Açık Görüş / Arslan Balta / Din / Yorum-Analiz

“Kur’an İslam’ı” İddiasının Yapı-Çözümü

kuran-islamı1Peygambere ait sözleri ve geçmişte üretilen bilgileri Kur’an’ı anlamanın önünde engel görmek, Müslümanları Kur’an’ın önerdiği yaşam biçiminden uzaklaştırmanın yeni yöntemi olsa gerektir. Bu yöntemle, İslam dünyasında peygamberden bu tarafa Kur’an’dan ilham alınarak kurulan medeniyet köksüzleştirilmektedir.

“Kur’an İslam”ı söylemi bilinçli olarak seçilmiş, normal şartlar altında hiçbir Müslüman’ın itiraz edemeyeceği bir söylemdir. Aslına bakılırsa, Müslüman bir zihnin yabancı olduğu, duyunca ciddiye almayacağı, entelektüel derinlikten uzak, sığ, alelade bir ifadedir denilebilir. İslam düşünce tarihinin hiçbir döneminde rastlanması imkânsız gibi görünen bir kavramsallaştırma, problemli bir tanımlama ve çerçeve içermektedir. “Kur’an İslam’ı” vurgusunun amacı nedir? İslam zaten Kur’an değil midir? Temel kaynağı Kur’an olmayan, bir İslam mı vardır? Bu söylemden, Kur’an’ın dışında İslam’ın anlaşılmasına katkı sağlayan tüm kaynakların reddi mi kastedilmektedir? Özellikle “Kur’an İslam’ı” vurgusuyla, İslam’ı dünyalı hale getiren, Kur’an’ın yaşamla birlikte oluşma sürecinde, ayetlerin hayatın içinde pratiğini yansıtan peygamberin sözlerinin, doğru bir şekilde bize ulaşma imkânını reddederek, sünneti yok sayma basiretsizliği kastediliyorsa ciddi bir hata yapılıyor demektir. Tabiidir ki ve herkesçe bilinmektedir ki, zaman içerisinde İslam düşünce havzasına peygambere atfedilen uydurma sözler girmiştir. Aynı zamanda bu düşünce havzasında, İslam’da olmadığı halde başka geleneklerden İslam düşüncesine giren ve zaman içerisinde İslam’danmış gibi görülen İsrâilî bilgiler de olmuştur. Bu vakıadan yola çıkarak, topyekün bir hadis inkârının, bilimsel bir bakışı yansıtması mümkün değildir. Kur’an’ı anlama çabası içerisinde peygamberin söylediklerinin ve İslam düşünce tarihi içerisinde üretilen bilgilerin yok sayılması, en basit bir ifade ile İslam medeniyetinin hafızasını reddetmektir. Bilim tarihindeki başarılar, insanlığın hafızasının birleşmesinin sonucudur. Her bir bireyin, geçmiş olmaksızın her şeye yeniden başladığı bir hayattan söz etmek mümkün görünmemektedir.

Eğer İslam dünyası bir medeniyet iddiasındaysa ve insanlığın sorunlarına çözüm üretmede farklı bir bakış açısı geliştirebileceğini düşünüyorsa, tarihi süreç içerisinde ürettiklerine ve hafızasına sahip çıkmak durumundadır. Bir ümmetin hafızasını inkâr etmesi, iddialarından vazgeçmesi demektir. Kökleri ile bağları kopmuş bir topluluğun, alelade bir toplum olacağını görmek gerekir. Bir usule sahip olmaksızın üretilen bilgiler, derinliksiz gündelik bilginin ötesine geçemez. Geçmişi putlaştırmadan ve geçmişte üretilen bilgileri bir son olarak görmeden, yeni zamanlara söz söyleyebilmek gerekir. Söylenecek sözün kıymeti ve özgünlüğü, nasıl bir paradigmayla hayatı değerlendirdiğinize bağlıdır. Paradigma üretmek, felsefi bir derinliğe, felsefi bir derinlik de beslenilen kaynağın gücüne bağlıdır. Bin dört yüz yıllık hafızanın, birikimin basite alınması, görmezden gelinmesi, düşüncemizin gücünü azaltacağı gibi, kendimizi inkâr etmek gibi bir basitliğin, garipliğin içerisine düşmemize sebep olacaktır. Geçmişte üretilen bilgilere inkârcı bir yaklaşım, ucube bir toplumsal yapının oluşmasına sebep olacak, egoist, değer yargıları olmayan, nihilist bireylerin çoğalmasının önünü açacaktır. Geçmişi inkâr tarihsizleşmektir. Bunun sonu Kur’an’ın varlığını sorgulamaya kadar gider.

