Atilla Fikri Ergun / Din / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

İlimlerin Tasnifi ve Gazalî’nin İki Yönlü Yaklaşımı 

atilla-fikriergun-köşeİlimler tasnif edilirken onları tevhid eden, aynı potada eriten bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Örneğin İslam nokta-i nazarından ilmin naklî-aklî şeklinde kategorize edilmesi söz konusu değildir, bu, bütünlüğü parçalayıcı bir tasniftir.

İslam’ın bilgi telakkisini oluşturmak için, ilimlerin tasnifini kendi kaynaklarımızdan hareketle yeniden yapmamız gerekir. Zira ilimlerin tasnifi, İslam medeniyet hamlesinin bir cüzünü teşkil etmektedir, dolayısıyla zarurîdir.

Bir mukaddime babında şu kadarını söylememiz gerekir ki, ilimler tasnif edilirken onları tevhid eden, aynı potada eriten bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Örneğin İslam nokta-i nazarından ilmin naklî-aklî şeklinde kategorize edilmesi söz konusu değildir, bu, bütünlüğü parçalayıcı bir tasniftir. İslam ilim ve düşünce tarihinde de ilimler genel olarak bu şekilde tasnif edilmiştir, ancak bu yanlış bir yaklaşımdır. Günümüzde de “dinî ilimler-pozitif ilimler” denmektedir ki, bu tür ayrımlar zihin dünyamızı ve buna bağlı olarak kişiliğimizi ve hayatımızı parçalamıştır.

Örneğin Allah kâinatı belli bir ölçüyle yaratmıştır, kâinatın her bir zerresinde bir matematik vardır, hal böyle iken niçin matematik dinî alandan koparılıp pozitif ilimlere havale edilsin? Aynı şekilde yıldızlar ve gezegenler, güneş sisteminin, daha geniş çerçevede kâinatın düzeni Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerindendir, hal böyle iken niçin astronomi dinî alandan koparılıp pozitif ilimlere havale edilsin? Naklin varlıkta, tabiatta, insanda, tarihte, hayatta, toplumda bir karşılığı vardır, dolayısıyla naklin asıl okunacağı yer enfüs ve afaktır, “aklî” olarak nitelendirilen ilimler bu okumaya yardımcı olurlar. Buna karşın parçalayıcı yaklaşımlar büyük ölçüde zararlı olmuştur.

Örneğin Sultan III. Murad zamanında Takiyyüddin er-Râşid’in öncülüğüyle Tophane sırtlarında kurulan İstanbul Rasathanesi bir gecede yerle bir edilmiştir, çünkü neticede astronomi dinî alanın dışında görülmüştür. Eğer dinî alanın dışında telakki edilmeseydi en çok birtakım çevrelerin kendisinden rahatsızlık duyduğu Takiyyüddin’in tasfiyesi söz konusu olabilirdi. Buna ilaveten bu tür yaklaşımlarla insanlar “dinî ilimler ile pozitif ilimler” arasında bir tercih yapmak zorunda bırakılmış ve böylece belli bir konuda ihtisaslaşma ortaya çıkmıştır. Herhangi bir konuda ihtisas yapan bir kimse genellikle diğer konulara yabancıdır. “Dinî ilimler” adı verilen dallarda dahi bu böyledir, tefsir bilen fıkıh bilmemekte, fıkıh bilen kelâmdan anlamamaktadır.

Hâlbuki komple insan yetiştirebilmek için ilimlerin ve buna bağlı olarak hayatın tevhidine ihtiyaç vardır. İlimler yeniden tasnif edilirken kendi kaynaklarımıza müracaat etmemiz gerekmekle birlikte bu noktanın özellikle dikkate alınması lazımdır.

Allah’ın birliği, varlığın birliği ve insanlığın birliğinden sonra Tevhid/Birlik esasının dördüncü ana veçhesi bilgi sisteminin birliğidir ki, buna “ilimlerin birliği” de diyebiliriz. Nitekim İslam nokta-i nazarından ilimler bir ve aynı kaynaktan neş’et etmektedirler. Vahye dayalı bilgi sisteminin birbirinden bağımsız (müstakil) başlıklar altında kategorizasyona tâbi tutulması Müslüman zihni ve İslamî hayatı bölüp parçalayacağı -dolayısıyla onu İslamî olmaktan çıkaracağı- gibi, ilimlerin birbirinden kopuk, hatta birbirine rakip olarak konumlanacak şekilde tasnif edilmesi de aynı şekilde tahrip edici olacaktır.

