Açık Görüş / Güncel Siyaset / Siyaset / Şükrü Çıblak

Kırılma Noktası

açık-görüş-şükrü-çıblakZüleyha’yı reddedemedik ama ülkenin maliyesine vezir olmak istedik. Hepimizin ciğerinin acıdığı durumlar, yanlışımızı fark ettiğimiz anlar olmadı mı, işte o anlarda durmamız gereken sınırda duramadık. 

İnsanların hayatlarında kırılma noktaları vardır. Hayatta karşılaştıkları olaylar karşısında ortaya koydukları tavırlarla ya büyürler ya da küçülürler.

Hayatın bir başka cilvesi, kurum ve kuruluşlar, dinî, siyasî hareketler, devletler ve medeniyetler de insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler. Bir veya birkaç kişi ile ortaya çıkan hareketler samimiyetle başlar, zamanla gelişip boy atar, sayıca çoğalırlar. Daha sonra menfaatçiler hareketin içine doluşur, bozulma başlar ve hareket, tarihin tozlu raflarındaki yerini alır.

Allah, ayırt etmeksizin herkese çabasının karşılığını verir. Gülen hareketi yıllar süren çabalarının karşılığını fazlasıyla aldı. Ancak 17-25 Aralık girişimleri yılların birikimini ve hareketin halk nezdindeki varlığını bitirdi.

PKK yılların çabası ile bir yere geldi. Kürtleri temsil etmese de temsilcisi konumuna erişti. Bundan sonraki süreçte zorbalığa devam ederse bitecektir.

Refah Partisi yılların mücadelesi sonucu 96’da iktidar oldu. 28 Şubat’ta yumruğunu masaya vurmak yerine itaat etti ve söndü.

Oradan AK Parti doğdu. Erdoğan parladı. Ortaya koyduğu net ve cesur tavırlar teveccüh buldu. İktidara geldi. İktidarda olsa da bir dönem muktedir olamadı. İki dönem halk bunu anlayışla karşıladı. Çünkü hizmet içerikli, ekonomik ve sosyal yaşamla ilgili olumlu çalışmalar yeterli desteği almasına olanak sağladı. Paralel yapı ile mücadelesi takdirle karşılandı, destek devam etti.

Ancak adalet konusunda bir gelişme sağlanamadı, bu mevzular ileri bir tarihe ertelendi.

Halis niyetlerle yapmak istediğini, adaleti geçici bir süre askıya alarak yapmaya çalıştı. Mesela “eski Türkiye” kamburu olarak duran askerî vesayeti kaldırmak için çok seçici davranmadı. Yargıda adaleti sağlamak yerine, yargıyı ele geçirmek için çabaladı.

Bürokrasiye, her kademesinde liyakati esas almak yerine mülakat sınavı ile kendi taraftarlarını doldurdu. Sesi duyulmadığı için, sesini duyurmak amacıyla kendi havuz medyasını oluşturdu. Ekonomi sarsılmasın diye kendi zengin sınıfını meydana getirdi.

Paralelden aldığı ders onu kendi vakıf, dernek ve yardım kuruluşlarını, “Ak ocaklarını” oluşturmaya sevk etti. Ancak bunlar yapılırken iktidarın nimetlerinden faydalanmak isteyen menfaat çevreleri partiye çöreklendi ve işin samimiyeti bozuldu.

Mevcut sivil toplum kuruluşlarını kendini uyaran kuruluşlar olarak dinlemek yerine, onları kendine hizmet eden yapılara çevirdi. Hatta Başkanlık sistemini getirmek suretiyle ülkede çoğunluğu sağ eğilimli olan seçmen vasıtasıyla iktidarını pekiştirmeye çalıştı. Tek adamlığa soyundu.

Etrafında öyle bir menfaat çemberi oluştu ki, halkla iletişimi anketlerle, TV kanallarındaki konuşmalarla ve “jöleli” danışmanların söyledikleriyle sınırlı kaldı.

