Ali Bulaç / Kentleşme Üzerine / Tarih-Kültür / Yaşam / İktibaslar

Müslüman Şehrinde Beşeri Fonksiyonlar

müslüman-şehri1Şehir ve mekân kullanımı “kurum” merkezli değil, “insan” merkezlidir. Şehirde yaşayanlar ağırlıklı olarak ihtiyaçlarını gerçek şahıslar üzerinden ve doğal iş bölümü esaslarına göre karşılamaktadırlar. Gayrı şahsi kurumlar sistemin ana yapısının parçası değildir.

İster dirilttikleri ister ikiz olarak kurdukları isterse yeniden ortaya çıkardıkları şehirler olsun, Müslümanların kendi renklerini verdikleri şehirlerin belli başlı özellikleri vardır. Müslümanların karakteristik özelliklerini verdikleri şehrin merkezinde bir camii olur, sonra sırasıyla pazar, hükümet konağı (Daru’l-İmare), kütüphane, hastane, maristan vd. gelir. Bu, İslam dini çerçevesinde Müslümanların hayatta değer verdikleri şeylerin manevi hiyerarşik düzenini ima eder.

Kültürel ve sanatsal etkinlikler söz konusu eksenler üzerinde yükselir. Ve İslam sanatının temel özelliği olan estetik ya da güzellik ile zenaat yani fayda bir arada yürür. Ağırlıklı olarak Selçuklu kurumu olarak Kayseri ve Mardin’de geleneksel örneklerine rastladığımız Maristan bunun tipik örneği sayılır. Maristanlar, akıl hastalarının müzikle tedavi edildiği yerlerdir. Hastalığın türüne göre, müziğin makamları ve tonları belirlenip tedavi edilir. Müslümanların şehrinde evler bahçelidir ve mutlaka kıbleye dönüktür ki, bu bir hadisten kaynaklanır. Bir hadisinde Peygamber Efendimiz: “Helâya gittiğinizde kıbleyi, sakın önünüze ve arkanıza almayın” diye buyurur. Bu buyruk, tuvaletin yönünü tayin etmede etkili olmuştur. Müslüman şehrinde kuzey-güneye, doğu-batıya açılan dört yol bulunur. Şehir mezarlıkla iç içe bulunmaktadır; mezarlığa ulaşmak son derece kolaydır. Mezarlığın şehrin girişine yapılması önemlidir. Çünkü şehre girerken sana “Burada kalıcı olduğunu düşünme, sonunda ölüp buraya getirileceksin” ve çıkışta da “Nereye gidersen git, dönüp dolaşacağın yer burasıdır, mezardır” mesajı verilir. Şehrin girişinde de, çıkışında da, mezarlıklar size ölümü hatırlatır.

Şehrin mimarisinde kullanılan malzeme önemlidir. Cami hariç evler genellikle dayanıksız malzemeden yapılmaktadır. Başlıca inşaat malzemesi, güneşte kurutulmuş ve fırında pişirilmiş kil, toprak, kireç veya coğrafi duruma göre ahşaptır. Gaye, hayatın ve meskenin geçiciliğini anlatmaktır; çünkü baki olan Allah’tır; kıyamete kadar ilânihaye yaşayacakmış gibi bina yapmak tul-u emele sebep olur. 16. Yüzyılda İstanbul’da büyük bir yangın olur, neredeyse bütün İstanbul’u yakar, kül eder. Genel kanaat “taş bina”ya geçildiği için Allah’ın bir uyarıda bulunduğu yönünde teşekkül eder. Hayatın, yani dünyanın geçiciliğinin farkında olan Müslüman’a taş bina yakışmaz diye bir düşünce hâkim. Elbette mimaride ve mesken yapımında ekonomik faktör önemlidir, bunun yanında “geçicilik” düşüncesi de esastır.

Şehir ve mekân kullanımı “kurum” merkezli değil, “insan” merkezlidir. Şehirde yaşayanlar ağırlıklı olarak ihtiyaçlarını gerçek şahıslar üzerinden ve doğal iş bölümü esaslarına göre karşılamaktadırlar. Gayrı şahsi kurumlar sistemin ana yapısının parçası değildir.

