Ali Bal / Emeği Geçen Yazarlar / Siyaset / Uluslararası Siyaset / Yorum-Analiz

Kadim El-Cuburi ve Basra Harab Olduktan Sonra

Ali-Bal-köşe-4Küresel istikbar, İslam coğrafyasında ihtilaller, darbeler tezgâhlıyor. Askerî darbeler de, sözde “halk direniş örgütleri” de, sivil demokratik seçimler de, müesses rejimler de, hepsi küresel istikbarın kontrolünde ve bu ümmet de küresel egemenlerin dama taşı olmaya can atıyor.

“10 yıl önce Saddam’ın heykeline büyük bir heyecanla darbeler indiren Kadim El-Cuburi bu gün pişman” -11.03.2013 TV5 Haber-

İnternette gezinirken rastladım bu habere. İki yıl olmuş. Demek ki, baştaki “10 yıl”ın üstüne şimdi iki yıl daha ilave etmek gerek. Bilinen fıkradır: Nasreddin Hoca sıcak bir yaz gününde bir mahalleden geçerken çok susamış. Su içecek bir yer var mı diye etrafına bakınırken borusunun ucundan (bizde oluk derler) şıp şıp su damlayan bir çeşme gözüne çarpar. Gelir bakar ki, oluğun ağzında bir tıkaç. “Niye tıkamışlar ki?” diye düşünür. Su içmek için tıkacı çeker çekmez anlamış Hoca meseleyi. Çünkü tazyikle fışkıran su Hoca’nın üstünü başını ıslatmış. “Anlaşıldı” demiş Hoca, “Böyle deli deli aktığın için ağzını tıkamışlar.” Evet, diktatörler hiçbir yerde durduk yerde ortaya çıkmazlar. Toplumsal çelişkiler toplumun akilleri, âlimleri, arifleri öncülüğünde toplumun kendi pozitif iç dinamiklerine dayanarak çözülmezse bu çelişkilerin toplum için felakete dönüşmesi ancak diktatörlerin bu çelişkileri demir yumrukla dengelemesi sonucu önlenebilir. Bu durumda halklar için iki yol var. ya diktatöre gerek bırakmadan kör inattan vaz geçip adam gibi sorunlarını kendileri çözecekler ya da diktatörlerin çözümüne razı olacaklar. Başka yol yok.

Hassaten Sünnî İslam’ın tarih boyunca Sultanlık sistemlerine boyun eğişinin arkasında işte bu acziyetini farkındalık yatar. Daha iyisini üretemeyince var olana “Bundan iyisi can sağlığı” demişler anlayacağınız. Gariptir ama diktatörler bu şartlarda daha büyük felaketlere karşı bir emniyet subabı durumunda oldukları gibi, çelişkilerin daha barışçıl bir geçişle çözümü için bir fırsat, bir mühlet olduğu da söylenebilir. Adam olmaya niyeti olmayan ve benzerlerine adım başı sürüyle rastladığımız aklı evveller, “Adam kıpırdatıyor mu, konuşanı zindanlara tıkıyor, asıyor, kesiyor; ayaklanmaktan başka çare yoktu” diye aptallıklarını, hatta küresel egemenlere olan piyonluklarını, uşaklıklarını, iflah olması imkânsız köle ruhlu kişiliklerini kamufle etmeye çalışırlar. Bu inat, bu ukalalık, bu körlük eğer bugün atalarının genetik kodlarından tamamen bağımsız, aklını, ruhunu, her şeyini Kitab’a göre dizayn eden yeni bir kuşakla son bulmazsa eğer -şom ağızlı olmak istemem ama hakkı da teslim etmek gerek, ola ki uyanan bir topluluk çıkar da tünelin ucunda bir ışık belirir- bu kafa ile bu Ortadoğu, bu İslam coğrafyası Endülüs’e döner. Yani topyekun elden çıkar. İslam coğrafyası bir Hıristiyan/Haçlı coğrafyasına döner. Haçlı Evangelistlerin, Siyonistlerin,Yunan megalo ideacılarının hepsinin millî ülküleridir bu. Kaç yüz yıldır beklemektedirler bunun için. Mesih’in yeneceği Deccal, Büyük Şeytan, İslam’dır onların gözünde. Radikal İslam’a karşı “Ilımlı İslam, Demokratik İslam, Muhafazakâr Demokrasi, birlikte yaşama hikâyeleri, Medine Vesikası, Hudeybiye Antlaşması” vs. İslam’ın gardını düşürmenin ve Haçlı/Siyonist/Evangelist şer cephesinin önünde onu mevta haline getirmenin yeni değil bin dört yüz yıllık plan ve projeleridir. Müslüman Ortadoğu’nun saftirik, aptal ama bir o kadar da deli fişek, etnik ve mezhebî asabiyetle gözlerine perde inmiş kör oğlu kör evlatları, içlerindeki satılmışlarla birlikte bu şer cephesinin değirmenine su taşımak için yarışıyorlar.

