Atilla Fikri Ergun / Din / Yazarlar / Yorum-Analiz

Aşınmaya Uğrayan Kimlikler

atilla-fikriergun-köşeKapitalist modernite bütün yolları tıkadı, modern devlet ve modern yaşam vasıtasıyla nefes almamızı sağlayan bütün iç kaleleri ortadan kaldırdı.

Aşınmaya Uğrayan Kimlikler – Gâvurlara Benzeyen “Müslümanlar”

Raffaello’nun ‘Atina Okulu/Scuola di Atene’ adlı freskine bakıp da hiçbir şey anlamayan modern “Müslüman enteller”in ilmî, fikrî, tarihî ve kültürel mirasımızı, tarihî toplumsal tecrübelerimizi sövgü yoluyla ayaklar altına almaktan başka bir şey bilmeyen “Kendi kendine nefret eden Müslüman/Self hating Muslim” bir nesil inşa etme çabaları “Akılsızlık nedir?” sorusunun doğrudan cevabı.

Batı modernleşirken kendi perspektifinden keşf-i kadîm yaptı, tabir caizse Antik Yunan’ı yaladı yuttu, modern “Müslüman enteller” ise kadîm ilim-irfan-tefekkür mirasımızı reddetmekle meşguller. Geçmişi, geleneği, kadîm mirası inkâr edip kendinizce başka bir “insan” türü haline gelebilirsiniz, lakin inkâr ettiğiniz şeyi silemezsiniz; zira Konfüçyüs’ün de dediği gibi, “Geçmiş asla silinmez!”

Modern “Müslüman entel” bu kafayla Batı’da yaşasaydı ilk söveceği iki kişi Aristo ve Platon olurdu, âlemin bu yakasında yaşadığı için İslam ilim-irfan-tefekkür mirasını vücuda getiren tarihî şahsiyetlere küfretmekle meşgul, ne dediklerini anlamadığı halde üstelik.

Eski dünyada işlenen zulümler modern dünyada işlenen zulümlerden evlâ değil elbette. Bununla birlikte eski dünyada irfan ve hikmet gibi önemli çıkış yolları vardı, ayrıca dünyanın meşakkatinden uzak durmak isteyen, pazar ehlinden olmayan insan kendi başına ekip biçerek, hayvan besleyerek karnını doyurabiliyor, tekkelerde, hankâhlarda örgütlenen özerk cemaatler vasıtasıyla inandığı değerleri topluluk halinde hayata aktarabiliyordu.

Kapitalist modernite bütün yolları tıkadı, modern devlet ve modern yaşam vasıtasıyla nefes almamızı sağlayan bütün iç kaleleri ortadan kaldırdı. Bugün mevcut düzende rekabete katılmayan insan ya devlet memuru olmak ya özel sektörde kölelik yapmak ya da açlıktan ölmek zorunda.

Modern devlet karşısında özerk bir cemaat yok, müstakil-bağımsız hareket etmek isteyeni tereddütsüz derdest eden siyasî bir mekanizmanın mevcudiyeti söz konusu. Bu yüzden piyasada “cemaat” adı altında var olan yapıların hepsi bir yerlerden sisteme bağlılar, sistem dışına çıkabilmeleri söz konusu değil.

Modernleşme sürecinde en çok hırpalanan, “yeniden yapılanma” adına içi boşaltılan ve farklı bir muhtevaya büründürülebilmesi için tahrif ve tahrip edilen unsur din oldu. Şu kadarını söylemek gerekir ki, Kur’an’da yer alan hiçbir hüküm iş olsun diye indirilmiş değil, hepsi belli bir hikmete mebni. “Hüküm, hikmet, hakîm, hâkim, hükümet, hakem”, hep aynı kökten. Bir hükmün dahi yok sayılması dini tahrif etmekle eş anlamlı. Modern “akıl” hikmet ve maksatları idrak edemiyorsa hükümlerin suçu ne?!

Aslolan Şeriat’tır, şahısların kendilerini bağlayan “yorumlar” Şeriat’ın önüne geçemez, subjektif olan objektif olanın önüne geçerse din ortadan kalkar. Bir diğer ifadeyle muhkem nassın olduğu yerde kişilerin subjektif, göreceli “yorumları” hiç kimseyi bağlamaz. “O zaman öyleydi, bugün böyle” diyenler kendi bakış açılarına doğrultusunda yeni bir din imal ediyorlar. Kulun nefsi Şeriat’ın önüne geçtiğinde ortada ne din kalır ne de iman.

Moderniteye uygun din ihdas etme ameliyesi genel olarak dinî hükümlerde indirime odaklı. Modern zihin ve ruh eğitiminden geçmeyen nefs teslimiyet problemi yaşıyor. Hak modernistlerin hevalarına uysaydı gökler, yer ve bunların içinde olan herkes -ve her şey- fesada uğrardı. Kendi nefslerinin hükmünü Allah’ın hükmünün yerine ikame etmeye kalkışanların asılsız tefsir ve te’villere rağbet etmeleri, kafalarına göre “hoca” aramaları bu yaklaşımın doğal sonucu.

