Din / Metin Acıpayam / Yazarlar

İslam Ceza Hukukunda Suçun Çeşitleri ve Suçların Taksimi

kös-metin-acıpayamHaddi gerektiren suçlarda mutlak manada af caiz olmaz. İster kendisine karşı suç işlenen kişi tarafından olsun, ister devlet yöneticisi, yani devletin baş sorumlusu tarafından olsun kimse mutlak manada bu suçları affedemez. Eğer bir kişi haddi gerektiren bir suçu affetmişse bu af bâtıldır, suç ve ceza üzerinde tesir yapamaz.

Suçun Çeşitleri

İslam hukukunun umumî kaidesine göre, suçlar takibat mevzuu ve yasaklanmış fiil olmaları bakımından aynıdır.

Şöyle ki; suç olan fiile bir başka açıdan baktığımız zaman çeşitli olduğunu görürüz. O zaman da suçları bakış açılarımıza göre çeşitli bölümlere ayırmamız mümkün olur. Cezanın büyüklüğü bakımından göz attığımızda hadler, kısaslar, cinayetler veya tazirler olarak bölümlere ayırmamız mümkündür. Suçu işleyenin kastı bakımından bir taksim yapmamız gerekirse, kasten işlenmiş suçlar ve kasıtsız olarak işlenen suçlar diye ikiye ayırmamız mümkündür. Öte yandan suçun açığa çıktığı zaman bakımından suça göz attığımızda suçu karmaşık suçlar ve açık suçlar olarak ikiye ayırabiliriz. Suçun işleniş şekline göre konuya baktığımız zaman müspet, menfi, basit, alışkanlık eseri, muvakkat ve muvakkat olmayan suçlar diye taksim etmemiz mümkündür. Suçun kendine has özelliği açısından baktığımızda topluma karşı işlenen suçlar, fertlere karşı işlenen suçlar, adi suçlar ve siyasî suçlar diye taksim edebiliriz.

Cezanın Büyüklüğüne Göre Suçun Taksimi

İttifak halinde kanaat şudur ki, İslam hukukunda temel esas mal ve can emniyetinin korunmasıdır. Mal ve can masumdur. Gerek insana gerekse insanın malına karşı işlenen her zararlı fiili onu yapana -eğer haklı değilse- ödetilir. Eğer işlenen suç cezayı gerektiriyorsa ceza verilir. Ama suç cezayı gerektirmeyecek türden bir fiil ise malî tazmin ile cezalandırılır. Eğer işlenen fiil takibat konusu oluyorsa suçtur, takibat konusu olmuyorsa suç değildir. Bu takdirde sadece “zararlı fiil” olarak ifadelendirilir. Şu halde suçla zararlı fiil arasında ancak her ikisinin de işleyen tarafından tazmin olunması bakımından bir münasebet söz konusudur.

Bir fiil suç olabilir ve o suçu işleyenin cezalandırılması gerekebilir. Ayrıca aynı fiil aynı zamanda zararlı bir fiil olur ve onu işleyen kendisine zarar verilmiş olan kimseyi tazmin eder.  Mesela Harem- i Şerif’te (Mekke’de, Kâbe’nin avlusunda) birinin mülkündeki avı yok etmek (ki Mekke’nin hareminde avlanmak yasaktır) yahut bir zımmînin rakısını içmek gibi. Bu iki halde de suç işleyen kişi av ve içki hükümlerine göre takibata uğrar. Avın ve içkinin değerini sahiplerine ödemesi gerekir. Hâlbuki her iki fiil de şer’an yasak olan fiillerdir (Şerh-i Fethu’l-Kadîr, c. 4, s. 61)

Bu noktada İslam hukuku ile beşerî hukuk birleşir ve ikisi de insanı başkasına zarar veren fiillerinden dolayı medenî bakımdan sorumlu kabul eder. İşlenen fiil ister kanun nazarında suç olarak kabul edilsin ister kabul edilmesin. Eğer bir fiil suç ise ve aynı zamanda başkasına zarar vermekte ise onu işleyen cezayı hak eder ve zararı veren tazmin eder. Bu noktada İslam hukukuyla beşerî hukuk aynıdır.

Suçların Taksiminin Ehemmiyeti

Suçların haddi, kısası, diyeti ve taziri gerektiren suçlar olarak bölümlere ayrılması birçok yönden ehemmiyet ifade eder. Biz bunları aşağıda izah etmeye çalışacağız.

Bu taksimin halk yönünden ehemmiyeti vardır. Şöyle ki; haddi gerektiren suçlarda mutlak manada af caiz olmaz. İster kendisine karşı suç işlenen kişi tarafından olsun, ister devlet yöneticisi, yani devletin baş sorumlusu tarafından olsun kimse mutlak manada bu suçları affedemez. Eğer bir kişi haddi gerektiren bir suçu affetmişse bu af bâtıldır, suç ve ceza üzerinde tesir yapamaz.