Gelelim yukardaki habere: Bu haber bir ibret abidesidir, insaf ve izandan bir nebze olsun nasibi olanlar için. Nitekim haberin devamında söz konusu şahsın, Saddam’ın oğlu Uday’ın ondan aldığı motosikletin parasını vermemesi, onun da parasını istemesi sonucunda Saddam rejimince on yıl hapse mahkûm edildiğine yer veriliyor. İşte bu adam, Saddam’ın heykelini yıktığına pişman olan adam. Saddam’ın devrilme sürecinde Irak’ta yaşananlar bir yana onun devrilmesinden bu zamana kadar geçen sürecin Saddam zamanından daha iyi olmadığını söylüyormuş El-Cuburi. Yanlış mı söylemiş? Sadece Saddam değil, bütün diktatörlerin devrilmesi sürecinde bu türden itirafların geleceğini öngören insanların uyarıları “diktatör yanlılığı” olarak nitelendirildi bu coğrafyada. Şimdi aynı itirafı Suriyeli mültecilerden bizzat dinliyoruz. “İç savaştan önce evet ülkemizde baskı altındaydık ama böyle olmaktansa öyle olmayı tercih ederdik” diyorlar. Giriştiğiniz iş ne kadar haklı olursa olsun (onu tartışmıyoruz) eğer astarı yüzünden pahalı olacaksa o işe hiç girişmemenin daha hayırlı olacağı bir nebze olsun kafası çalışan herkesin teslim edeceği bir gerçektir. “Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmeli’’ deyimi de aynı gerçeğe işaret eder.

