Din / Metin Acıpayam / Yazarlar

İslam Hukuku ve Sportif Faaliyetler

kös-metin-acıpayamİslâm hukuku vücudun gelişmesine, güçlenmesine ve becerinin ilerlemesine sebep olduğu sürece her türlü sportif faaliyete izin verir. Çünkü bu gibi faaliyetler barışta toplumun yararınadır, olası bir savaş durumu için de toplumun güçlenmesine sebep olur.

İslâm hukuku sportif faaliyetleri tahrik ve teşvik eder. Kafaları geliştirmesi ve insan vücudunu güçlendirmesi bakımından müslümanların bu oyunları benimsemesini son derece iyi karşılar. Sportif faaliyetlerin, kafayı geliştirmesi ve vücudu güçlendirmesinin yanı sıra maharet ve beceriyi meydana çıkarması, kuvvet ve dinamizmi yaygınlaştırması yönünden de önemlidir. İslâm hukuku sportif oyunları “binicilik” başlığı altında bir araya toplar. Günümüzde yapılan her türlü yarışmalar, sporla ve beden terbiyesiyle ilgili tüm hareketler buraya dâhildir.

İslâm hukuku vücudun gelişmesine, güçlenmesine ve becerinin ilerlemesine sebep olduğu sürece her türlü sportif faaliyete izin verir. Çünkü bu gibi faaliyetler barışta toplumun yararınadır, olası bir savaş durumu için de toplumun güçlenmesine sebep olur. Atletizm, motor sporları (araba ve uçak müsabakaları), kuş ve benzeri hayvanlar arasında yapılan yarışmalar, kılıç kalkan oyunları, atıcılık (ok ve mızrak sporları), tüfek ve diğer ateşli silahlar, güreş, boks ve çeşitli kaldıraç vasıtalarının kullanılması (İslam hukukçuları ağır yükler kaldırmaya “ilaç” adını vermektedirler), yüzme yarışları, ip atlama ve cirit oyunlarının tümü, aynı şekilde hem barışta hem de savaşta toplumun yararına olan faaliyetler olduğundan İslâm hukukunca cevaz verilen faaliyetlerdir.

İslâm hukuku sportif konularda açık hükümler ve kesin teşvikler gösterme bakımından eşsizdir. Nitekim bu konuda Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır: “Ve onlara karşı, gücünüz yettiğince kuvvet ve bağlı-koşulu atlar hazırlayınız” (Enfal: 60).

Allah Resulü ise şöyle buyurmaktadır;

  • Dikkat ediniz! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.

  • Kuvvetli Müslüman zayıf Müslüman’dan daha hayırlıdır.

  • Yüce Allah, şüphesiz ki, bir tek ok için üç kişiyi cennete sokar: Hayra vesile olduğundan oku yapanı, atanı ve taşıyanı.

  • Binaenaleyh atınız ve bininiz! Ok atmanız, benim için ata binmenizden daha iyidir.

  • Oyundan ancak şu üçüne müsaade vardır: Kişinin cins atlar yetiştirmesi, ailesiyle oynaşması, ok ve mızrakla atış yapması.

  • Ok atmayı öğrendikten sonra ondan vazgeçen kişi şüphesiz ki, eline geçen bir nimeti terk etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) uzun atlama yapmış ve koşmuştur. Develeri yarıştırdığı, bir tanesiyle müsabakaya katıldığı bilinmektedir. Allah Resulünün deveyle olduğu gibi atla da yarışmalar düzenlediği ve ok atma yarışında hazır bulunduğu, yarışan iki grupla yan yana geldiği, bir tarafı tuttuğu tarihî açıdan sabittir. “Yanlarında sen varken onlarla nasıl ok atarız?” diyenlere “Atınız! Ben de sizin gibi onlarla beraberim” buyurmuştur.

Hz. Peygamber’in Rükan ile güreştiği, mızrak attığı, eğerli ve eğersiz ata bindiği bilinmektedir. Allah Resulünün arkadaşları da bu hükümleri uygulama konusunda son derece dikkatli davranmışlardır. Mus’ab, babasının şöyle dediğini söyler: “Oğlum! Ok atmayı öğrenin, çünkü sizin en iyi oyununuz budur.”  Hz. Ömer (r.a.) de Ebu Ubeyde b. el-Cerrah’a yazdığı mektupta şöyle der: “Çocuklarınıza yüzmeyi ve ok atmayı öğretiniz!” Yine Hz. Ömer, Azerbaycan’daki valisine şunu yazar: “Sizden istenen, iyi hazırlanınız ve yaptığınız zaman en iyisini yapınız. Her zaman hayvana binmeyiniz. Atın üzerine iyice yerleşin ve hedefe iyi nişan alın!”

