarına uğradı. Bu saldırıların sebebi Bizanslıların anlaşma gereği yıkmaları gereken Dorileon kalesini yıkmamalarıdır ki, daha sonra kale yıktırılmıştır.(28)

Kılıç Arslan böylece Türklere Malazgirt’ten sonra ikinci büyük zaferi kazandırmış, Haçlı seferleri sebebiyle 1097’den 1176’ya kadar Bizanslılarda olan üstünlüğü tekrar Selçuklulara geçirmiştir. Kaynaklarda maddeleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmeyen ve sadece Dorileon ve Soublaion kalelerinin yıkılması ve “İmparator’un bu anda kabul etmek zorunda olduğu şartlar” diye söz edilen bu antlaşmanın ardından I. Manuel İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. İmparator, dönüş sırasında kendisine refakat eden üç Selçuklu emirine rağmen Sultan’ın imzaladığı barış antlaşmasını bir türlü kabullenemeyen Türkmenlerin saldırılarından kurtulamadı. Alaşehir’de toparlanmak için bir müddet istirahat eden I. Manuel, buradan İstanbul’a gönderdiği bildirilerde kendisini Alparslan’ın karşısında mağlup olarak esir düşen IV. Romanos Diogenes’e benzetiyor, ancak antlaşmayı esir olarak Sultan’ın huzurunda değil serbest bir şekilde ve kendi sancağı altında imzaladığını belirtmeyi de ihmal etmiyordu.

Dönemin Bizans kaynaklarında yüz yıl önceki Malazgirt bozgunuyla karşılaştırılan bu zaferin ardından Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan çıkarma ümidi tamamıyla suya düştüğü gibi, büyük Franko-Bizans düşüncesi de iflas etmiş oluyordu. Bizans tarihindeki en ağır yenilgilerden birisi olan bu büyük bozgundan sonra artık Bizans çöküş sürecine girmiş, Türkler de ilerleme ve taarruz girişimlerine başlamış ve bunu fetihler takip etmiştir. Yani artık Haçlı seferleriyle başlayan buhran sona ermiştir. Dönemin şairlerinden İbn-i Ta’vazi bu zaferi divanında şöyle dile getirmiştir;

‘’İslam ülkelerinde beklediğimiz uğurlu zafer haberi geldi; şimdi Müslümanlar mesud Hıristiyanlar müteessirdir( üzüntülü). Sugur’da vuku bulan bu haberi Müslümanlar müzik sesi gibi dinlemektedir. Mesud’un oğlu bizim için zafer, Rum hükümdarı için felaket getirdi. Camilerde hatipler Halife’nin bu müjdesini bildiriyor. Halife’nin ve hatiplerin duası da Müslümanlar için başka bir askerdir.’’(29)

I. Manuel’in bu zafer sonucunda imzalanan antlaşmaya uymayıp Eskişehir’deki istihkâmları yıkmaması üzerine Kılıç Arslan tekrar Bizans üzerine sefer yapar. Bizans’ın da bu dönemde iç karışıklıklarla uğraşması Selçukluların lehine olur. Kılıç Arslan seferleri sonucu Uluborlu, Kütahya gibi önemli yerleri de alarak bir kez daha üstünlük sağlar. Daha sonra Alman Frederick komutasında Selçuklular üzerine 3. Haçlı seferi düzenlenir. Her ne kadar kayıp verilse de başarılı komutanlar sayesinde bu birliklere karşı başarılı savaşlar verilir. Bu seferleri kendisine fırsat bilen Bizans, kaybettiği birkaç yeri geri alır. Bizanslılar Malazgirt yenilgisini hiçbir zaman kabul etmemişlerdi. Çünkü Bizans, tarihinde birçok kere Türklere ve diğer milletlere yenilmiş, hatta başkent İstanbul da ele geçirilmişti. Bizans, Türkleri bir işgalci olarak gördüğü için daha önce onları kültürleriyle eritmişlerdi. Malazgirt yenilgisini de bu şekilde atlatacaklarına inanıyorlardı. Fakat bu gelen Türkler öncekiler gibi değildi. İslamiyet’le birlikte Türkler, bilgi, inanç ve kültür olarak bu asırda Bizans’tan çok üstündüler. Bizanslılar Türkleri kovacaklarına dair inançlarını Miryokefalon hezimetiyle kaybettiler. Daha da önemlisi Bizans İmparatorluğu, Miryokefalon yenilgisiyle dünya üzerinde “imparator devlet” olma iddiasını bir daha kazanamamak üzere kaybetmişti.

Miryokefalon zaferi, Anadolu’daki Türk egemenliğinin kabul edildiği savaştır. Türk tarihi açısından çok önemli olan bu zafer, yeterince bilinmemekte ve anlatılmamaktadır. Türkler, Anadolu’nun tapusunu bu zaferle almışlardır. Bu savaş, Bizans’ın son doğu seferidir. Miryokefalon Savaşı’ndan sonra dünya, Anadolu’nun Türk yurdu olduğunu kabul etmiştir. Bölük pörçük olan Anadolu’daki Türkler siyasi bir birlik haline gelmişlerdir. Savaş tazminatı olarak alınan 100.000 altın Anadolu’nun yeniden imar edilmesinde kullanılmıştır.

Kemal Ramazan Haykıran – akilvefikir.org

———-

1- Ernst Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, çev. Fikret Işıltan, İstanbul, 1970, s.111

2- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.125

3- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.127

4- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 285

5- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.128

6- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.132

7- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 304-305

8- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.132

9- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 306

10- Osman Turan, Selçuklular zamanında Türkiye, İstanbul, 1996, 206

11- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 205

12- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.133

13- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 206

14- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 207

15- George Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Ankara, 1999, s. 391

16- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Anlara, 2013, s. 306

17- A. Sevim, Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklular ve Beylikler Dönemi, Ankara, 1989, s.133

18- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 208

19- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Anlara, 2013, s. 308

20- Bilge Umar, Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi, İstanbul, 1998, s. 111

21- Bilge Umar, Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi, İstanbul, 1998, s. 111

22- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 308

23- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 209

24- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 308

25- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 309-310

26- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 308

27- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 210

28- Osman Turan, Selçuklular Zamanda Türkiye, İstanbul, 1996, s. 211

29- Mükremin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara, 2013, s. 308

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s