Osmanlı'nın Ruhu ve Şiir - Cemil Meriç / Video

Osmanlı’nın Ruhu ve Şiir – Cemil Meriç (Video)

İmandan uzaklaştığı ölçüde şiir bir oyun oluyordu, oyunların en muhteşemi, en şahanesi, en dilberi ama bir oyun. Nef’î’nin “Ben bu hâletle tenezzül mü ederdim şi’re / Neyleyim kurtulamam tab-ı hevesnâkimden” itirafı bir hacalet (utanç) itirafı değil midir, bir parça nedamet sezmiyor muyuz, bir cihangirin nedameti? Daha ciddi şeyler varken gönlünün sesine, hayalinin ceveranlarına kendini kaptıran, inzibatı kaybeden bir savaş adamının utanca benzeyen hissi. Bununla beraber büyük bir tarihin mirasçısı olan Türkler elbetteki şiiri musiki ile kaynaştıracaklardı. Türk şiirini anlamak için Türk’ün ruhundaki musikiyi, o derunî musikiyi unutmamak lazım. İslam Türk musiki içinde doğar, musiki içinde ölür. Ezan musikidir, tecvid musikidir, Mevlit musikidir, naat musikidir, aruz musikidir. Osmanlı’nın ruhu aruzun kanatlarında namütenahiye … ve aruz adeta onun ruhunun sesi olur. Kelime bir silah değildir Osmanlı için, Osmanlı’nın lafla kazanılacak zafere ihtiyacı yoktur. Düşünce şiirin emrindedir, şiirin, yani güzelin. Batı’da ise şiir sadece düşüncenin bir ifade vasıtasıdır. Yani orada ağır basan kuru tefekkür; bizde dile gelen heyecan. Osmanlı’nın düşüncesi musiki ile kanatlı, musiki ile kaynaşmış bir düşüncedir, ilahî bir düşüncedir, ilhamını Ezelî’den, Mutlak’tan alır, Mutlak Hakikat’in emrindedir. Osmanlı şiiri üzerinde düşünenler mutlaka bu hakikatleri unutmamalı. Bakî’nin Mersiye’si, “Ey pây-bend-i dâmgeh-i kayd-ı nâm u neng / Tâ-key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng (Ey şan ve şöhret düşüncesinin tuzağına ayağı bağlı olan kişi, daha ne zamana kadar bu kararsız dünyanın uğraşısı hevesinde olacaksın?) Süleymaniye kubbelerinde uğuldayan bir duayı andırır. Itrî’nin bir naatı kadar muhteşem, Itrî’nin bir naatı kadar ahenktardır. Osmanlı’nın ruhu aruzun kanatlarında his dünyasının
girdaplarına kadar iner ve his dünyasının arş-ı â’lâsına kadar yükselir. Bazen mahrem bir fısıltıdır, Nedim’de olduğu gibi: “Nâz olur dem-beste çeşm-i nimhâbından senin / Şermeder reng-i tebessüm, lâl-i nâbından senin.” Bazen bir gök gürültüsüdür, bir tarrakadır, bazen bir gözyaşı gibi hassas, ince ve anlatılmaz bir ahenge bürünür. Bir kelimeyle Osmanlı şiiri demek en yüksek ahenk irtifaına yükselen söz demektir. Mana ile kaynaşan bir ses, ahenkle mananın cümbüşü; Batı estetiğinin sakar kalıplarına mahpus olanlar hiçbir zaman bu şiirin güzelliğine erişemezler.

Cemil Meriç

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s