Açık Görüş / Din / Şükrü Çıblak

İki Proje

açık-görüş-şükrü-çıblakKur’an’ı sadece kavram tartışmalarına indirgemek IŞİD’i havadan bombalayan Amerika’nın durumuna benzer; hâlbuki karadan girmediğin sürece hiçbir yer senin değildir. Ya da yeni neslin bilgisayarda oyun oynaması gibidir bu; hayata dokunmayan haller bizi mutlu etmez, sadece vakti öldürür.

IŞİD bir projedir. Bu, oluşan sonuçlar göz önüne alındığında inkâr edilemez. “Proje” tabirini açıklamak gerekir. Şahsen ben yapı olarak komplo teorilerinden pek hazzetmem. Onun için “IŞİD’i İsrail, Amerika ya da Avrupa kurdu” diyemem. Ancak şunu kabul edilebilir buluyorum; onlar araştırıyor, anket yapıyorlar, İslam’ın ilerleyişini durdurmak için araştırmalar yapıyorlar. Yaptıkları zulme karşı çıkan yalnızca İslamcılar var. Müslüman gençlerde de yapılan zulümlere başkaldırma istidadı var. İslam ülkelerinde olduğu gibi, Batı’da da bu gençlerden oluşan bir altyapı var. Batılılar bunu izole etmek için, şartlar da olgunlaştığı için, Irak ve Suriye’de otorite boşluğunu fırsat bilerek ortamı hazırladılar. Zaten potansiyel mevcuttu, gerisini hepimiz biliyoruz.

Ben daha çok ikinci bir projeden bahsetmek istiyorum. Araştıran, sorgulayan, okuyan, Kur’an’a dönüşü savunan, geleneği bırakıp moderniteyi önceleyen, aklı ön plana alan, kısaca Mutezilî, Kur’âniyyun ya da “Kur’an Müslümanlığı” diyebileceğimiz “akılcı” bir akım oluştu.

Kur’an’ı tek kaynak olarak ya da temel kaynak olarak kabul eden bu akım, azımsanmayacak bir boyuta ve gündem oluşturacak duruma geldi, hatta birçok kimsenin de hakaret etmek dışında cevap yetiştirmekte zorlandığı bir grup bu. Hatırı sayılır bir mesafe kat ettiler, rağbet de görüyorlar.

Temel düşünceleri: Kur’an apaçıktır, Kur’an’ı herkes anlayabilir, tefsire ihtiyaç yoktur. Kur’an bize yeter, başka bir kaynağa ihtiyaç yok, çünkü diğer kaynaklar hep rivayet kültürü ve zan ifade ettiği için, zan da hakikat olmadığından, itikadımızı ya da yaşantımızı bunlarla oluşturamayız. Yıllar önce oluşturulmuş fıkhî kaynaklarla bugüne nasıl hükmedebiliriz, dolayısıyla Kur’an’ı yeniden yorumlamak gerekir. Kaderci olduk, hâlbuki insanın kaderi kendi elindedir, ne yaparsa onun karşılığını görür, Allah’ın müdahalesi yoktur. Mucize diye bir şey yoktur, Allah’ın değişmez sünneti vardır, her şey kanunlar çerçevesinde olur, herkesi yakan ateş Hz. İbrahim’i de yakar…

Bu çerçevede salât, sünnetullah,  mucize, nebi-resul ayrımı, Allah geleceği bilir mi, Âdem’in yaratılışı, cennet şu an var mıdır, daha sonra mı oluşturulacaktır, kabir azabı var mı, yok mu, Kur’an evrensel midir, tarihsel midir ve bunlara eklenebilecek birçok mevzu tartışılmaktadır.

Bunları tartışmakta sorun yok gibi görünüyor, zira sonuçta bu mevzular daha önce de tartışılmış, dolayısıyla bugün de tartışılabilir. Peki, sorun nerede, onu irdelemeye çalışalım.

Bu tartıştığımız konular bizim hangi derdimize çare oluyor? Kabir azabı olsa ne olmasa ne? Kur’an herkesçe anlaşılır ise neden her okuyan farklı anlıyor? Hatta bu konuda “âlim” diyebileceğimiz bütün Kur’ancıları bir odaya doldurun, yukarıda saydığımız tartışmalı Kur’an ayetleri üzerinde anlaşamazlar, belki kavga dahi ederler. Bu nasıl Kur’an ki, âlimlerimiz bile farklı anlamışlar, 50’ye yakın Türkçe meal var ve her biri farklı bir sonuca ulaşmış?

İnsanoğlu tartışmacı olarak yaratılmıştır. Bu tür mevzuları da tartış tartışabilirsen, ancak bir sonuca ulaşma imkânın yok.

Öyle ayetler vardır ki muhkemdir, bazısı da müteşabihtir, neden hep müteşabihler üzerinde dururuz da muhkemler üzerinde durmayız? Çünkü muhkemler bize sorumluluk yüklüyor. Ancak müteşabihler tartışmakla kalıyor, bir sorumluluk yok.

Kur’an’ı anlama çabalarımız uzun yıllardır sürüyor. Ne zaman teorik tartışmalardan kurtulup Kur’an’ı pratiğe aktaracağız? Toplumdan kopuyoruz. Toplumu anlamak yerine insanları dışlıyoruz, küçümsüyoruz, ötekileştiriyoruz.

