Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yorum-Analiz

Sistem Namına “İçeriden” Kurulan Tuzak

ömer-yılmaz-köşe-3Bir zamanlar devlete, iktidara, daha geniş çerçevede bir bütün olarak sisteme yönelik sıra dışı analizler yapan bir kısım İslamcı arkadaşların “Savaşmamız gerekmiyor” noktasına gelmiş olmaları hazin bir serüvenin son noktasıdır.

(Sosyal medyada -yazıda iki parça halinde göreceğiniz- İsmet Özel’e ait analizi içeren bir paylaşımın altında ilginç bir tartışma meydana geldi. Sisteme entegre olan zihnin öne sürdüğü argümanlar genel bir zihniyet beyanı ihtiva ettiği için, yazı içinde isim zikretmeye gerek görülmedi)

“Reddedilmeyi reddetmek” diyor İsmet Özel, “Türkiye’de son otuz yılın İslamcıları bunu amaçladılar ve büyük ölçüde başardılar. Reddedilmekten kurtulunca da amaçsız kaldılar. Bu halleriyle sisteme yem olmaları kaçınılmazdı. Şimdi bir ehlileştirme işlemine bile tabi tutulmaları gerekmeyen İslamcıları sistem bir bir yutuyor.” (İsmet Özel, Ve’l-Asr)

Son on üç yılın özeti bu maalesef. Buna karşın sisteme entegre olan bir kısım İslamcı arkadaşlar meseleye artık bu şekilde “siyasî bir sembolizm” üzerinden bakmadıklarını söylüyorlar, ilginç. İslamcılık libasını tümüyle gardroba asmadı iseler de, onun toplamdaki yerini “olması gerektiğine karar verdikleri” biçimde yeniden dizayn etmişler, kendi kararları elbette.

Akabinde bir karşı taarruz başlatıyor sisteme entegre olan bir kısım İslamcı arkadaşlar: İsmet Özel’in analizi, İslamcıları yargılayıp ezmek için düşünülmüş ve bu analizde mevcut duruma bir “çelişki süsü” verilmiş; el-insaf! Efendim, biz bundan ibaret miyiz, boynumuza yapıştırılmaya çalışılan yaftayla ne karşıtlık ne de aynılık ilişkisi kurmak zorunda değiliz, bu kadar abartılmayacak basit bir nüanstan savaş makinesi ve askerler üretmek son derece yanlış, hem Türkiye de artık o “eski” Türkiye değil! Zamanı/Asrı bu denli inkâr eden ve değişimden bu denli korkan bir kafaya -ki o kafa İsmet Özel oluyor- önerebileceğimiz tek çözüm Steve McQueen’in Kelebek adlı filmidir; vay canına!

“Devrimcilik ve direniş macerasını” sisteme entegre olarak bitirmiş bir kısım arkadaşların Özel’in analizini “saçma” bulması anlaşılabilir, ancak aynı analizi doğru bulan bizlere de zımnen “Bırakın bu saçmalıkları” tavsiyesinde bulunmalarını kabul edemeyiz. Ne oldu, yeni bir din nâzil oldu da biz mi habersiz kaldık, yoksa gerçekten bir “İslamcı entegrasyonla” mı karşı karşıyayız, karşı taarruza geçen arkadaşlar bunu düşünüp, geldikleri son noktayı mutlaklaştırmasalar iyi ederler gibi sanki.

Bir zamanlar devlete, iktidara, daha geniş çerçevede bir bütün olarak sisteme yönelik sıra dışı analizler yapan bir kısım İslamcı arkadaşların “Savaşmamız gerekmiyor” noktasına gelmiş olmaları hazin bir serüvenin son noktasıdır. Yorulmuş olabilirler, bıkmış olabilirler, başka bir çıkış yolu bulamamış olabilirler, yalnız kalmış olabilirler, içinde haklılık payı bulunan bin türlü mazeret de öne sürebilirler, hatta her şeyi bırakıp gidebilirler de, bütün bunları anlarız da “Her şey siyah beyaz değil” deyip sisteme entegrasyonu meşrulaştırmalarını kabul edemeyiz. Savaş her zaman vardır, ama kalemle, fikir yoluyla, ama cephede silahla, ama insanın kendi içinde; tarihin şekli böyle, bunu inkâr edip “Savaşmamız gerekmiyor” demek verili olana teslimiyetin ifadesidir ancak.

