Atilla Fikri Ergun / Din / Yazarlar / Yorum-Analiz

İthal İslamcılık Dayatması ve Millî İslamcılık

atilla-fikriergun-köşeAnadolulu, yerli, millî bir İslamcılığın başımızın üzerinde yeri var. Radikal İslamcılık Mısır’dan, Pakistan’dan ve bir dönem İran’dan devşirme, modern ve ithal bir yaklaşımdı ve an itibariyle başarısız olduğu ortada.

Bu toprakların tarihi, irfanı, kültürü, medeniyeti, bin yıllık mücahedesi bağlamında hiçbir ortak noktamızın olmadığı kimselerle oturup konuşacağım herhangi bir şey yok, böyleleriyle yapacağım herhangi bir alış-veriş de yok; tanımıyorum onları, kim bunlar, ne iş yaparlar onu da bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.

“Bizim gibi İslamcı olacaksın, bizim gibi İslamcı değilsen nesin?!” Bu dayatmayı kabul etmek zorunda değiliz, asıl siz bize kim ya da ne olduğunuzu söyleyin, bu topraklardaki bin yıllık tarihte, irfanda, kültürde, medeniyette, mücahedede neyi bulamadığınızı, niçin kendinizi ithal fikirlere teslim ettiğinizi ya da niçin ithalatçı firmalar kurduğunuzu.

Anadolulu, yerli, millî bir İslamcılığın başımızın üzerinde yeri var. Radikal İslamcılık Mısır’dan, Pakistan’dan ve bir dönem İran’dan devşirme, modern ve ithal bir yaklaşımdı ve an itibariyle başarısız olduğu ortada. Her şeyden önce bu modern yaklaşım inanç birliğini parçaladı ve kültürümüzü bozdu. 25-30 yıl öncesine kadar bir inanç birliği vardı bu ülkede, dinî vecibelerini yerine getirsin ya da getirmesin neticede herkes iman esasları bağlamında aynı inancı taşıyordu, nevzuhur, radikal, modernist, reformist “yorumlarla” bu birliği parçaladılar.

Bugüne dair bir şeyler söyleyecektik, buna gayret ettik, lakin gerçekte hoca, âlim, mütefekkir ve hatta münevver sıfatını dahi haiz olmayan birkaç muhteris sonradan türedi, işi iman meselesi haline dönüştürdü, oryantalist tezlerden ilham alıp Müslümanların dinine imanına saldırdı. Artık imanı muhafaza etme, modern hurafelerin önünü kesme, milletin imanına el uzatan müfsidlere karşı koyma zamanı, öncelikli meselemiz bu.

Modern zamanların masa başı imalatı olan mealler ve dipnotlu tefsirler inanç birliğini parçalayıp toplumsal çözülmeyi hızlandırdı, 90’lı yıllara kadar böyle bir problemimiz yoktu. Meal okuyup “Kur’an’ı herkes anlayabilir” diyenler de dâhil hiç kimse hiçbir şey anlamadı üstelik. “Türkçe Kur’an mı var be hey şaşkın!” diyen Elmalılı’yı rahmetle analım.

Kur’an’ın “anlamak”tan kastı kişinin İslam’ı âlemlere rahmet Peygamber’in örnekliğinde itikad, ahlak ve ibadet bakımından hal edinmesi iken, modernist zihin onu şaşkınca “manasını başka bir dilde tastamam anlamak” ve en temel meselelerde dahi kişiden kişiye değişen “yorumlarla” dini budayarak pratiğe dökmek olarak “anladı”.

Klasik tefsir, Peygamber’in örnekliği temelinde herhangi bir meselenin aslını ortaya koyuyor, hükümlerin ilmî açıdan izahını yapıyor, hikmet ve maksatları ortaya çıkarıyordu; modern tefsir ise Kur’an’ı çağa uyarlamak amacıyla ortaya atılan kişisel “yorumlardan” ibaret. Modern tefsirde Peygamber yok, lügat var; lügatten elde edilen anlamlar asılsız usûlsüz bir biçimde modern zamanlara uyarlanıyor. “Kur’an’ı herkes anlayabilir” deyip koca koca tefsirler yazan, uzun yıllar süren tefsir dersleri yapan zevat halkı eşek yerine koyuyor.

Örneğin klasik tefsirde Fatiha’daki “gazaba uğrayanlar” ve “sapıtmış olanlar” Peygamber’in beyanı ile Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Yani Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi olmayacaksın, Yahudileşmeyecek, Hıristiyanlaşmayacaksın, hepsi bu kadar. Modern tefsir yazarı ise -müfessir demeye dilim varmıyor- “gazaba uğrayanlar ve sapıtmış olanlar aslında şunlardır, şurası şöyledir, burası böyledir” deyip “herkesin anlayabileceğini” söylediği Kitab’ı kendi kişisel yorumlarıyla tahrif edip Allah’a Allahlık, Peygamber’e peygamberlik öğretmeye kalkışıyor.