Kısası gerektiren suçlarda ise kendisine karşı suç işlenmiş kişinin suçluyu affetmesi mümkündür. Kendisine karşı suç işlenen kişi suçluyu bağışlarsa bu affın, affedilenin üzerine etkisi olur. Kendisine karşı suç işlenen kişi diyet mukabilinde kısas hükmünü affedebileceği gibi diyetten de vazgeçebilir. Bunları affettiği zaman suçlu affa uğramış olur. Ama devlet reisinin kısası gerektiren cezalarda devlet reisi olması hasebiyle bağışlama yetkisi yoktur. Çünkü bu tür suçlarda af yetkisi kendisine karşı suç işlenmiş olan kimse veya onun velisine aittir. Şu kadarı var ki, kendisine karşı suç işlenen kişi kısır ehliyetli (yani eksik bir kişi olursa) ve onun velileri bulunmazsa devletin başkanı onun velisi sayılır. Zira İslam hukukunda “Velisi olmayanın velisi hükümdardır” kaidesi esastır. Bu durumda devlet reisinin kendisine karşı suç işlenen kişinin velisi olması sıfatıyla -ama başka sıfatla değil- affetmesi caizdir. Fakat bu durumda bir şart daha vardır ki, o da affın bedava olmamasıdır.

Taziri gerektiren suçlarda ise devlet reisinin suçu affetme, cezayı kaldırma hakkı vardır. Devlet affettiği zaman bu af geçerlidir. Ancak affın şahsına karşı suç işlenmiş olan kişinin hakkını çiğnememesi icap eder. Kendisine karşı suç işlenmiş kişi taziri gerektiren suçlarda ancak doğrudan doğruya şahsî hukukunu alakadar eden kısımlarını affedebilir. Ama işlenen suç toplumu alakadar ediyorsa kendisine karşı suç işlenmiş olan kişinin suçtan veya cezadan feragat etmesi yahut affetmesi geçerli olmaz. Sadece realitede suçlunun cezasının tahfifine sebep olur. Zira taziri gerektiren suçlarda cezanın hafifletilmesi konusunda hâkimin büyük yetkisi vardır.

Şu halde kendisine karşı suç işlenmiş kişinin suçluyu bağışlaması her halükârda hafifletici bir sebep olarak değerlendirilebilir.

Suçların bu şekilde taksiminin hâkimin yetkisi bakımından ehemmiyeti:

Haddi gerektiren suçlarda suç sabit olunca hâkimin kararlaştırılmış bulunan cezayı vermesi ve bu cezayı eksiltip artırmaması gerekir. Allah tarafından kararlaştırılmış olan cezayı bir başka ceza ile değiştirmesi mümkün değildir. Keza cezanın infazını durdurma yetkisi de yoktur. Şu halde haddi gerektiren suçlarda hâkimin yetkisi sadece o suç için Allah tarafından bildirilmiş olan cezayı bildirmekten ibarettir, başka değil.

Kısası gerektiren suçlarda da yine hâkimin yetkisi Allah tarafından belirtilen cezayı vermekten ibarettir, şayet suçun suçlu tarafından işlendiği tespit olunmuşsa, işlenen suç kısası gerektiren bir suç ise ve suçluyu kendisine karşı suç işlenmiş kişi bağışlamış ve kısastan vazgeçmişse yahut da meşru bir sebepten ötürü suçluya kısas cezası vermenin imkânı yoksa hâkimin kendisine karşı suç işlenen kişi suçluyu bağışlamadıkça diyet hükmü vermesi gerekir. Ama kendisine karşı suç işlenen kişi suçluyu bağışlamışsa hâkimin taziri gerektiren bir ceza ile ceza vermesi gerekir.

Taziri gerektiren suçlarda (biraz sonra belirteceğimiz gibi) hâkimin çok geniş yetkisi vardır. Cezanın çeşidini seçmek, miktarını tayin etmek konusunda yetki hâkimindir. Dilerse ağır bir cezayı seçer, dilerse hafif bir ceza verir, tabii suçun ve suçlunun şartlarını göz önünde bulundurarak. Hâkim isterse cezayı en alt dereceye indirebileceği gibi en üst dereceye de çıkarabilir. Cezayı uygulama veya durdurma hususunda emir ve salahiyet de hâkime aittir.

Suçların taksiminin hafifletici sebeplerin kabulü bakımından ehemmiyeti:

Haddi, kısası ve diyeti gerektiren suçlarda hafifletici sebeplerin hiçbir tesiri yoktur. Suçlunun durumu ne olursa olsun verilen ceza uygulanacaktır. Fakat taziri gerektiren suçlarda hafifletici sebepler göz önünde bulundurulur. Miktarını tayinde de bu sebeplerin tesiri bulunur. Hâkim isterse hafif bir cezayı tespit eder ve onu en aşağı hududa kadar indirebilir. Keza isterse cezanın tatbikini durdurulabilir.

Suçların taksiminin suçun ispatı bakımından ehemmiyeti:

İslam hukuku haddi ve kısası gerektiren suçların belirli şahitler tarafından tespit edilmesi şartını arar. Eğer şahitlerden başka suçu tespite yarayan bir delil bulunmazsa -mesela zina suçunun tespiti ancak suçun işlendiği anda mevcut bulunan dört şahidin ifadesi ile mümkündür, dolayısıyla zinanın dışında kalan haddi ve kısası gerektiren suçlarda- en azından iki şahidin şehadeti gerekir.

Taziri gerektiren suçlara gelince, bunlar tek bir şahidin şehadeti ile tespit olunabilir. Beşerî hukuk ise böyle bir taksimi hiç bilmemektedir. Bunun yerine beşerî hukukta suçlar umumiyetle cinayetler, tecavüzler ve yasaklara karşı çıkmalar şeklinde taksim edilmektedir.

Metin Acıpayam – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s