İslam nokta-i nazarından akıl vahye tâbi olmak zorunda, aklı vahyin önüne geçirmek isteyen yaklaşım “Vahiy benim aklıma tâbi olsun” diyor; dini din olmaktan çıkarmanın en kolay yolu bu kuşkusuz. Müteşabihât bu süreçte en çok kullanılan malzeme; hâlbuki ibadet muhkemâtla amel etmek suretiyle gerçekleşir, hiçbir amel ve fıkhî esas müteşabihâta müstenid değil.

Bunun yanında modern siyasî-ideolojik dinî yaklaşımların en çok göz ardı ettikleri unsur insan oldu. Modernleşme sürecinde İrfan Mektebi’nden kopan Müslüman zihin kelimenin tam anlamıyla bir kendini bilmezlik hali yaşıyor. İnsan, nefs, hevâ, nefs tezkiyesi ve terbiyesi onun modern zamanlarda üzerinde durmaya gerek görmediği konulardan birkaçı.

Şu bir gerçek ki, insan kendini bilmez bir varlıktır, eşyayı sahiplenir, mal-mülk taksim eder, “Senin”, “Benim” gibi uğursuz kelimeler kullanır, “Şöyle yaparım”, “Bunu ederim” der, konuşur durur. Oysa hakikatte yeryüzünde ne ona ne de başkasına ait herhangi bir şey vardır, Allah izin vermediği müddetçe hiç kimse hiçbir şey yapamaz, hiçbir şeye güç yetiremez üstelik. İnsan kendini çok şey zannede dursun sonunda onu iki metre beze sarıp çukura atarlar.

Hevâ, nefsin günaha, harama, gayri meşru-gayri ahlakî arzulara, daha geniş çerçevede olumsuz anlamda dünyaya-dünyalığa meylidir. Kur’an sorar: “Hevâsını ilah edineni gördün mü?” (Furkan: 43). Dolayısıyla öncelikli olarak üzerinde durulması gereken konu nefs terbiyesi-tezkiyesidir. İsmail Hakkı Bursevî’nin yerinde ifadesiyle “Nefs şeytandan beterdir, zira şeytanı dahi şeytan eden kendi nefsidir.”

Şüphesiz Hakikat nurdur, hidayet Allah’ın nurudur, güneş gibi yerinde sabit durur ve her yeri aydınlatır. Kim nefs denen eve sıkı sıkıya perde çeker -ayetin ifadesiyle onu sarıp sarmalar- ve aydınlığı kendinden uzak tutar, kimi de perdeleri kaldırır -ayetin ifadesiyle onu temizleyip arındırır- ve aydınlığa kavuşup felah bulur; güneş her bir eve ayrı ayrı ışık vermez.

Modern zamanlarda Müslüman kimliği yüzde yüz aşınmaya uğradı. Ekmeğini tuzunu paylaşmayanlar, insanların kederine ortak olmayanlar, hakkı-adaleti gözetmeyenler, küffarla herhangi bir problemi olmayanlar için İslam dairesi içindeki -aynı zamanda bir yaşam biçiminin de ifadesi olan- geniş kapsamlı birtakım kimlikler -örneğin Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gibi- sadece çıkar amaçlı kullanılan, kuru bir particilik ve üstünlük davasının etiketi haline geldi. Sünnet’e ittiba, cemaate bağlılık, belki de nefse en ağır gelen şey budur. Hz. Peygamber’in Sünnet’i kişinin ya da şeyhinin, hocasının, üstadının görüşünden, cemaat de onun şahsî menfaatlerinden önce gelir, değilse Müslüman’ca bir bakış açısından söz edilemez.

Eskiler gâvurla bir olmayı, gâvurun ocağında yer edinmeyi zul addederler, hicreti imandan sayarlardı. “Kâfirlerin arasından hicret etmeye gücü olup da hicret etmeyen ve onların hükmü altında yaşayan kimsenin İslam’da hiçbir payı kalmamıştır”(1) diyen İrfan Mektebi ile gâvurdan medet uman, gâvura benzemeye çalışan, gâvurun hoşnutluğunu kazanabilmek için halkın dinine, imanına, ibadetine saldıran münafık “aklın” birbirinden apaçık ayrıldığı yer burası.

Batılılara benzemek tartışmasız gâvurluk alametidir, hatta denebilir ki, gâvuru taklit etmek gâvurluktan beterdir, taklit edilen asıl, taklit eden ise onun kopyası olmaktadır zira. Maharet Müslüman kalıp gâvuru Müslüman’a benzetmekte ve bu da ancak fikrî mücadele, dinî-kültürel yayılmacılık ve karşı asimilasyonla mümkün.

Böyle olmakla birlikte gâvura kızılmaz, gâvura karşı cihad edilir, onu dize getirmek kolaydır, asıl sorun Müslüman’ın gâvurlaşmasıdır; zira gâvur gâvurluğunun gereğini yapar, utanacağı bir şey yoktur, Müslüman Müslümanlığının gereğini yapmadığı için utansın!

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

——————

1- İbnu’l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, Kitabu’l-Vesâyâ, Vasiyetler-1, KİTSAN Yayıncılık, Çev: Abdullah Tâhâ Feraizoğlu, s. 183-186

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s