Haremlik ve selamlık, kadın ve erkeklerin ayrı yaşama ve oturma mekânları üzerinde düşünülerek düzenlenmiştir. Anadolu’da kapılarda iki tokmak olur, biri küçük diğeri büyük; dışardan gelen eğer kadınsa küçük tokmakla kapıyı çalar, evdekiler tokmak sesinden bir kadının geldiğini anlar ve ona göre gider kapıyı açar.

Müslüman şehrinde zenginlik teşhir edilmez; fakirin evi ile zenginin evini ayırt etmek o kadar kolay değildir. Anadolu’da ve İslam şehirlerinde “hayat” denen avlular vardır; bu avlulara birkaç mesken birden açılır, ortak alan olarak kullanılır. Mesela Mardin’de ortak alan avluya Müslüman ve Hıristiyan evi açılabilir. Abbara, özel mülk olan evlere veya mekana zarar vermeden kamusal alanın kamuya açılımını sağlar. Herkesçe kullanılması gereken bir sokak, özel mülkiyete ait iki ev tarafından üzeri başka bir evle kapatılmıştır ve sokak, tıpkı bir tünel veya koridor gibi kullanılır. Mardin’in geleneksel evlerine bakılacak olursa, biri diğerinin önünü kapatmaz. Evler yamaçta kurulmuştur, Mezopotamya ovasına, aynı zamanda kıbleye bakar. Mimari de öyle düşünülmüştür ki, üst üste olmalarına rağmen biri diğerinin mahremini hiçbir şekilde görmez; aileler kendi avlularında rahat eder. Evlerin hem önü açık, aydınlık ve ferah, hem aynı zamanda mahrem hayatı koruyor ve hem de komşusunun önünü, manzarasını, ışığını, hava akımını kapatmak suretiyle hakkını ihmal etmiyor.

Hıristiyan şehrinden farklı olarak Müslümanların şehirlerinde gayrimüslimler olmuştur. Cumhuriyet dönemine kadar, aşağı yukarı bütün Anadolu’da, ortalama % 20 – % 30 gayrimüslim nüfus olmuştur. İstanbul’da ise bu oran bazı zamanlarda % 50’yi bulmuştur. Cumhuriyet döneminde gayrimüslimler hem Anadolu’dan hem de İstanbul’dan tecrit edilmişlerdir. Müslüman bir şehirde Müslümanlar ve gayrimüslimler, kendi mahalleleri içerisinde yaşamaktadır. Bunu getto olarak tanımlayanlar vardır; fakat bu yanlıştır.

Mahallenin İslam şehrinde çok fonksiyonel bir önemi vardır.

1) Mahalle şehre ilk gelen için filtre görevini yerine getirir, böylelikle dışardan geleni şehre intibak ettirir. Mesela kırsal kesimden gelen bir süre mahallede kalır, kaldığı süre içerisinde şehir kültürünü alır, şehirli ve hadari olur.

2) Genellikle ve fıtraten insanlar kendi örflerine, geleneklerine, alışkanlıklarına, akrabalarına, hatta etnik ve dini kimliklerine göre, bir mekânda yaşamayı tercih ederler. Bu bir getto değildir; tam aksine mahalle, farklı toplumsal grupların mahrem veya sivil alanı ve kendini daha rahat hissettiği mekândır. Aynı zamanda mahalleden diğer mahallelere gitmek ve şehre çıkmak son derece kolaydır. İnsanlar alışveriş için veya başka ihtiyaçlar için olsun, kendi mahallesinden çıkar başka mahallelere veya şehre gider. Nitekim İslam şehirlerinde Yahudi mahallesi, Rum mahallesi, Ermeni mahallesi olmuştur; herkes kendini mahallesinde daha rahat ve güvenli hissederek yaşamıştır. Pazar ve ticari alanlar, üretim alanları ortak olduğundan dini farklılığa göre oluşmuş mahalle düzeni, Batı’daki getto modelinden tamamen farklıdır. Hatta Mardin örneğinde, ibadethaneler ve mezarlıklar hariç, diğer bütün alanlar (mahalle, sokak, pazar, zenaatin sürdüğü mekanlar, mesire yerleri, hatta yerine göre avlular ortaktır.)

3) Bunun dışında idari adem-i merkeziyetçi yapının devamında ve işlemesinde mahalle anahtar rol oynamaktadır. Mahalle, aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmeyi ve katılımı esas alan bir yönetimin en iyi modellerinden biridir.

Ali Bulaçdunyabulteni.net, 31 Ocak 2011

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s