Ne hikmetse Kur’an’da bilmediğimiz ayet kalmamış ama huysuzluğumuz devam ediyor. Bu Kur’an bize neden işlemiyor? Mütevazı olmamız gerekirken neden kibre vesile oluyor?

Bu nasıl Kur’an ki, halkla aramızı açıyor. Bunu “Peygamber’i de yalanladılar” diyerek açıklayamayız. Sorun bizde gibi. Onlar Allah’ın ayetlerini değil bizi yalanlıyorlar.

Görünürde fikren bizimle baş edecek kimse yokken, ibadetlerimiz neden kuru ve şekilden ibaret? Tartışırken aldığımız hazzı neden ibadetlerimizden alamıyoruz?

Fikirlerimiz neden topluma değmiyor? İslam barış dini iken, İslam sosyal bir din iken, neden sosyalleşemiyoruz?

Akrabalarımızla aramız nasıl? Komşularımızla bayramlaşıyor muyuz? Çocuklarımızla doku uyuşmazlığı yaşıyor muyuz? Eşlerimizle geçinebiliyor ve karşılıklı haklarımıza riayet edebiliyor muyuz? Yetim ve fakirlerle ilişkimiz var mı, yoksa onları görmeden, onlarla temas etmeden, başlarını okşamadan, sadece para vererek kendimizi mi tatmin ediyoruz? Yoksa bahçe sahipleri gibi fakirleri hor mu görüyoruz? İftarlarımızı evde tek başımıza mı yapıyoruz, yoksa iftarlarımızda fakirler de var mı? İşçilerimizi köle olarak mı, insan olarak mı değerlendiriyoruz?

Miras paylaşırken kavga ediyor muyuz? Dedikodu yapıyor muyuz? Bize gelen haberi araştırmaksızın insanlara zulmediyor muyuz? Kendi yakınlarımızı mı kayırıyoruz, yoksa adaletle mi hükmediyoruz? Cemaatimize mi, liderimize mi, yoksa Allah’a mı çağırıyoruz?

“Kur’an tarihseldir, akılla hükmedelim” diye kadına mirası bugün eşitleyecek miyiz? Şahitlikte kadınla erkeği eşit tutacak mıyız? Tartışırken doğruyu bulmak için mi, yoksa rakibi mat etmek amacıyla mı tartışıyoruz? Bize yapılan hataları af edebiliyor muyuz? Kin güdüyor muyuz?

Biz akıllıyız ya, biz Kur’an’ı biliyoruz ya, biz doğruyuz ya, peki, toplumun derdine derman olabiliyor muyuz?

Bence biz akıllılara da lüzumsuz konuları tartıştırarak emeğimizi heba ediyorlar. Bu açıdan biz de bir “proje” oluyoruz.

Nedense hep bir yönümüz eksik, bir yönümüz abartılı. Vasat ümmet olamıyoruz. Ya irfanî boyuttayız aklı kullanmıyoruz ya da akılcıyız irfanî yönümüz yok; ifrat ve tefrit arasında gidip geliyoruz.

Artık toplumun önderliğini ele alma zamanı gelmedi mi?

Nereye bu gidiş?

Sarp yokuşa tırmanma vakti gelmedi mi?

Yeniden iman etme vakti gelmedi mi?

Elimizdeki asayı (birikimimizi) ne zaman atacağız?

Putları kırma vakti gelmedi mi, ateşe atılmaktan mı korkuyoruz?

Hep tartışıyoruz, peki, öğrendiklerimizi ne zaman yaşayacağız da bilmediklerimizi Allah bize öğretecek?

Allah bize “Mustaz’aflar hangi suçtan dolayı öldürüldü?” diye sorarsa, “Biz tartışıyorduk” mu diyeceğiz?

Allah bize “Dünyada ne haldeydiniz?” dediğinde, “Ey Rabbimiz, biz Kur’an ayetlerini tartışıyorduk” mu diyeceğiz?

Yetimken bizi barındıran Allah’a ne zaman güzel bir borç vereceğiz?

Bilmezken bizi âlim yapana şükür için ne zaman ilmimizle amil olacağız?

Ateş çukurunun kenarından kurtarıp bizi kardeş yapan Rabbimize uyup kardeşlerimizle ne zaman kucaklaşacağız; onları tekfir etmek yerine?

Allah’a vesileler aramalıyız, vesileleri ortadan kaldırmak yerine.

Nedir bu vesileler?

İbadetle daha çok vakit geçirmeliyiz. Varsa ana babamızın hizmetinde bulunmalıyız. Kadınlara toplumun davrandığı gibi değil Peygamber gibi davranmalıyız. İşçilerimize haklarını vermemiz gerekir. Hayırlı evlatlar yetiştirmemiz gerekir. Dernek, vakıf gibi kuruluşları amel defterlerini açık tutacak davet yerleri yapmalıyız.

Kur’an’ı sadece kavram tartışmalarına indirgemek IŞİD’i havadan bombalayan Amerika’nın durumuna benzer; hâlbuki karadan girmediğin sürece hiçbir yer senin değildir. Ya da yeni neslin bilgisayarda oyun oynaması gibidir bu; hayata dokunmayan haller bizi mutlu etmez, sadece vakti öldürür.

Şükrü Çıblak – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s