İslâm hukukunun spor ve sportif faaliyetler ile alakalı ana umdesi (prensibi) şudur: İslâm ümmetinin din ve dünyası için yararlı olan her türlü bilgi, sanat ve beceri farz-ı kifâyedir. Bunları öğrenmek vaciptir. Ve Müslüman’ın öğrenip öğrenmemek konusunda seçim hakkı bulunmamaktadır. Şu halde binicilik bir tür beceridir. Güçlülük ve üstünlük işaretidir. Ve dolayısıyla farz-ı kifâyedir. Müslümanların yerine getirmesi gereken bir vecibedir. Kendi istekleriyle de olsa bundan vazgeçmeleri doğru değildir.

İslam hukuku, kişileri daha ileri götürmeye ve daha üstün olmaya özendirmek için at yarışı ve okçuluk konusunda ödül verilmesine izin verir. Ödül verilmesi veya verilmemesi gereken konuların sayımında İslâm hukukçuları değişik fikirler taşımaktadır.

İmam Malik, ödülün her zaman için devlet hazinesinden verilmesi gerektiğine kanidir. Çünkü sportif oyunlar yarar yönünden toplumu ilgilendirmektedir. Zira bu gibi faaliyetler kişileri askerî bakımdan savaşa hazır bir duruma getirmektedir.

İmam-ı Azam, İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre, ödül devlet hazinesinden olduğu kadar oyuna katılan ve katılmayan kişiler tarafından da karşılanabilir. Öyle ki, yarışmaya katılıp da binicilik alanlara ödül verilmeli, kazanamayanlara verilmemelidir.(1)

Sportif Faaliyetlerde Yaralama ve Yaralanmanın Hükmü

Sportif faaliyetlerde oyuncu ve yöneticiler arasında yaralananlar bulunabilir. Eğer bu tür olaylar yarışmaya katılanların zor kullanarak başarıya ulaşma şeklinde bir oyun biçiminden ileri geliyorsa ve normal şartlarda bu oyun taraflardan birine karşı kuvvet kullanılmasını gerektirmiyorsa, hasmı vurmayı veya yaralamayı hedef almıyorsa, bu gibi yaralama olaylarında yine şer’i prensipler geçerlidir. Çünkü burada yaralama olayı oyunun zaruri gereklerinden değildir. Eğer fail, karşısındakini kasıtlı olarak yaralarsa, “kasıtlı suç işlemek”ten mes’uldür. Yaralama olayı ihmal ve becerisizlik neticesinde meydana gelmişse, o takdirde yaralayanın “kasıtsız suç işlemek”ten sorumlu tutulması gerekir.

Güreş ve boks gibi hasma karşı kuvvet kullanılmasını veya vurulmasını gerektiren oyunlara gelince, böyle oyunların sonucunda meydana gelen yaralama olaylarının cezası yoktur; eğer oyuncu, yarışmanın normal gereği olan hususları aşacak bir harekette bulunmamışsa. Çünkü oyunun tabii gereği aslında bilinen şekil içerisinde, normal olarak birtakım olaylarının meydana gelmesini gerektirir. Ama oyuncu oyunun hududunu aşar ve bunun dışında karşısındakine zarar verici bir davranışta bulunursa ve fiilde kasıt varsa “ kasıtlı suç işlemek”ten, herhangi bir kast söz konusu değilse o takdirde “kasıtsız suç işlemek”ten cezalandırılır.

Metin Acıpayam – akilvefikir.org

———

1- Mevahiu’l-Celil, c. 3, s. 390 ve devamı; Haşiyet-u İbn-i Abidin, c. 6, s. 657; Mecmau’l-Enhür, c. 2, s. 526; Tuhfetu’l-Muhtac, c. 4, s. 215 ve devamı; El-Muğni, c. 11, s. 128 ve devamı; El-Hulusiyye, s. 69 ve devamı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s