Tam da bu noktada sistem namına muhalif-bağımsız Müslümanlara yönelik ilginç bir “içeriden” teslim alma veya tuzak kurma girişimiyle karşılaşıyoruz: Sizinle savaşmamız gerekmiyor anlamında söylenmiş bir sözü, rahat olun, gerilmeyin, inançlarınız bizim tarafımızdan işgal edilmiş değil bağlamında söylenmiş bir sözü, sizi kendi savaşınızdan alıkoymak, yıldırmak, sisteme entegre edip teslim almak istediğimiz şeklinde anlıyorsanız yanlış ifade etmişiz, sizin savaşınızla bir sorunumuz yok, sizi engellemeye de size karışmaya da niyetimiz yok. Meydan geniş, gidin istediğiniz yerde savaşın ama bizimle değil.

Bu ve benzeri söylemleri dile getirenler otomatikman “kendileriyle savaşılanlar” pozisyonuna düşüyorlar, onların bundan haberi olur ya da olmaz, o ayrı bir mesele. Zira tam olarak yaptıkları şey budur arkadaşların; çok kibar, çok nazik, “insancıl” bir yolla, pasif bir tutumla inançları işgal etmeye, karşındakini savaştan alıkoymaya, yıldırmaya, “içeriden” sisteme entegre edip teslim almaya çalışmaktır haddi zatında. “Türkiye eski Türkiye değil, zamanı bu denli inkâr etmeyin, değişimden bu kadar korkmayın” demenin ifade ettiği anlam da tam olarak budur. Hazır yeri gelmişken, “zamanı inkâr etmeyen” bir kısım eski İslamcılar LGBT-İ’yi savunuyorlar bugünlerde.

Oysa “Kavga eden toplumlar iyimserdir” diyor, Cemil Meriç. Biraz durup düşünürsek bunun neden böyle olduğunu anlayabiliriz. Diri olan, umudu olan, inancını kaybetmeyen, belli bir hedefi olan ve o hedefe sadık kalanlar savaşabilirler ancak. Kavga edenler iyimserdirler, çünkü inanmaktadırlar, galip geldikleri takdirde yarınların güzel olacağını düşündükleri için iyimserdirler, mağlup oldukları takdirde üzerlerine düşeni yapmış olmanın rahatlığıyla bu dünyadan göçeceklerini düşündükleri için iyimserdirler. “Savaşmamız gerekmiyor” ise yaşamamızın anlamı da yoktur, iki paralık değeri de.

Devlet, iktidar, sistem, bütün bunlar var mı, var, aynen Özel’in dediği gibi reddedilmekten kurtuldukları an bunu “büyük nimet” bilip her şeyi bir kenara bıraktı bir kısım İslamcı arkadaşlar. Sadece onlar mı, muhtelif kesimlerden bir sürü insan da böyle yaptı, teslim oldular, ehlileştiler, bir kısmı sisteme resmen yamanıp müstahdem oldu; hikâyenin aslı budur. Neden böyle oldular, çünkü ileriye yönelik hiçbir fikirleri yoktu. İsmet Özel’in analizinin devamında dile getirdiği gibi, “Yapılan (yaptığımız) bu reddiyeye karşı çıkmaktan fazla bir şey olmadığından, birileri, “İslamcılık realitesi”ni kabul ettiklerinde bize birbirimizin yüzüne bakmaktan başka bir şey kalmadı. Sistem tarafından yutulmaktan korunamıyoruz; çünkü kendimizi sisteme yedirmezsek ne yapacağımız üzerinde anlaşmış değildik. Bırakın anlaşmayı bu konuda konuşmadık bile.” İşte hezimet, yenilip yutulmak, diğerleriyle aynı hizaya gelmek, sistemin içinde erimek ya da öğütülmek böyle oluyor.

