Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Siyaset / Yorum-Analiz

İslam ve Demokrasi

Ali-Bal-köşe-4Demokrasiye evet demek akidevi açıdan ne kadar risk taşıyorsa, hayır demek de İslam’ın totaliter ve diktatoryal bir form içerisinde algılanması açısından o kadar risk taşımaktadır.

Bilindiği üzere “demokrasi” Yunanca bir kelime olup “halk” anlamına gelen “demos” ile “yönetim” anlamına gelen “kratos” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir ve “halk yönetimi” anlamında kullanılmaktadır. Batı tarihi bir anlamda insanlığın yönetim tecrübesi konusunda yaşadığı sancıların tarihidir. Bir yönetim biçimi olarak krallıklar, monarşiler, oligarşiler, cumhuriyet, demokrasi hep Batı toplumlarının antik çağdan bu zamana yaşadığı siyasi çalkantılar ve çatışmalar sürecinde kavramlaşmış ve insanlığın siyasi literatüründeki yerini almıştır.

Bu süreçte demokrasi, herhangi bir yönetici elitin, sınıf veya zümrenin, ırk, soy veya hanedanın yönetimi zorla gasp etmediği, yönetenlerin yönetilenlerin onayı ve rızası ile iş başına geldiği, insanlığın bu konuda geçirdiği önceki aşamalara göre ulaştığı en gelişmiş yönetim biçimi olarak karşımıza çıkar. Diğer yandan demokrasiye Batı tarihinde özellikle Fransız İhtilali öncesinde palazlanan burjuva sınıfının krallıklara başkaldırması sonucu ortaya çıktığı şeklinde sınıfsal bir açıklama getirilirse de, bu yanlış olmamakla birlikte demokrasiyi anlamada yeterli bir açıklama sayılmaz. Süreç içerisinde demokrasi siyasadan çıkıp sosyal alanı da kapsayan bir yaşam biçimine dönüşmüştür. Artık o sadece yönetimi değil zamanla gerek bireysel gerekse sosyal alanı da içine alan bir yaşam biçimini de ifade edecek bir anlam zenginliğine ulaşmıştır. O kadar ki artık insanlar bırakın bir yönetimin halkın rızasını ve onayını alarak iş başına gelmesini, iki insanın aralarındaki bir sorunu kavga ederek değil de konuşarak çözmesini dahi bu kavramla ifade eder hale gelmişlerdir. Bunda İslam’ı kula kulluk etmemek, dolayısıyla her türlü zorbalığın, baskının, tahakkümün, buna bağlı olarak çatışmanın, kavganın zıddı/karşıtı şeklinde açıklayamayan dar ve kısır Müslüman zihnin günah ve vebali inkâr edilemez.

Demokrasi ile ilgili bu kısa ön bilgiden sonra meselenin İslami açıdan tahliline gelecek olursak, ben bu konunun İslami düşünce yanlıları tarafından iyi anlaşılmadığı kanaatindeyim. Her şeyden önce demokrasinin İslam toplumlarında seküler yaşam tarzını ifade eden bir kavram ve bir dünya görüşü olarak statü kazanmış olması, yukarıda belirttiğim gibi Müslümanların kendi zaaflarından kaynaklanmaktadır. Yoksa o özünde sanıldığı gibi hâkimiyeti Allah’tan alarak halka devreden, yani bu anlamda Allah’a başkaldırmak ve onunla savaşmak amacı ile ortaya atılmış bir sistem değildir. Ama bunu söylerken bugün demokrasinin Batı’da ve dünya genelinde seküler bir sistem ve yaşam tarzını ifade ettiği de bir gerçektir. Ancak bu, yukarıda da bahsettiğim gibi onun özünden kaynaklanmayıp Müslümanların İslam’ı kula kulluğu reddeden siyasal bir sistem, bir yönetim biçimi olarak insanlığa götürememiş olmalarından kaynaklanmaktadır. O, Müslümanların İslam’ı insanlığa sadece bir din değil, aynı zamanda insanlığın yönetimle ilgili sorunlarını da çözümleyen siyasal bir sistem olarak götüremeyişlerinin sonucunda oluşan boşlukta ortaya çıkmıştır. Yani insanların, toplumun bir kısmının bir kısmını kendi baskısı altına alması, siyasal erkin, dolayısıyla yönetimlerin egemen güçler tarafından zorla gasp edilmesi gibi sorunlara karşı insanın insana kul olmadığı bir sistem, inananlar tarafından bir model olarak temsil edilemeyince “hayat boşluk kabul etmez” ilkesi gereği Tevhid’den haberi olmayan insanlık bu sorunu ondan bağımsız, yani seküler bir temelde çözmek durumunda kalmıştır.