Peygamber İslam’ı anlatmakla görevlendirilmiştir. Peygamber söz söylemeksizin mi dini anlatmıştır? Peygamber’in sözünü yanlış anlayan ve eksik aktaranlar tabiî ki olmuştur. Böyle bir handikap tüm geçmiş bilgilerle ilgili de söz konusu olabilir. Geçmişten gelen bilgilerde her zaman olabilecek eksiklikler, geçmişin inkârını gerektirmemelidir. İslam bilginlerinin geçmişe ait bilgileri ve özellikle peygamberimize ait sözleri toplamada gösterdiği titizlik düşünce tarihimizde meşhurdur.

Kur’an’ın hayatla birlikte oluştuğu, yaşamın ürettiği sorulara ve problemlere cevap olarak ayetlerin indiği herkesin malumudur. Yaşamın içinde oluşan Kur’an’ı, yine yaşamdaki karşılıkları ile birlikte anlamak gerekir. Ayetlerin nüzul sebepleri Kur’an’ın anlaşılmasında önemli olmalıdır. Ayetlerin nüzul sebepleri ile ilgili farklı rivayetlerin olması, bu rivayetlerin yanlış olduğu anlamına gelmediği gibi, insanların ayetleri kendi zaman ve şartları içerisinde anlamlandırma, yaşamda karşılığını bulma, hayatla örtüştürme çabasıdır denilebilir. Ayetleri hayatla irtibatlandıran peygamberin ilk pratik örnekliği göz ardı edilerek girişilecek bir anlama çabası, hayatla bağlantısı olmayan bir anlama biçimi olmaktan kurtulamayacaktır. Aynı zamanda bu anlama çabası, bir dildeki herhangi bir metnin başka bir dile tercümesinden ibaret, kupkuru, ruhsuz bir anlama olacaktır. Hayatın sıcaklığını, karmaşasını, sevincini, üzüntüsünü göz ardı eden, soğuk, sadece rasyonel, linguistik bir çaba olmanın dışına çıkamayacaktır. Bir nevi salt tercüme faaliyeti olacaktır. Sadece kelimenin anlamından yola çıkarak ortaya konulacak hükümlerin hayatla irtibatını kurmak zorlaşacak; teorik, pozitivist, insanı ruhundan koparıp makine olarak gören determinist yaklaşımlarla İslam’ın pratikleri şekillendirilmeye çalışılacaktır. Malik Bin-Nebi, Kur’an’ın hayatla birlikte oluşma sürecinde ayetlerin kesik kesik inmesini önemsemekte ve bu tarzın pedagojik bir metod olduğunu belirtmektedir. O bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Gerçekte bu metod, doğmak üzere olan bir din ve bir medeniyet şafağı ile tebarüz eden bir devir için mümkün ve hemen tek yetiştirme metodu idi. Filvaki, tam yirmi üç sene, vahiy, adım adım, peygamber (s.a.v.) ve arkadaşlarını nihai hedeflerine doğru sevketmiştir. Hem de her an, o anın icap ettirdiği ihtimam ile onları sarıp sarmalayarak; muazzam enerjilerini takviye edip, ruhlarını ve iradelerini dünya tarihinin benzersiz destanına yönelterek.” (Malik Bin-Nebi, Kur’an-ı Kerim Mucizesi, T.D.V Yay., s. 123-124, Ankara 1991)