Bu noktada iki farklı yaklaşımı hatırlatmakta yarar var ki, sisteme entegre olan İslamcı zihnin mahiyeti anlaşılabilsin. Bunlardan birincisi radikal, ikincisi ise muhafazakârdır. Süreç içinde radikallerin -aklı çelinen- bir bölümü de muhafazakârlaşarak sisteme entegre olma yolunu seçtiler. Radikal İslamcılar, mevcut yapıya kökten karşıdırlar, onlar mevcudu tamamen ortadan kaldırıp İslam hukukunun her alanda motamot uygulanacağı bir İslam devleti kurmayı amaçlamaktadırlar. Dolayısıyla sistemin Sağ’ına ya da Sol’una oynamak gibi bir düşünceleri yoktur.

Muhafazakâr İslamcılar ise mevcut yapıyı birtakım “İslamî hassasiyetlere” uygun şekilde tedricen modernize etmek, böylece küresel sistemin etkili aktörlerinden biri haline gelmek, diğer bir ifadeyle birtakım “dinî-kültürel hassasiyetleri” -veya kodları- muhafaza etmek kaydıyla küresel sistemin bir parçası olmak ve bu konuda İslam Dünyası’na öncülük yapmak istemektedirler.

Bunun yanında yaşadığımız ülkede politik-ideolojik mücadele de iki farklı modernleşme anlayışı arasında cereyan etmektedir. Laik-seküler kanat (Ulusalcılar, Liberaller ve Sosyalistler) kökten modernleşme yanlısıdır. Bunlar kökten sekülarizasyon politikalarını benimsiyorlar. AK Parti iktidarı, onu destekleyen sermaye grupları ve politik-ideolojik çevreler ise modernleşmenin muhafazakâr tarzda gerçekleşmesini istemektedirler. Diğer bir ifadeyle Muhafazakâr İslamcıların projesi, modernizasyonun birtakım “İslamî hassasiyetlerle” uyum içerisinde gerçekleştirilmesine dayalıdır.

Bu proje, İslam Dünyası’nı küresel modernliğin bir parçası haline getirmeyi amaçladığı için, İslamiyet’in Sağ’a uygun Batılı yorumunu da beraberinde getirmekte, haliyle onu gerçek kimliğinden soyutlamayı gerektirmektedir (İslam’ın Sol’a uygun Batılı yorumundan önceki yazılarda söz etmiştim). Fakat aynı zamanda bu proje, kökten modernleşme projesine oranla çok daha fazla başarı şansına sahiptir, çünkü yaşadığımız coğrafyada halkın büyük çoğunluğu kendisini Müslüman olarak tanımlıyor, haliyle İslamiyet, en etkin belirleyici-yönlendirici unsur olma özelliğini koruyor.

Bu noktada İslamiyet’in yapısal özelliği hakkında doğru bilgi sahibi olmamız ve gerçekçi bir değerlendirme yapmamız gerek. İslamiyet, bazılarının zannettiği gibi tarihin belli bir döneminde işlev görmüş ama artık işi bitmiş, bir diğer ifadeyle geçmiş gitmiş bir moral-motivasyon mekanizması veya eskimiş, geçerliliğini yitirmiş sosyal ve politik-ideolojik bir araç değil. Aksine her dönemde canlılığını koruyan, kendi kendini yenileyerek mevcuda etki edebilen, onu değiştirip dönüştürebilen, güçsüz düştüğü zaman dilimlerinde bile kendi kendini yeniden kurabilen bir yapıya sahip. Bu onun en büyük avantajı. Fakat o, aynı zamanda -her ne kadar aslına ters düşse de- olmadık şekillerde yorumlanarak mevcuda uyum sağlayabilir ve onu -yani mevcudu- tıpkı bir kısım İslamcıların yaptığı gibi meşru hale getirebilir.