Demokrasinin seküler bir hayatı ve seküler bir yaşam tarzını ifade eden bir kavram olarak literatüre böyle geçmiş ve böyle yerleşmiş olması İslam tebliğ ve davetindeki bu boşluktan kaynaklanmaktadır. Bunun çaresi demokrasiye küfretmek ve onu küfürle suçlamak değil, İslam’ı yeryüzünde kula kul olmamak, insan olarak hiç kimsenin Allah’ın kullarını kendi egemenliği ve baskısı altına alamayacağı anlamında bir özgürlük manifestosu olarak götürebilmektir. Müslümanlar tarafından bunun yapılamayıp, Tevhid’den habersiz insanlığın, insanın insan üzerindeki tahakkümünü seküler akıl ve seküler bilimi referans alarak çözmek durumunda kalmasının sonucunda doğal olarak demokrasi seküler bir yaşam biçimini ifade eden bir kavram ve bir disiplin haline gelmiştir.

Tabii bu konuda Batı düşüncesinin sorumluluğu da göz ardı edilmemelidir. Batı’da Hıristiyanlık modern çağın sorunlarını karşılayacak bir disiplin olarak öne geçip bu yolda bir misyon üstlenemeyince Batı düşüncesi işin kolayına kaçarak materyalist, ateist Antik Yunan ve Roma’dan tevarüs ettiği kültürel kodlarına, medeniyet geleneğine sarılmayı seçmiştir. Bu nedenle modern çağı bir anlamda bu iki antik medeniyetin modernize edilmiş şekli olarak tanımlamak doğru olur. Bu modern zamanlara ilerleme gibi pazarlanan geriye evrilişte Kilise’nin rolü inkâr edilemez.

Bu bağlamda konuyu anlama açısından Tevbe Suresi’nin 31. ve 34. Ayetleri insanlığın kararan ufkunu aydınlatan iki işaret fişeği hüviyeti taşımaktadır. Âlimlerini ve rahiplerini rabler edinen sahte Hıristiyanlığa karşı, onların Allah’ın, İsa Mesih’in ve İncil’in adını kullanarak insanlar üzerinde kurdukları zulüm sistemlerini yere çalacak alternatif bir Hıristiyanlık yorumu ortaya konulabilseydi, bugün insanlığın çehresi muhakkak ki bundan çok farklı olurdu. Zira mevcut İncil’i dikkatli okuyan herkes tüm tahrif edilmişliğine rağmen böyle ilerici ve bugünküne nispetle Tevhid’e daha yakın bir Hıristiyanlık yorumunun oradan çıkarılabileceğini görür. Çünkü İncil de aynı Kur’an gibi servetin belirli ellerde temerküzünü şiddetle reddeder. İncil’den hiçbir zaman ne kapitalist, ne ateist, ne sosyalist, ne de faşist bir sisteme onay çıkarılamaz.

