Din / Felsefe-Düşünce / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Kur’an Işığında İnsan (3)

mevlüt-hönül-köşe-2İnsanın tesadüfler sonucu var olduğunu veya boş ve anlamsız bir biçimde yaratıldığını düşünmek, yaratılışın belli bir anlam ve amaç taşıdığını reddetmek, manevî-ahlakî değerleri yok saymaktır.

İnsanın yaradılış gayesi Rabbine ibadet/kulluk etmesini gerekli kılıyor iken, insan bu hakikati unutarak nankörlüğe düşmektedir. Kur’an birçok ayet-i kerimede bunu unutan insana uyarıda bulunarak onun Allah tarafından yaratılmış olduğuna vurgu yapmaktadır.

“İnsan bilmez mi ki, kendisini bir sperm damlasından yaratırız ve o anda kendisini düşünme ve tartışma yeteneği ile donatılmış görür. Ama o hem (bizi tartışmakta ve) bizim hakkımızda karşılaştırmalar yapmakta hem de bizzat kendisinin nasıl yaratılmış olduğundan gafil bulunmaktadır! (Ve bunun şaşkınlığıyla da) ‘Kim çürüyüp toz olmuş kemiklere hayat verebilir?’ diye sormaktadır!” (Yasin: 77-78)

Kur’an ilahî bir rehber olarak insanı daima bu tür uyarılarla yaradılış gayesine yönlendirmekte, ona, Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak her daim Yaradan Rabbi ile irtibat halinde olma imkânı sunmaktadır.

“Niçin Allah’a bir vakar yakıştıramıyorsunuz? Üstelik sizi(n her birinizi) peş peşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu gördüğünüz halde?” (Nuh: 14)

İnsan yeryüzünde var olduğu ilk günden bu yana sürekli olarak içinde yaşamış olduğu dünyayı, evreni ve kendini tanımaya çalışmıştır. Ancak buna rağmen en az tanıyabildiği varlık da yine kendisi olmuştur. Modern dünyada bu kadar bilimsel ilerlemeye rağmen insanın iç âlemindeki bilinmeyenler bilinenlerden oldukça fazladır. İnsan tabiatı söz konusu olduğunda, onun en mükemmel şekilde yaratılmasına karşın birçok sorunun cevabını veremediği, dolayısıyla ilahî bir rehberliğe muhtaç olduğu aşikârdır.

Allah insanı tertemiz bir yaradılış ile yaratırken, fıtratına yerleştirdiği eğilimler vasıtasıyla onu ibadet/kulluk ekseninde sınava tabi tutmaktadır. Günümüz insanını eski çağlardaki insanlarla karşılaştırdığımızda, modern insanın bilimsel ve teknolojik gelişmenin de etkisiyle Firavunlara taş çıkartacak şekilde akıl almaz kötülüklere imza attığını görüyoruz.

Bununla birlikte insan, Kur’an’ın beyan ettiği şekilde hem takva ve itaate hem de isyan ve fücura meyilli yaratıldığını layıkıyla idrak edip zıt kutuplar arasında fıtratın gereğine uygun tavır ve davranışlar sergilediğinde melekleri aşacak bir mertebeye yükselebilmektedir. Dolayısıyla mesele fıtratımıza veya özümüze sahip çıkıp çıkmamamızla alakalıdır.

Allah insana sayısız nimet bahşetmiştir, ondan istediği O’na ortak koşmaması, her hal ve şartta O’na şükretmesi, ibadet/kulluk vazifesini hakkı ile yerine getirmesidir; insanın imtihanı budur. Karşılığı cennet ya da cehennemdir. Sayısız nimete karşın Allah hiç kimseyi zorlamamıştır, vermiş olduğu akıl ve irade doğrultusunda insana seçme hakkı tanımıştır. Anlama, düşünme ve öğrenme yeteneğiyle donattığı insana, aklını kullanarak ilahî rehberliğe tabi olmasını emretmiştir. Onu kendi haline bırakmamış, akıl bahşetmenin yanında kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

Allah’a verdiğimiz sözü hatırlayalım: “Ve senin Rabbin, her ne zaman Âdemoğullarının sülblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Onlar, cevaben: ‘Elbette!’ derler, ‘Buna tanıklık ederiz!’ (Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki) Kıyamet Gününde, ‘Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu’ demeyesiniz.” (A’raf: 172)

İnsan Ahsen-i Takvim üzere aynı zamanda da zaaf içinde yaratılmıştır, bir diğer ifadeyle o, üstün vasıfların yanında zaaf sahibidir de.