Meal ve dipnotlu tefsirler yerine İlmihal okunmalı. İtikad, ahlak ve ibadette Kur’an ve Sünnet çerçevesinde neyin nasıl yapılması gerektiğini öğrenmenin en sade, en kolay yolu bu. Özetle meal ve dipnotlu tefsir bataklığından çıkmak gerekiyor. 54 farz, İlmihal, Ümmet-i İslam, gâvura “gâvur” de, Müslüman’ın elinden tut, halkın anladığı budur ve yerine getirdiği takdirde de yeterlidir; değilse “Müslüman” kılığına bürünmüş, başka bir din uydurma ameliyesinin peşine düşmüş insanlarla karşı karşıyayız demektir.

Arapçılıkla, İrancılıkla içtimaî hayat içindeki en temel işlevsel geleneklerimizi bile dumura uğrattı ithal İslamcılık. Şimdi kalkmış birileri burada “tevhidîlik” oynuyor. Bunların kim oldukları bile belli değil, ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri “faşist-faşizm” kelimelerinden başka hiçbir numaraları yok!

Üç şair, üç mütefekkir, Necip Fazıl ve Büyük Doğu, Sezai Karakoç ve (Yüce) Diriliş, İsmet Özel ve İstiklâl Marşı Derneği, Türkiye’nin genel geçer kabul görmüş, kendine has Millî İslamcı bir fikriyatı, yerli bir siyaseti olabilirdi; Mısır’dan, Pakistan’dan, İran’dan “akıl” devşiren ithal İslamcılar üçünü de fikren ve fiilen dışladılar. Biz yine de hatırlatalım, lazım olur.

Arap dünyasından bir kurtuluş ümidi doğar mı, doğmayacağını ziyadesiyle gördük, namüsait bir ortam Arap dünyası, petro-dolarlar onları perişan etti, Mısır özelinde ise hep aynı hatalar tekrarlanıyor. Şiî Farsların hem dertleri başka hem de ümmeti temsil şansları yok. Arapların bir yandan petrolünü içtiler, bir yandan da onları dolara boğdular. Şiî Farslar tıpkı bugün olduğu gibi tarih boyunca kendi ihtirasları ve Batı namına ümmeti arkadan hançerledi. Geriye savaştan sonra “Sıkı tutun, bu sondur!” diyen Müslüman Anadolu insanı kalmıştır. Önce Türkiye, önce Anadolu! Bu son sınırdır! Kurtuluş ümidi Sünnî Anadolu’dadır, bu işin başka da bir adresi yoktur.

İslamlaşmayı Araplaşmak zanneden, kendilerince “tevhidîlik” oynayan, Türkiye, Anadolu, millîlik denildiğinde burun kıvıran, bu ülke insanına zerre-i miskal hayırları dokunmamış sonradan türediler varlığımıza kast edenlerin işbirlikçileri, bunda şüphe yok. Kuklacılar ve kuklalar günü geldiğinde hep birlikte terk-i diyar eylemek zorunda kalacaklar.

Ortalama zekâya sahip bir insan sadece haritaya bakmakla dahi bütün oyunun Türkiye üzerine oynandığını anlayabilir. Yüz yıl önce ne olup bittiğini bilmeyen, idrak edemeyen Arapçı “akıl” burada bize sözde “tevhidîlik”, “ümmetçilik” vs. satıyor. Ümmetin birliği Osmanlı’nın çöküşü ile birlikte parçalandı, Batı’nın karşısındaki büyük set yıkıldı, şimdi elimizde kalan son kalenin peşindeler ve bu zevat da bu toprakların tarihine ihanet etmekte olan bir maşa.

Bir yanda devşirme “akılla” hareket eden ithal İslamcılar, diğer yanda ise dinsizler var. Allah dinsizlikten korusun, bu coğrafyada bir yüz yıl içinde dinsiz nesiller var ettiler, bu pislik kolay kolay temizlenmez. Şuursuz, tarihsiz, dili katledilmiş, dini tahrif edilmiş, zihni iğdiş, aklı teşviş edilmiş, ne idüğü belli olmayan bir insan yığını; buralı olmadıkları kesin, hangi âlemden oldukları meçhul!

Gelelim ortak noktalarına: Bu ülkede Batı’cılar, Sol-Sosyalist ideolojilere mensup olanlar, Mısır’dan, Pakistan’dan, İran’dan “akıl” devşiren ithal İslamcılar, terör örgütü sevicileri, liboşlar, Washington’a, Brüksel’e, Tel Aviv’e satılmış bilumum hainler, “Faşist” kelimesini telaffuz ettiklerinde,

F rankofonlarla mücadele eden,

A nadolulu (yerli),

Ş er odaklarına düşman,

İ slamî şuura sahip,

S uç şebekeleriyle pazarlığa itirazı olan,

T ürkleri kast ediyorlar; şeref madalyası olarak göğsümüze takarız!

Evet, Vatan, Millet, Sakarya, ne diyecektik başka, Washington, “Yaşasın gâvurlar”, Haleluya mı? Evet, Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber, ne diyecektik başka, “In nomine Patris et Filii et Spiritius Sancti, Amen” mi?!

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s