Fakat Batı’da Kilise/din önce kendisi halka Allah ve İsa Mesih adına en acımasız zulümleri yapmış, modern çağda da yukarıda saydığım sistemlerin yükselişe geçmesi üzerine dönüp onlarla barış masasına oturmakta herhangi bir sakınca görmemiştir. Bu da bir sınıfın, zümrenin diğerine veya azınlığın çoğunluğun üzerine tahakküm etmediği, yani bizim dilimizle kulun kula kulluk etmediği bir sistemi din temelinde değil de seküler temelde ifade ve inşa etmesine neden olmuştur. Demokrasinin bir yönü ile seküler bir dünya görüşünü ifade etmesi buradan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bugün Müslümanlar demokrasiye evet dediklerinde bir risk, hayır dediklerinde de başka bir risk söz konusudur. Evet denildiğinde demokrasinin referansının seküler felsefe olması nedeni ile Müslümanların buradan sekülerizme kayması, değilse bile seküler ideolojiler tarafından kullanıldıkları bir risk alanına doğru kayması söz konusudur. Hayır denilmesi halinde ise demokrasi her türlü sınıf ve zümre istibdadına karşı olduğu için buradan İslami yönetimin bir istibdat yönetimi gibi algılanmasına kapı aralanmış olmaktadır. Bu nedenle bazı İslamcı liderlerin kendilerini (kavramsal anlamda) demokrasiyle ifade etmelerine karşılık hemen onları şirkle suçlama aceleciliği yerine bu ince noktayı iyi düşünüp göz önüne almak gerekir.

Halkın çoğunluğu inanç bağlamında Müslümandır ve bu nedenle seküler/laik bir lidere karşı Müslüman bir lideri tercih etmektedir, bu lider de “Demokrasi dediniz, halkı baz alıyordunuz, işte halk bizi destekliyor; öyleyse demokrasi açısından da iktidar bizim meşru hakkımızdır” demektedir ki, bundan daha doğal bir durum olamaz. Bunu şirk olarak addetmek haksızlıktır. Bu, küfre teslim olmak değildir. Fakat özellikle belirtmek gerekir ki, burada İslam’ın akaidine aykırı bir yemini bu kapsamda düşünemeyiz. Referansının seküler felsefe olması nedeni ile demokrasiyi reddeden ve bunu yaparken kafası, gönlü rahat, tuzu kuru, insanları akide bozukluğu ile suçlayan Müslümanların kendileri de İslam’ın totaliter bir siyasi form içinde algılanmasına kapı aralamaktadırlar. Bu nedenle demokrasiye evet demek akidevi açıdan ne kadar risk taşıyorsa, hayır demek de İslam’ın totaliter ve diktatoryal bir form içerisinde algılanması açısından o kadar risk taşımaktadır.

Şimdi Müslümanlar tarafından titizlikle çözülmesi gereken bu denkleme böylece işaret etikten sonra yanlış bilinen birkaç ezbere de işaret etmek yerinde olacaktır: Demokrasi çıkışı itibarı ile ve amaç olarak Allah’a başkaldırmak, dolayısıyla otoriteyi Allah’tan alarak kullara devretmek için icat edilmiş bir sistem değildir. Evet, demokraside böyle bir risk vardır ama onun çıkış amacı Allah ile savaş değildir, onun hesabı kullarladır. Bu hesabı görürken referansı Allah, din, vahiy olmadığı için kurduğu sistem doğal olarak Allah’ın otoritesine başkaldırma şeklinde tezahür etmek durumundadır. Yani buna dönüşmesi kaçınılmazdır. Ancak bu, Müslümanların her türlü totalitarizm ve diktatörlüğe karşı sığınak olarak insanlığa İslam’ı gösterememelerinden kaynaklanmaktadır. Sosyalizm de öyle değil mi? Müslümanların modern çağda emek sömürüsüne karşı ezilen sınıflara sığınak olarak İslam’ı gösterememelerinin sonucu oluşan boşlukta sosyalizm ortaya çıkmıştır. Çünkü hayat boşluk kabul etmiyor. Bu durumda Müslümanların “Kahrolsun sosyalizm, komünizm” diye bağırıp çağırmaları hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle tevhid ve şirk kavramlarına yaslanarak modern seküler demokrat sistemlere karşı yükselen Protestan İslamcılığın İslami açıdan gelecek vadetmediğini belirtmek zorundayız.