Günümüzde Kur’an’ı ve Kur’an bağlılarını diğer din ve kitap bağlılarından farklı kılan şey, Kur’an’ın kendi bağlılarının hayatlarına etki etme gücüdür. Müslümanların ellerindeki Kur’an, hayata dokunan bir kitaptır. Özellikle Hıristiyanlarda olduğu gibi hayatın dışına çıkarılmış, metafizik konumundan dolayı ulaşılmaz ve anlaşılmaz addedilip, dünyalı olmaktan çıkarılmış bir kitap değildir. Kur’an, her sabah içinden belli bölümleri okunacak, bazı törenlere uhrevi hava katmak amacıyla tören kitabı haline getirilecek, Yahudilerin Tevrat tomarlarına dokunmak suretiyle yaptığı gibi yapraklarına dokunulacak, dua gibi okunacak bir kitap asla değildir. Kur’an’ın kutsallığı reel, anlamlı ve hayatı anlamlandırıcı, yol gösterici bir kutsallıktır. Diğerlerinin kutsallığı ise zaman üstü olması (numen) ve bu özelliğinden dolayı da hayatın içerisine inemeyişi şeklindedir. Bağlılarının inşa ettikleri hayata kurucu, yönlendirici ve değer katıcı bir etki etmemektedir.

Aşırı bencilliğin, bireyselciliğin zirve yaptığı dünyamızda Kur’an’ı bireyin salt tercüme dünyasına sıkıştırmamalıyız. Kur’an’ın bireyi aşan, hayat kuran canlılığı göz ardı edilmemelidir. Malik Bin-Nebi’nin ufuk açıcı söylemiyle kastımızı şu şekilde açıklayabiliriz: “Vahiy, eğer yürüyen hayatla beraber, adım adım misaller ve derslerle inmemiş olsaydı, bu kadar derinden insanın kalbine ve şuuruna nüfuz etmek imkânı bulabilir miydi? Eğer Kur’an bir hamlede inmiş olsa idi çarçabuk hareketsiz bir söz, hayatiyetten mahrum bir düşünce ve basit bir dini vesika haline inkılap eder ve asla yepyeni bir medeniyete hayat verici bir kaynak olamazdı. Kur’an’ın tarihî, ictimaî ve ahlakî dinamizminin bir sırrı vardır: kesiklik.” (Malik Bin-Nebi, a.g.e, s.124)

Mevcut İncillerin oluşum süreçlerinin, Malik Bin-Nebi’nin yukarıda ifade ettiği gibi, Kur’an’ın oluşum süreci gibi değil de masa başında olduğu herkesin malumudur. Hıristiyanların, İncil’i hayata tatbik eden peygamberî bir sünnet geleneğinin olmayışı, İncillerin, onların hayatlarının her alanında kurucu bir öğe olamamasının temel sebebi olarak düşünülebilir.

“Peygamber’in (s.a.v.) mübarek hayatının her bir vak’ası, malumdur ki, Kur’anî teşriin bir safhasını teşkil etmektedir. İlahi kanunlar beşeri topluluklar içindir ve bu sebeple insanlardan birisinin günlük hayatından alınmış hadiselere istinat etmezse insanlar için hiçbir mana ifade etmez.” (Malik Bin-Nebi, a.g.e, s. 208)

İfk hadisesi peygamberimizin hususi hayatına ait bir vak’adır. “Vahyin şahitlik müessesesi hakkında belirli hukuki prensipler vazetmesine sebep olmuştur.” (Malik Bin-Nebi, a.g.e, s. 209)

Kur’anî eğitimde kıssaların yeri herkesin malumudur. Yine Allah’ın, insanlardan geçmişi araştırmasını istemesi ve geçmiş olaylarda derslerin olabileceğini söylemesi, yaşamın birbirinden kopuk, rastgele, yalıtılmış zaman dilimlerinden oluşmadığını göstermesi açısından önemlidir. Sahip olduğu tüm potansiyeli ile Kur’an’ı ve dünya yaşamını anlamak, tek tek bireylerin altından kalkabileceği bireysel sorumluluk alanı değildir. Aksine, insanlığın birlikte anlayabileceği ve üstesinden gelebileceği bir sorumluluktur. Bu itibarla, anlama çabamızda peygamberi ve geçmişi yok sayma yerine, onlardan yararlanmak daha insani görünmektedir. Böyle olmasa idi, Kur’an’da “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının” (Haşr 7), “Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir” (Ahzap 21) denilir miydi?