Bu noktada İmam Gazalî için ayrı bir paragraf açmak gerekir. “Gazalî felsefî düşüncenin kökünü kuruttu, aklı ortadan kaldırdı” diye slogan atanlar, onun Felâsife’ye yönelttiği eleştirilerle İslam’a Yunan Aklı monte etme ameliyesini bertaraf ettiğini, Aristocu felsefeyi ve Neo-Platonculuğu İslam’a sokma çabalarını bugün dahi imkânsız kıldığını idrak edecek aklî kapasiteden yoksunlar. Gazalî, tıpkı bugün olduğu gibi dışarıdan beslenme sonucu Müslüman zihnin parçalanmaya yüz tuttuğu bir dönemde Fıkıh-Kelâm-Tasavvuf formasyonuyla ilimleri tevhid etti ve İslamî hayatın bütünlük içerisinde yeniden ihyası için gayret gösterdi.

Ancak onun da tasnif konusunda eleştirilecek yanları bulunmaktadır. Zira o da “aklî ve şer’î ilimler” ayrımına gitmiş, Hakikat’i “dinî ve dünyevî” olarak ikiye ayırmış ve ağırlığını dinden yana koymuştur. Dolayısıyla Gazalî, sözünü ettiğimiz türden bir bütünlük sağlayamamakla birlikte en azından “İslamî” veya “Şer’î” olarak tabir edilen ilimleri bütünlüklü ve tutarlı bir biçimde cem ederek Müslüman zihinde meydana gelen parçalanmayı kendi içinde tevhid esası üzere bertaraf etmiştir. Bu bakımdan o, bir yönüyle negatif, diğer yönüyle pozitif olarak nitelendirilebilecek iki yönlü bir yaklaşım ortaya koymuş, bir yönden ilimleri “aklî” ve “şer’î” olarak ayırırken, öte yandan “şer’î” olarak tabir edilen ilimleri -bugünkü modern yaklaşımın aksine- tevhid etmiş, sadece kâğıt üzerinde başlıkları belirlemiş ve bu bütünlüğü hayata yansıtmıştır.

Bunun yanında Gazalî’nin ilimleri “aklî” ve “şer’î” olarak ayrıma tâbi tutmasının aklı dışlamak anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir. Zira o, eleştirinin “Allah’ın onun ruhuna doğuştan kattığı bir duygu” olduğunu söylemekte ve “Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz” demektedir ki, mantık üzerine dört eser kaleme alan birini “akıl karşıtı” olarak göstermeye çalışmak kara cehalet değilse apaçık iftiradır. Kaderin cilvesi, ortaçağ Hıristiyan düşünürleri onu bir filozof olarak tahlil etmişlerdir.

Bununla birlikte Gazalî, genel anlamda İslam’ın İslam olarak kalmasıyla başka bir mahiyete bürünmesi arasındaki kopma noktasında durmaktadır ve onun ne dediğini bilmeden, anlamadan, İslam düşüncesi ve İslam düşünce tarihi üzerinde kalem oynatmak ya da söz söylemek neredeyse imkânsızdır.

İslam, varlığı, tabiatı, insanı, hayatı, tarihi, toplumu bir bütün halinde ele alır ve istisnasız her konuda muhataplarına bütüncül bir perspektif verir. İslam medeniyet hamlesi öncelikle ilmî ve fikrî planda gerçekleşeceği için öncelikle modern paradigmanın parçaladığı Müslüman zihnin onarılması ve tevhid ekseninde yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan ilimlerin tasnifi tek bir başlık altında, bütüncül bir şekilde yapılmak zorundadır. Söz konusu tasnif sadece kâğıt üzerinde başlıkları belirlemeli, ilimleri birbirinden kopararak farklı alanlara ait kılmamalı, hayatın farklı alanlarına havale etmemelidir. Zira İslam, akıl-nakil dengesi üzerine kurulu bir bütün olduğu gibi, yeryüzü bütünüyle mescid, hayat da bu mescidde cereyan etmekte olan ve farklı alanlara bölünemeyecek bir bütündür.

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

(Bu yazı Terkip ve İnşâ dergisinin Ağustos 2015 tarihli 5. Sayısında yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s