Miladî 638’de Yermuk Savaşı’yla Suriye’nin İslam orduları tarafından fethi üzerine savaş boyunca ikamet ettiği Humus’tan çekilen zamanın Bizans İmparatoru Heraklius “Elveda Suriye! Ebediyen elveda” diyordu. Heraklius Suriye’ye “Ebediyyen elveda” diyordu ama bu, onların bu topraklardan ebediyen ellerini çekecekleri anlamına gelmiyordu. Nitekim ABD’nin Irak’ı işgal ettiği günlerde ABD Başkanı oğul Bush’un “Bu bir Haçlı savaşıdır” demesi gazetelere yansıdığında, sarf ettiği sözün bir “sürçü lisan” olduğunu ifade ederek ustaca kıvırdığı hatırlardadır. Onlar Haçlılık’ta, Evangelizmde, emperyalizmde, kısacası şeytanizmde fenâ fîh olmuşlardır. Dünya tarihinin bel kemiğini Müslüman Doğu (Ortadoğu) ile Haçlı/Siyonist ittifakından oluşan -yukarıda Suriye’den çekilen Bizans  İmparatoru Heraklius örneğinden de anlaşılacağı üzere- Hıristiyan Batı arasındaki ezelî savaş oluşturur. Günümüz dünya siyasetini bu eksende yorumlamayan Ortadoğulu hiçbir stratejist, analist, siyasetçi ve devlet adamının bu konuda doğru çözümler ve politikalar üretmesi  mümkün değildir. Yermuk Savaşı’nda İslam ordusunun sayısı Bizans ordusunun yaklaşık altıda biri kadardı. Üstelik devlet tecrübesi açısından (zahirde) Müslüman Araplar dünya tarihine damgasını vurmuş bir Bizans’la asla kıyaslanamazlardı. Ama Bizans’ı yendiler. Bu hesaba göre bugün bir buçuk milyar İslam âleminin dünya istikbarına kök söktürmesi beklenir. Ama heyhat! Bunun nedenini o günün Müslümanı ile bugünün Müslümanının özgül ağırlığı arasındaki farkta aramak gerekir. Akıl, zekâ, idrak ve teslimiyet farkı. Bir halk, kendi diktatörü her ne olursa olsun ondan kurtulmak için küresel istikbarı kendi ülkesini çiğnemeye davet eder mi? Bu nasıl bir akıldır? Amerika denilen büyük şeytanı “demokrasi melekleri” olarak görüp onun kendisini Saddam’dan kurtaracağını beklemek gibi bir bönlük… Ey Allah’ım! Sen şahitsin ki, işte bu ümmet bunu yaptı. Bunu yaptı bu ümmet. Ve şimdi bönlüğüne doymamış olacak ki, aynı şeyi Suriye’de yapıyor. Yetmedi, bu kan ve ateş deryasında kendilerine bir devlet bağışlayacağı umudu ile büyük şeytanın eteklerini öpen bir ümmet bu ümmet. Piyonluğa doymamanın adı “denize düşen yılana sarılır” olmuş.

Kur’an ayı olan bir Ramazan’ı daha geride bırakıyoruz; “Onların işleri aralarında meşveret ve şûrâ iledir” (Şura: 38), “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve bölünüp parçalanmayın” (Âl-i İmran: 103), “Birbirinizle nizalaşmayınız, yoksa gücünüzü kaybedersiniz, devletiniz elden gider” (Enfal: 46), “Mü’minler, mü’minleri bırakıp kâfirleri veli edinmesinler” (Âl-i İmran: 28) vb. dünya kadar ayetten bir nebze olsun ders almadan. Artık ne yüzle Bayram yapacaksa bu ümmet… ABD, NATO, “Sizi diktatör, otoriter yönetimlerden kurtaracağız, düşün peşimize” diyor, “Arap Baharı” diye bir cehennemin içine ümmeti çekiyor. Ve bu ümmet de bunu yutuyor. Akıllara ziyan! Osmanlı’nın yıkılışından bu yana geçen 90 küsur seneden bu yana Ortadoğu haritası küresel istikbar tarafından çiziliyor, tayin ediliyor. Ve bu ümmet bundan ders almış değil. Aradan geçen 90 küsur senenin sonunda harita hâlâ onların önünde ve cetvel onların elinde. İslam coğrafyası üzerinde dama oynuyorlar. Küresel istikbar, İslam coğrafyasında ihtilaller, darbeler tezgâhlıyor. Askerî darbeler de, sözde “halk direniş örgütleri” de, sivil demokratik seçimler de, müesses rejimler de, hepsi küresel istikbarın kontrolünde ve bu ümmet de küresel egemenlerin dama taşı olmaya can atıyor. Bilmiyorum, böyle bir zillet dünya tarihinde görülmüş müdür? Tarihteki İslam fatihleri mezarlarından kalkıp da ümmetin haline baksalardı ne derlerdi acaba? Diyeceğim o ki, bu dünyanın hesabı vukuu muhakkak olan kıyamet gününde mutlaka bizden sorulacak. İşte bu dünyadaki kör inatların buhar olduğu o fasl gününde herkes bir Kadim El-Cuburi olacak ama aslolan orada değil burada bir Kadim El-Cuburi olabilmektir. Yoksa ahiret günündeki Kadim El-Cuburi’lik hiç kimseye bir yarar sağlamayacak.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s