Din / Hüseyin Alan / Yazarlar

İslam Hukuku Nasıl Yaşar?

kös-hüseyin-alanAllah’ın hak ve hukuku, siyasî ve toplumsal çapta bir İslam devleti veya cemaati olmadan korunamaz, yaşatılamaz ve ayakta tutulamaz. Siyasî olarak İslam devleti, toplumsal olarak İslam cemaati yoksa, İslam hukuku da yok hükmündedir. Allah’ın hakları sahipsiz bırakılmış demektir.

Roma İmparatorluğu dağılınca Roma hukuku boşa çıktı, uygulanamaz, kullanılamaz oldu. Ölü bir vücut haline geldi. Çünkü onu canlı tutan devlet/idare ortadan kalkmıştı.

Sonra ne oldu? Roma hukuku kitap sayfalarında kaldı. Okunup duran düz metinlere dönüştü. Akademisyenlere araştırma konusu oldu. Roma İmparatorluğu ve toplumu yoksa, Roma hukuku da yok, hepsi bu.

Buradan hareketle düşünelim. İslam hukuku, neden Roma hukukunun akıbetine uğradı? Çağımızda İslam hukuku diye bir şey var mı? İslam hukukunu canlı ve ayakta tutan, uygulayarak yaşatan bir İslam devleti ve toplumu yoksa, İslam hukukundan bahsetmenin âlemi ne?

Artık İslam hukuku ilahiyatlarda ders konusu olarak işlenen, fi tarihinin hukuk metinleri olarak okutulan, bazı akademisyenlere para kazandıran bir araştırma konusu, bazı vaizlere şöhret sağlayan bir hitabet malzemesi oldu. Bunlara bir de “sivil toplum” çizgisinde mücadele eden bazı dindarları, “millet iradesi”ni ve çoğunluğun kararını “İslam hukuku” sananları eklemeli.

Çağımızın Müslümanı, insan teki olarak kendini “insan hak ve özgürlükleri” bağlamında birey, devlete karşı “hakları” anayasal teminat altına alınmış “özgür yurttaş” olarak ifade ediyor. Bu yönde sivil olarak örgütleniyor. Özgürlüklerine tehdit olarak gördüğü devlete, topluma, kamusal yarara ve “Din’e/Kilise’ye” karşı bu uğurda mücadele ediyor.

Allah’ın, kendisine inandığını söyleyen insanlardan bekledikleri var. Allah bunları duyurdu. Şu işlerinizi şöyle şöyle yapın, diyerek bildirdi. İnandığını söyleyen insan da, Allah’ın iradesine teslim olduğunu ifşa etmiş olan insandır. Burada bir hukuk doğuyor. Allah’ın hukuku ya da hakkı. Namaz, oruç, cenaze defni, bayramlar, miras işleri, dostluk ve düşmanlık işlerinde olduğu gibi, toplumsal çapta komşulukla, ticaretle, örgütlenme biçimiyle, siyasetle ilgili hükümler de böyledir.

Rubûbiyet ve ulûhiyet temelinde ubûdiyeti Allah’a yapmayanlar, Allah’ın haklarına (hukukuna) tecavüz ediyorlar demektir. Allah -bizzat haklarını koruması söz konusu olmadığı için- bu işi inandığını söyleyenlere bırakıyor. Bu hususta onları vekil kılıyor. Gücünüz nispetinde benim hakkımı koruyun, diyor. Bu sebeple inandığını söyleyenler Allah’ın haklarını (hukukunu) koruyanlar olarak insanlar arasından seçilmiş kullar oluyor.

Allah’ın hukukunu toplumsal alanda koruyucu ve uygulayıcı bir otorite, bir sahiplenen olmayınca, mala, cana, nesle, dine ve akla gelebilecek zararların defi mümkün olmaz. Fesat bu sebeple yayılır. İnsanlar bu sebeple bozulur.

Günümüzde “kul hakkı” diye diye dil çatlatanlar, İslam’ı bu temelde anlatarak mevcut sisteme uyarlayanlar, insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde sadece kendi şahsî ve grupsal çıkarları için ortalığı velveleye veriyorlar. Ulusçuluk, Türkçülük, Kürtçülük, Arapçılık, Farsçılık yapanlar gibi, laikçiler, demokratlar, kapitalistler, homoseksüeller ve lezbiyenler de, Allah’ın hukuku için hareket etmeyenlerin örnekliğini oluşturmuş oluyorlar. Özetle bu gibiler, “Allah’ım, sen gel kendi hakkını kendin koru” demeye çalışıyorlar!

Allah’ın hak ve hukuku, siyasî ve toplumsal çapta bir İslam devleti veya cemaati olmadan korunamaz, yaşatılamaz ve ayakta tutulamaz. Siyasî olarak İslam devleti, toplumsal olarak İslam cemaati yoksa, İslam hukuku da yok hükmündedir. Allah’ın hakları sahipsiz bırakılmış demektir. Bu hüküm Müslümanlığın ne menem bir şey olduğunun sorgulanmasını gerektirir. Neden?

Devletin olmadığı yerde cemaat kendi içinde Allah’ın hukukunu ayakta tutar. Cemaat devlet gibi değil ama devletsiz de değil demektir. Cemaat böylece kendi içinde yaşadığı toplumun/cahiliyenin bir parçası değil İslam’ın bir toplumu olmuştur. Kendi içinde kendi işlerini İslam’a göre yapar. Dışındakilerle de İslam hukukuna göre ilişki kurar. O halde devlet yoksa cemaat var ve cemaat, koruyabildiği kadar Allah’ın hakkını-hukukunu koruyor demektir. Cemaatte yoksa ne olacak? Bireysel olarak bir din yaşanmayacağına göre bu ihtimali yok sayıyor, cemaati var sayıyoruz.

Devlet veya cemaat, ruhun canlandırdığı ceset/vücut gibidir. Canlı, hareketli, işlevini yapan bir organizmadır bu. Roma devleti ya da İslam devleti gibi ölü olmayan beden demektir. Ceset var ruh yoksa ya da ruh cesedi terk etmişse ortada ölüm vakası vardır. İslam hukuku ölü bedenlerde mi yaşayacak?!

Hüseyin Alan – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s