Ümit Akdemir / Din / İktibaslar

Kabul Sevinciyle

namaz-ibadet1Hiç var olmasaydık yahut var olduğumuz halde ibadet edenler arasında olmasaydık belirgin bir eksiklik olmayacaktı kâinatta…

De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (kıbleye) doğrultun. Ona —dînde ancak kendine (bağlı, gösterişten, bayağı emellerden uzak, hâlis ve) muhlis (insan)lar olarak— ibâdet edin. ilkin sizi yarattığı gibi yine (O’na) döneceksiniz. [7:29]

Baştacı ettiğimiz ayete kulak verdiyseniz, “secdeyle yüzünü, özünü O’na tut” emrinden de haberdarsınızdır.

İbadetler oldu olacak oysa yapıp ettiğimiz günahlar tastamam oldu bitti… Arzına cü’ret ettiğimiz kulluğumuz bunca eksiği, kusuru ile kabule layık olmaktan ne de uzak. Yine de acaba dergâh-ı izzetinde kabule şâyân mıdır diye düşünür dururuz.

Kabulü noktasında kaygılanırız, içimizde bir şüphe… Belki taze bir niyetle yenileriz abdestimizi, namazımızı, orucumuzu: “Kabul edildi mi acaba?”

Fakat en az bunun kadar belki bundan da fazla gündemde kalmayı hak eden bir kabul sorgusu daha var: Ya Allah bizi ibadete kabul etmeseydi, huzuruna çağırmasaydı?

İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gel(ip geç)di ki (o vakit) o, anılmaya değer bir şey bile değildi. [76:1]

Hiç var olmasaydık yahut var olduğumuz halde ibadet edenler arasında olmasaydık belirgin bir eksiklik olmayacaktı kâinatta…

Şu kesin ki biz hiç var olmasaydık Allah’ın kulları eksilmeyecekti. Yeryüzünde hatta göklerde ve ikisi arasında Allah’a ibadet edenler hep secde halinde, sonsuz itaat içinde olacaktı. Biz “ibadet eden” olmasaydık da Allah’a ibadet eden sayısız şuur sahibi, Allah’ı tesbih eden nice canlı, cansız! bizi aratmayacaktı. Biz ibadet etmiyoruz diye Allah’ın yegâne ilâh oluşu gerçeği değişecek, manası azalacak değildi.

Biz eksik olacaktık sadece, eksikliğimizle kaybeden -hâşâ- Allah değil, elbette biz olacaktık. Ama ne güzel ki O’na kul olmak bize de düşmüş. O’nun varlığına ve birliğine şahit olmak bize de nasip olmuş. Ne güzel bir nasiptir bu?

Ne eşsiz ve beklenmedik bir şereftir ki Allah bizi namaza kabul ediyor. “Yıkıl karşımdan, o günahkâr kalıbınla nasıl kıyâma durursun” demiyor. “Sus bakayım, senin yalancı, diline benim tertemiz ayetlerim yakışmaz” demiyor. “Senin nefesin, senin sesin benim sözlerimi taşıyamaz!” demiyor. “Kaldır başını yerden, içinde çağın gürültüsü o kafayla secde olmaz!” demiyor.

Sözün özü bir kere daha düşünmeli… Memnuniyetle demeli ki “Rabbim ibadetimi kabul etti mi bilmem ama eminim ki beni ibâdete kabul etti.”

Kâinatın sahibi’nin kabul edilmişi olmak ve huzurda bu kabul edilmişliği doya doya hissetmek, ölü iken diriye sayılmak ne de şükredilesi bir hal değil mi…

(Evet, secdeye da’vet edilecekler) gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dünyâda) her şeyden salim ve sapasağlam iken da’vet ediliyorlardı. [68:43]

Makamların en âlisi olan secdeye daha dünyada, hem de her gün defalarca kabul edilmek ikramı, şerefi, ihsânı yetmez mi? Daha ne olsun…

O su gene dereye geldi, şimdi testini taşa çal; secde et, bir şey söyleme, çünkü bu meclis, padişah meclisi. [Hz. Pir Destgir-i Münîr]

Ümit Akdemir – umutrehberi.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s