Tekrar ifade etmek gerekirse, Kur’an’ı anlamak, Arapçayı bilmekle olabilecek bir şey değildir. Öyle olsa idi Kur’an’ı bütün Arapların anlaması gerekirdi. Oysa gerçek böyle değildir. Kur’an’ı anlamaya çalışırken onun hayatla irtibatını kuran sorular sormamız gerekir. 5N-1K olarak bilinen sorular hayatın tüm dinamikliğini içinde barındıran sorulardır. Bu anlamda sorduğumuz her sorunun cevabında peygamberî dokunuşun varlığı kendini hissettirecektir.

İslam’ın nasıl bir çerçevede anlaşılması gerektiği ile ilgili düşünceleri ifade ettikten sonra, “Kur’an İslam’ı söylemi son zamanlarda niçin bu kadar öne çıkmıştır?” sorusunu sorabilir ve bunun cevabı üzerinde düşünebiliriz

Yukarıda da ifade edildiği gibi Kur’an’ın bir Müslüman’ın dünyasındaki yeri ile İncil’in bir Hıristiyan’ın dünyasındaki yeri aynı değildir. İfade ettikleri ontolojik ve epistemolojik anlam dünyası farklıdır. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in bir Müslüman’ın hayatındaki yeri ile Hz. İsa’nın bir Hıristiyan’ın hayatındaki yeri de aynı değildir. Müslüman için Hz. Peygamber kâmil ahlak timsali, hayatı yaşarken yaşamı örnek alınacak biriyken; Hıristiyan için Hz. İsa, kendini tüm insanlığın günahını üstlenmek için feda etmiş bir şahsiyettir. Müslüman’ın peygamberle irtibatı doğal, insani, sahici bir irtibatken, Hıristiyanınki pragmatik ve uhrevidir. Kanaatimizce yapılmak istenen, Müslüman’ın peygamberi ile olan bu sahici ilişkisini ortadan kaldırmak, onun Kur’an, peygamber ve din algısını değiştirmektir. Kısaca Yusuf Kaplan’ın deyimiyle İslam’ın Protestanlaştırılması, sekülerleştirilmesi ve böylelikle de hayattan uzaklaştırılmasıdır.

Şimdiye kadar değişik boyutlarda gösterilen İslam’dan uzaklaştırma çabasının, bugün itibariyle farklı bir boyut kazandığına şahit olmaktayız: Müslüman’ı Kur’an’dan Kur’an’la uzaklaştırmak.

Peygambere ait sözleri ve geçmişte üretilen bilgileri Kur’an’ı anlamanın önünde engel görmek, Müslümanları Kur’an’ın önerdiği yaşam biçiminden uzaklaştırmanın yeni yöntemi olsa gerektir. Bu yöntemle, İslam dünyasında peygamberden bu tarafa Kur’an’dan ilham alınarak kurulan medeniyet köksüzleştirilmektedir. Kur’an, yaşamda kurucu, şekillendirici ve yönlendirici bir otorite olmaktan çıkarılmakta; kayıtsız, pozitivist salt aklın ve zihin işleyişinin bencilce tercümesine terk edilmektedir. Aklın, vahyin üstünde imtiyazlı bir konuma getirilmesi, vahyin, hayatı anlamlandırmada referans noktası ve düşünme biçimimizin objesi olmaktan çıkarılması, hümanist bir paradigma çerçevesinde dinin anlaşılmasını önermek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşımda peygamber, bir medeniyet kurucusu, örnek bir ahlak timsali olmaktan çıkarılmış demektir.

Hz. Peygamber, Kur’an’ın hayata dokunma anı, temas noktasıdır. İnsanlığa, Kur’an’la birlikte farklı bir zihin işleyişi, farklı bir düşünme biçimi, farklı bir ahlaki yaşam, farklı bir kalbî duyarlılık, farklı bir insan, madde ve hayat görüşü ile nasıl bir yaşam kurulacağının zeminini hazırlayan ve ilk örneklerini sunan kişidir. O, Kur’an’ın insan tipini ve yaşam önerisini insanlığa gösteren şahsiyettir.