Burada semboller devreye giriyor. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde modernleşme daha çok semboller -veya şekil-şemail- üzerinden gerçekleştiği için, mevcut yapıyı İslamî sembolleri kullanarak modernize etmek ve meşru hale getirmek son derece kolay. Muhafazakâr İslamcı politikalara destek veren kesimin önceliği, onu seksen yıla yakın baskı altında tutan Kemalist rejimle hesaplaşmaktı. Bu hesaplaşma mutlaka gerçekleşmeli, gerekirse laik-seküler kesim baskı altına alınmalıydı. Müslüman cemaat, gelinen eşikte bunun başarıldığı kanaatinde.

Müslüman cemaatin, politik-ideolojik mücadelenin tarafları hakkındaki kanaatine gelince,  yaşadığımız coğrafyaya sonradan giren ve hâlâ tutunabilmek için uğraşan laik-seküler ideolojiler -özellikle Sol-Sosyalist ideoloji- Müslümanların büyük çoğunluğu tarafından İslamiyet’in hâkimiyetine son vermeye ve onun yerine geçmeye çalışan birer rakip olarak görülmektedir. Aynı şekilde onlar da İslamiyet’i kendi yayılmalarının önünde duran en büyük engel olarak görüyorlar. Bir kısım Sosyalistlerin Müslüman cemaati kendi saflarına çekmeye yönelik yeni arayışlar içine girdikleri görülmekteyse de, Arap Sosyalizmi örneğinde olduğu gibi bu ve benzeri projelerin başarılı olma şansı yok.

Konuya dönecek olursak, bizden Cosmos’u anlamamızı beklemeyen, bir zamanlar yazıp söylediklerini “ergenlik dürtüsü” olarak nitelendiren, dünyayı siyah-beyaz görmekten vazgeçmemizi salık veren ve sisteme entegrasyonun “afili bir tanımlama” olduğunu söyleyen bir kısım İslamcı arkadaşlar, yukarıda sözünü ettiğimiz projenin doğrudan destekleyicisi pozisyonundalar. Kendi ifadeleriyle, şimdi onlara daha çok yakışan, kendileri ve başkalarıyla savaşacakları bir “zırh” olmaktan ziyade bir “barış enstrümanı” olarak onları daha renkli ve süslü kılan, bir Müslüman’dan bir “Süslüman” yaratabilme kabiliyetine sahip olmaları; güler misin ağlar mısın?!

General Electric’in meşhur sloganı “En önemli ürünümüz ilerlemektir” şeklindeydi. Sisteme entegre olan bir kısım İslamcı arkadaşların “değişim” bağlamında -ki değişimle ilerleme arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır- aynı noktaya geldikleri aşikâr. Zaten son üç yılda her şey “Ben değiştim”le başlamamış mıydı?! “Cogito, ergo sum/Düşünüyorum, öyleyse varım” diyordu Descartes, sisteme entegre olan bir kısım İslamcı arkadaşlar ise “Reddedilmiyoruz öyleyse varız” diyorlar. Bunu, “Reddedilmiyoruz, öyleyse artık mücadele bitti, biz yokuz” şeklinde anlamak da mümkün. Nitekim pratikte müşahede edilen de bundan başkası değil, artık başka “mücadeleler” var; “demokrasi mücadelesi” gibi örneğin.

Sistem seni reddediyorsa “yoksun”, reddetmiyor, kabulleniyorsa “varsın” ve artık savaşmaya gerek duymuyorsun; kafalar gitmiş, akıllar uçmuş, Allah ıslah eylesin, vesselam…

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Sistem Namına “İçeriden” Kurulan Tuzak

  1. Maalesef. Ancak İslami hareketin bu hezimetinden ne kimse karamsarlığa kapılsın ne de kimse bundan kendine bir zafer payı çıkarsın. O her şeyden önce Allah’ın koruması altındadır. O dünyanın bir yerinde batar gibi görünürken, başka bir yerinde yeniden doğar. Aldananlar da aldandığı ile kalır.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s