İnsan zayıftır:

“Sizi zayıf [bir halde] yaratan, zayıflığınızdan sonra [size] güç veren ve güç[ünüzü gösterdiğiniz bir dönem]den sonra [yaşlılığın getirdiği] zayıflığa sizi duçar eden ve saçlarınıza aklar düşüren O’dur! O, dilediğini var eder, O, her şeyi bilendir ve sınırsız güç sahibidir!” (Rum: 54)

“Allah yüklerinizi hafifletmek ister; zira insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa: 28)

İnsan cahildir:

Cehalet, Kur’an’da ilmin ve hilm’in zıddı olarak zikredilir. İlmin zıddı olarak kullanıldığında, cehalet, hiçbir şey bilmemekten ziyade bir şeyi bilinmesi gereken manada anlamamak, sağlam ve güvenilir bilgiden mahrum olmak demektir. Hilm’in zıddı olarak kullanıldığı yerlerde ise, aklı örten, düşünce yapısını bozan, aklı hak ile bâtılı ayırt edemeyecek duruma getiren, insanı etkisine alan duygusallık kast edilmiştir. Dolayısıyla cehalet, genel anlamda insanın kendi menfaatleri uğruna heva ve hevesinin esiri olarak zulme bulaşmasıdır. Örneğin Ebu Cehil cahil bir insan değildi, aksine kendi toplumunda bilgi seviyesi yüksek, iş konusunda kendisine danışılan birisiydi. Ancak o, bunu hak için değil haksızlık için kullanmaktaydı.

“Gerçek şu ki, biz [akıl ve irade] emaneti[ni] göklere, yere ve dağlara sunmuştuk ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler; onu (emaneti) insan üstlendi; zaten o, daima zulme/haksızlığa ve cehalete/akılsızlığa son derece meyyal biridir.” (Ahzab: 72)

İnsan zalimdir:

Zulüm, nurun yokluğu veya karanlıktır. Bir şeyi kendine ait olan yerin dışına koymak, gerek eksiklik gerek fazlalık bakımından haktan sapmaktır (bkz. Rağıb, el-Müfredat, Z-l-m md., 470-471). Bu anlamda zulüm, adaletin zıddıdır. Allah’ın emanet ettiği akıl ve iradeye, bahşettiği nimetlere, fıtrata, yaradılışa nankörlük etmek zulümdür.

“Ve size kendisinden isteyebileceğiniz her türlü şeyden [bazısını] veren O’dur; (öyle ki) Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. [Yine de] insanoğlu zulmünde pek ısrarlı, nankörlüğünde pek inatçıdır!” (İbrahim: 34)

İnsana bahşedilen nimetlerin haddi hesabı olmadığı halde, insanoğlu zulmünde ısrar ederek nankör durumuna düşmekte, aslında böylece kendine zulmetmektedir. Kur’an’da zulümle ilgili olarak şu ayetlere bakılabilir: Şura: 42, Talak: 1, Fatır: 32, Nisa: 110, Kasas: 16, Nahl: 28, Âl-i İmran: 117, 135, Yunus: 44, Bakara: 57, A’raf: 23, 160, Rum: 9, Yunus: 54, Lokman: 13, Bakara: 114, 140, En’am: 144, Hud: 18, Kehf: 15, Zümer: 32, En’am: 93, Yunus: 17, Ankebut: 68, En’am: 21, 157, A’raf: 37, En’am: 93, Ankebut: 68, Zümer: 32, Saf: 7, Kehf: 57, Secde: 22, Kasas: 50, Rum: 29, Muhammed: 16, Kehf: 57.

İnsan nankördür:

“Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bütün o yalvarıp yakardığınız şeyler sizi yüzüstü bırakır ama ne zamanki sizi sağ salim karaya çıkarır, hemen yüz çevirip [unutuverirsiniz O’nu]; çünkü insanoğlu gerçekten çok nankördür!” (İsra: 17)

İnsan unutkandır:

“Andolsun, biz bundan önce Âdem’e ahid vermiştik fakat o unutuverdi; biz onda bir kararlılık bulmadık.” (Ta-Ha: 115)

İnsan azgındır:

“Gerçek şu ki insan fütursuzca azar, kendini yeterli gördüğünde.” (Alak: 6-7)

İnsan acelecidir:

“İnsan [çoğu zaman] iyilik için dua ediyormuşçasına (tutkuyla) kötülük için dua eder; çünkü insan [yargılarında] acelecidir.” (İsra: 11)

İnsan dünyaya düşkündür:

“Gerçek şu ki, insan Rabbine karşı çok nankördür ve kendisi de buna şahittir, çünkü o, alabildiğine servet hırsına kapılmıştır.” (Adiyat: 6-8)

İnsan hırslı, kıskanç ve cimridir:

“Gerçek şu ki, insan tatminsiz bir tabiata sahiptir; başına bir kötülük geldiği zaman sızlanmaya başlar, bir iyilik ile karşılaşınca da onu bencilce sahiplenip başka insanlardan uzak tutar.” (Mearic: 19-21)

İnsan tartışmacıdır:

“İnsan her şeyden çok tartışmaya düşkündür.” (Kehf: 54)

Kul Allahu Teâlâ’nın gerçekten Rabbi ve Halik’ı olduğunu ve kendisinin Allah karşısında fakir ve muhtaç bulunduğunu idrak ettiği zaman, Allah’ın rubûbiyetine istinaden ubûdiyeti bilir ve anlar. İşte bu hakikati idrak edebilen kul, yalnızca Rabbinden ister ve ondan medet umar. Yalnızca ona boyun eğer, ona yönelir ve ona tevekkül eder.

“Cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat: 56)

“Ey insanlar! Sizi ve sizden önce yaşamış olanları yaratan Rabbinize kulluk edin ki, O’na karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.” (Bakara: 21)

Kulluk hususunda hayatın anlamını idrak etmekten daha değerli bir aşama yoktur. Ancak bundan sonra insanın hidayete ermesi mümkün olabilmektedir. Zira hayatın anlamını idrak eden insan amacını, yolunu netleştirir. İnsanlık tarihinde hayatın anlamına dair en tatmin edici cevabı din vermiştir. Din dışı cevaplar hayatın sadece maddî boyutunu dikkate almış, insanın ruhî boyutunu göz ardı etmişlerdir. Özellikle Batılı ideolojiler modern dünyada insanı tek dünyalı hale getirdiler. İnanç ve maneviyattan yoksun yaşam biçimi boş ve anlamsız olduğu gibi, tehlikelidir de. Allah’a kulluk neticesinde elde edilecek en büyük kazanım maneviyattır. İnsanın kendisini bilmesi de ancak bu yolla mümkün olabilmektedir.

Akıl ve irade sahibi insanın yaratılmasındaki temel amaç, onun, Allah’ın varlığını ve birliğini tanıması, iyiyi idrak etmesi, kendi yaradılışındaki hakikatleri görerek Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde doğru düzgün bir hayat sürmesidir. Kulluk budur. İnsanın yaradılışındaki hakikat, doğum ve ölüm arasındaki süre içinde onun deneniyor olmasıdır.

“O, hem ölümü hem de hayatı yaratmıştır ki, sizi sınamaya tâbi tutsun [ve böylece] davranış yönünden hanginiz daha iyidir [onu göstersin] ve yalnız O, kudret sahibi ve çok bağışlayıcıdır.” (Mülk: 2)

Bilinmesi gereken iki nokta bulunmaktadır: Birincisi, başıboş bırakılmadık. İkincisi, Allah hiçbir şeyi gayesiz, anlam ve amaçtan yoksun yaratmamıştır. Gayesizlik abestir ve Allah’ın üstün vasıflarına ters düşer.

“Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz?” (Mü’minun: 115)

“Ve biz, hakikati inkâr edenlerin sandığı gibi, göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık. Vay hallerine [cehennem] ateşindeki o inkârcıların!” (Sad: 27)

“Onlar ki, ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar [ve] göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: ‘Ey Rabbimiz! Sen bunları[n hiç birini] anlamsız ve amaçsız yaratmadın, sen yücelikte sınırsızsın, bizi ateşin azabından koru!’” (Bakara: 191)

İnsanın tesadüfler sonucu var olduğunu veya boş ve anlamsız bir biçimde yaratıldığını düşünmek, yaratılışın belli bir anlam ve amaç taşıdığını reddetmek, manevî-ahlakî değerleri yok saymaktır. Bu, insanın cezayı hak etmesine yol açar. Rabbimiz hak din İslam’ın değerleri doğrultusunda yaşamayı ve ölmeyi bizlere nasip eylesin; bizleri zulme, cehalete, nankörlüğe düşmekten korusun ve ayaklarımızı Sırat-ı Müstakim üzere sabit kılsın.

“Ey imana ermiş olanlar! Allah’a kendinizi tam olarak teslim edin ve şeytanın ardından gitmeyin, zira o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara: 207-208)

Mevlüt Hönül – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Kur’an Işığında İnsan (3)

  1. Mağazadan aldığın elekronik aletin yanında nasıl kullanma kulavuzu veriyorlarsa senin yaradanında senin yanında (insanlığın) kullanma kılavuzu (Kuran) vermiştir.
    Mağazadan aldığın o kullanma kılavuzunu okumadan,almış olduğun aleti monta edemeğeceğin gibi,Yaradanın sana göndermiş olduğu kullanma kılavuzunuda okumadığın taktirde istikametini belirleyemezsin.
    2017*son asrın,yüz yılın teknolojisiyle,ilmiyle hazırlanmış İslam Akidesi.
    http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2016/01/asl-nedir1-kok-esas-temel-kaide-asl.html?spref=fb
    ***—–

    SEN VE SENİN DAVAN ÖNEMLİLER İÇİNDE BİR İLK’TİR UNUTMA…!
    https://seyyitkutubtefsiri.blogspot.nl/2016/06/ftratn-dogru-yolundan-sapmak-allaha.html?showComment=1497422144668#c8348034532082828553
    https://akilvefikir.org/2015/08/18/kuran-isiginda-insan-3/

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s