Yüce Allah, insanlar arasından peygamber seçerek, Kur’an’ın dünyalılaşma ve yaşama uygulanma sürecine müdahil olmuş, tanrı-merkezli bir yaşamın nasıl kurulacağını peygamber eliyle göstermiştir. Eğer siz peygamberi aradan çıkarırsanız, modern zamanların idealize ettiği, insan-merkezli dünya kurgusunun tuzağına düşmüş olursunuz. “Kur’an İslam’ı” iddiasında, modern insanın bencil, nihilist, pozitivist, oportünist, hümanist, sekülerist baskıların ve yönlendirmelerin etkisinde olduğu göz ardı edilmiş gibi görünmektedir.

Bizden, Hıristiyanlar İncil’i nasıl anlamışsa Kur’an’ı öyle anlamamız, İncil’in Hıristiyanların hayatlarındaki fonksiyonu neyse, Kur’an’ın da bizim hayatımızda aynı fonksiyona sahip olması istenmektedir. Daha açık söylemek gerekirse bu bir projedir. Bu iddia “bir komplo teorisidir” denilip geçilecek, basite alınacak bir durum da değildir.

İslam’ın ilk dönemlerdeki yaşanmışlıkları ve peygamberî müdahaleler göz ardı edildikçe, dinin tüm boyutları ile anlaşılmasına engel olunmakta, insanlığa rehber olma etkisi ve gücü azaltılmaktadır. Tercüme faaliyetiyle Kur’an’ı anlama çabası, Kur’an’ın hayata müdahalesine engel olmak, onun farklı bir insan ve farklı bir yaşam önerisi iddiasından uzaklaşması demektir. Ayetlerin nüzul sebeplerini, kendi sosyolojik şartları içerisinde düşündüğümüzde, Kur’an’ı anlamak için ve hakikate ulaşmak için, tüm tarihi sürecin dikkate alınması gerektiğini rahatlıkla görebiliriz.

Arslan Balta (Trabzon Ortahisar Düşünce Araştırma Derneği Sekreteri) – akilvefikir.org

arslan.balta@hotmail.com

Reklamlar

One thought on ““Kur’an İslam’ı” İddiasının Yapı-Çözümü

  1. “Kur’an İslamı Kur’an da Anlatılan İslamdır.” Ercümend ÖZKAN. Allah ona gani gani rahmet eylesin?

    Bakara 2: “BU, KENDİSİNDE ŞÜPHE OLMAYAN KİTAPTIR. ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLAR İÇİN YOL GÖSTERİCİDİR.”

    Bakara 4: “YİNE ONLAR, SANA İNDİRİLENE ve senden önce indirilene iman ederler; ahi ret gününe de kesinkes inanırlar. 5. İŞTE ONLAR, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER VE KURTULUŞA ERENLER DE ANCAK ONLARDIR.”

    Zuhruf 44: “Doğrusu bu Kur’an sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.”

    Peygamberimiz yaşayan Kur’an olarak tarif edilir. Onun yaşamı bizim için örnektir. Hayatı Kur’an olan Peygamberimizden, Kur’an a muhalif söz söyleyebilir mi? Onun mübarek ağzından uydurulan yalanların ayıklanması için geçmişte büyük gayretler sarf edilmiş ancak bu gayretler yeterli olmamıştır. metotlardaki yetersizlikler ortada durmaktadır. Birinin sahih kabul ettiğini, diğeri uydurma kabul edebilmiştir. Buharinin kabul ettiğini Müslim, Müslimin kabul ettiğini buhari uydurma olarak kabul edebilmektedir. Hal böyle iken buhariye göre müslim, müslime göre buhari hadis inkarcısı mı olmaktadır? Listeyi uzatın gitsin. Bu günlerde Allah’ın kitabını ölçü kabul edenler iğrenç bir şekilde hadis sünnet inkarcısı olarak taşlanmaktadır. Asla Peygambersiz Kur’an anlayışına sahip olmayan bu insanlar ölçüsüzce yerden yere vurulmaktadır. Ölçü Kur’an ise ona uymayan hiç bir söz ve tavır sahih değildir. Selam ve dua ile….

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s