Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Kapitalist Modernite ya da Cemaatin Sonu

atilla-fikriergun-köşeBizi birey haline getirenler ocağımıza incir ağacı diktiler. Cemaat olmaktan çıktık, içtimaî ve siyasî birliğimiz parçalandı, içtimaî adalet üzerine bina edilen iktisadımız bozuldu, aynı şekilde adaletin teminatı olan hukukumuz devre dışı kaldı. Düzeltmek mümkün ama zaman alır.

Cami-Cemaat-Cuma, bu üçlü koordinasyon veya yapılanma kapitalist modernitenin dayattığı bireyciliğin/bireyselleşmenin benimsenmesiyle birlikte bozuldu. Küçük yerler dışında Cami’de, Cuma’da bir araya gelenler gerçek manada Cemaat vasfı taşımıyorlar, birbirlerini tanımayan, birbirlerinin halinden, sorunlarından, ihtiyaçlarından bihaber, sadece namaz kılıp dağılmak için toplanan bireylerden ibaret vaziyetteler.

Camideki ve namazdaki düzen içtimaî hayata yansıyabilseydi bugün bu halde olmazdık. Bu düzende herkes tek bir kubbe altında cem olur, bu kubbenin altı kamuya ait ortak mülkiyettir ve bu kubbenin altında herkes hak-hukuk itibariyle eşittir, birinin hakkı-hukuku diğerlerininkinden üstün değildir, herkes adaba erkâna uygun davranmak zorundadır.

Bir kişi diğerlerinden bir adım öne çıkar, diğerleri onun arkasında omuz omuza saf tutarlar, protokol yoktur, önce gelen önde en son gelen de arkada saf tutar. Cemaatin önüne geçen kişi (imam) namaz esnasında hata yaptığında cemaat onu “Subhanallah” diyerek uyarır, o da hatasından rücu eder.

Cami yeryüzü veya üzerinde yaşadığımız toprak parçası, Cemaat bu toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan insanlar, Cuma veya daha genel çerçevede namaz da bu insanların Cemaat teşkil etmelerinin gereği olarak bir araya toplanmaları, cem olmalarıdır.

Bizi birey haline getirenler ocağımıza incir ağacı diktiler. Cemaat olmaktan çıktık, içtimaî ve siyasî birliğimiz parçalandı, içtimaî adalet üzerine bina edilen iktisadımız bozuldu, aynı şekilde adaletin teminatı olan hukukumuz devre dışı kaldı. Düzeltmek mümkün ama zaman alır.

Kapitalist modernite doğal cemaatleri de yok etti. 80’li yılların mahalle kültürü ve bu kültür içinde yetişen çocukların mahalle arkadaşlığı adı konulmamış doğal cemaatlerin en canlı örneğidir.

Bu çocuklar birey olarak değil beraber hareket ederlerdi, bir ıslıkla toplanırlar, oyun oynarlardı, bakkalın önünde meşrubat içerken veya sinemaya giderken parası olan olmayanı çekerdi, anneleri evde olmayanlar bir başka arkadaşlarının evine yemek yemeye giderlerdi, mahalle kavgaları ve mahalle maçları da bir nevi kabile savaşları niteliği taşırdı.

Bu topluluğun kendi aralarındaki ciddi arkadaş kavgalarında cemaat haksız olana doğal yaptırım uygular, onunla 3-5 gün ya da 1 hafta konuşmazdı. Tartışmalar ve sıradan kavgalar neticesinde meydana gelen küslükler 3 günü geçmezdi.

Söz konusu yaş aralığı genel olarak beş vakit namaz kılmadığından Cuma namazlarında, teravihlerde ve Bayram namazlarında hep birlikte camiyi şenlendirirlerdi. Yaz aylarında da camiye Kur’an kursuna giderlerdi. Dışarıdan hiç kimse mahallenin kızlarına yan bakamazdı. Okuldan çıktıktan sonra mahallede top oynanırdı, ancak Pazar günleri kahvaltıdan sonra yaşça büyük olanlar küçükleri de yanlarına katarak daha büyük bir topluluk halinde bostana maç yapmaya giderlerdi ki, bu da haftalık sportif faaliyet olurdu.

Futbol topu ortak mülkiyetti, senin benim futbol topum yoktu, mahallenin futbol topu vardı, futbol topu istenmeyen yerlere kaçtığında, örneğin kapıcının, bekçinin vs. eline geçtiğinde ona zarar vermeye kalkışan her kim olursa olsun cemaat topluca karşı koyardı.

Çocuklar ve gençler bakkalın önünde veya içinde yer alan gazetelikten gazeteleri teker teker alıp sırayla spor sayfalarına bakarlardı, bakkal bu duruma hiç müdahale etmez, örneğin “Parasını verip alın, burada dikilmeyin” demezdi.

Anası babası kavga eden, ayrılma noktasına gelen çocukların durumunu arkadaşları kendi ailelerine iletir, mahalleli arayı bulmak için seferber olurdu. Mahalleli borcu olup da ödeyemeyene, darda olana destek çıkardı. Mahalleden biri öldüğünde herkes topluca cenazeye iştirak eder, taziyeye katılır, ölenin evine bir hafta dışarıdan yemek taşınırdı.

O günler geride kaldı, şimdi aynı apartmanda biri öldüğünde haberi olmayan “komşular”, başlarını ellerindeki “akıllı” telefonlardan kaldırmayan, gözlerini TV veya bilgisayar ekranından ayırmayan, tamamen bireyselleşmiş, paraya pula tapan, birbirlerinin halinden anlamayan, bunun da ötesinde kendilerinden başka hiç kimseyi umursamayan sosyal medya canavarları var, geçmiş olsun!

Bu noktada sosyal medya için ayrı bir parantez açmakta yarar var. Sosyal medya bireyselleşmenin ve küreselleşmenin bir parçası, bireyselleşmeye “sosyalleşme” süsü verirken veya bireyin “sosyalleşmesini” bilgisayar ve telefon ekranlarına havale ederken küreselleşmenin gereği olarak herkesi tek bir yere (sanal dünyaya) bağlayarak insanı tek tipleştiriyor.

Hepimiz aynı sanal merkeze bağlıyız, farklı düşüncelere sahip olsak da aşağı yukarı aynı refleksleri gösteriyoruz ve bu yüzden de temelde küreselleşmenin potasında eriyen tek tip insanlarız. Kapitalist modernite illüzyonu “Hakikat” olarak empoze ediyor ve biz de bunu afiyetle yiyoruz. Hakikat değil bu, illüzyon!

Hulâsa, birey olduk, paramparça olduk, kolay yenilir yutulur lokmalar olarak ortalık yerde geziniyoruz, böyle devam ettiği müddetçe -ki edecek- hayır beklemeyin.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s