İkincisi, demokrasinin çoğunluğun görüşünü doğru, azınlığın görüşünü yanlış kabul ettiği su-i zannıdır. Hayır! Bunu iddia edenler demokrasiyi yanlış biliyorlar. Demokrasinin böyle bir iddiası yoktur. Demokrasi farklı görüşler arası kutuplaşmalarda bir görüşün diğeri üzerine (velev ki haklı olsun) zorla ve halkın rızası hilafına iktidara gelmesine karşıdır. Haklı olmanız (ki haklılık çok büyük oranda insanlar arasında izafi olan bir konudur) size hiçbir zaman halkın rızasını hiçe sayarak, zorla ve güç kullanarak iktidarı gasp etme hakkını vermez. Sizin tevhidi bu şekilde bir özgürlük manifestosu şeklinde insanlara götürememeniz nedeni ile Batı düşüncesi bu sorunu Antik Yunan ve Roma’dan tevarüs etiği seküler felsefe temelinde böyle çözmüştür.

Burada Müslümanlara “demokrasi çok masum bir sistemdir, tevbe edip demokrasiye teslim olalım” demiyorum şüphesiz. Demek istediğim şu ki, Müslümanlara düşen görev, eğer seküler demokrasi içinde eriyip gitmek istemiyorlarsa İslam’ı kula kulluğun olmadığı bir özgürlük manifestosu ve doktrini şeklinde yeniden tanımlamaktır. ‘Lâ ilâhe illallah’ bunu gerektirir. Bu esastan yola çıkarak önce kendi içlerindeki diktatoryal sistemleri tasfiye edecekler. Bunun için de tamamen referansı İslam olmak üzere İslam halkları meşveret ve şûra temelinde ihtilaflarını çözdükten sonra insanlık âlemine “İşte İslam budur” demeye hak kazanacaklar.

Bundan da önce Müslümanlar gerek fert gerekse toplum bazında çatışmacı, tekfirci kültürü bırakarak meselelerini aralarında hikmet ve güzel öğütle, meşveret ve şura esasına göre (Nahl: 125, Şura: 38) karşılıklı müzakere ile katılımcı ve uzlaşmacı temelde çözme kültürünü bir İslami ahlak olarak tahkim ve inşa edecekler. Bu halleri ile Müslüman olan olmayan tüm dünyaya model olacaklar. Bakara Suresi’nin 142-143. Ayetlerinde de belirtildiği üzere işte bu ümmetin insanlığa şahitliğidir. Vasat Ümmet olmak budur. İnsanlar da Müslümanlara bakıp onların şahsında İslam’a gıpta edecekler. Böylece barış, adalet, özgürlük denilince Müslüman olan olmayan tüm insanların aklına İslam gelecek. O kadar ki, Müslüman olmayanlar bile bir sorunu kavga ile çözmek yerine konuşup anlaşarak çözmenin adına “Müslümanca çözmek” diyecekler. İşte o zaman bu kapı onların ed-din olan İslam’a giriş kapısı olacak. Ve işte o zaman insanlar Allah’a kul olmayı, ahbara ve ruhbana, baskıcı ve zorba tüm güçlere kul olmamak olarak anlayıp bir ve tek olan Allah’a koşacaklar. Bu da Müslümanların Feth-i Mübin’i olacak Allah’ın izni ile.

Ali Bal – akilvefikir.org

——

Not: İslami yönetimin demokratlarca (hepsi değilse bile önemli bir çoğunluğu tarafından) demokrasiye aykırı görülmesinin nedeni, İslami yönetimin bir ruhban ve ahbar diktatoryası olarak algılanmasından kaynaklanıyor (bkz. Tevbe: 31, 34). Bunun böyle olmadığını açıklamak da yine Müslümanlara düşer.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s