Araç olan iktidar amaç olmaya başladı. Oy için çatışmacı bir dil kullanılması, Kürt meselesinin inkâr edilmesi, farklı düşünenlere devlette yer açılmaması, karşı tarafta “Bana yaşama hakkı yok” zehabının oluşması bunun belli başlı birtakım göstergeleri idi.

Hz. Osman ile ilgili bir rivayet mealen şöyledir: İstişare heyetindeki sahabiler Hz. Osman’a görevi bırakmasını tavsiye etmiş ancak Hz. Osman kabul etmemişti. Eğer bu görüş kabul görseydi yeni bir gelenek oluşacaktı. Halifeler ölene kadar işbaşında kalamayacaklardı; gerektiği yer ve zamanda görevi bırakma sünneti oluşacaktı.

Ülkemizde Alevî, Sünnî, Kürt, Türk, Sağcı, Solcu, Laz, Ermeni, herkesin kendini ait hissedeceği bir rejim oluşmadan barış içinde yaşayamayız. Bazı korkuları bir tarafa bırakıp adaletli işler yapsaydık, herkes devletin her kademesinde göreve gelebilseydi, uzun vadede memleket kazanırdı. Adaleti sağlamak yerine iktidarı koruma çabaları, bizim araç olanı amaç haline getirmemizi sağladı. Bu da işin sonu oldu.

Peki, İslamcılar ne yaptı:

Züleyha’yı reddedemedik ama ülkenin maliyesine vezir olmak istedik.

Hepimizin ciğerinin acıdığı durumlar, yanlışımızı fark ettiğimiz anlar olmadı mı, işte o anlarda durmamız gereken sınırda duramadık.

“Çizmelerimi çıkarayım mı?” diyen Somalı kömür işçisinin ümidi olmaktan çıktık. Yeni fildişi kulelerden konuşur olduk. Saraylardan çıkıp fakir sofralarına iftara gittik; ne kadar inandırıcı olabildik?

AK Parti’ye karşı “Sen git Rabbinle savaş, biz de geliriz” tavrını takındık.  AK Parti’yle beraber Nil nehrini geçerken sudan birkaç avuç içmek yerine kana kana içip tembelleştik. İhtilal dönemlerinde nasıl her şey geçici bir süre mubah ise, biz de şartlar olgunlaşana kadar adaleti bir süre rafa kaldırmak istedik.

Mısır kaybetmiş gibi görünüyor, ya biz kazandık mı?

Biz İslamcılar adaletin ikamesine talip olmamız gerekirken, ucuz hesapların peşine düştük, her şeye rağmen konumumuzu korumak için taviz verdik ve Türkiye’yi kucaklamak yerine AK Partici olduk.

Eğer paralel başarılı olsaydı, yaşama hakkımız olmayacaktı; parti üstün gelseydi yine de bozulma artarak devam edecekti.

Hz. Musa’nın asasını ortaya atarak hakkı getirip bâtılı zayi edeceğimize, Muaviye iktidarını kurmaya çalıştık. Acele olanı istedik ebedî olanın yerine. Asr’a andolsun ziyanda idik; iman ettik, salih amel işledik, hakkı tavsiye ettik ancak sabredemedik. “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek boyuta gelmeden pes ettik.

Ateşe atılmamak için putlara dokunmadık. Yunus gibi, son nefesi tüketmeden mevzileri terk ettik. STK’lar olarak görevimiz, Uhud okçuları gibi mevzileri korumaktı lakin biz mevzileri terk edip ganimet peşine koştuk.

Ömrümüz uzun olsun diye Hz. Âdem gibi yasak meyveden yedik. Çarmıha gerilmemek için susmayı seçtik. Nuh’un gemisini kendimiz inşa etmek yerine satın almaya çalıştık. Devemizi keserler diye su hakkımızı başkalarıyla paylaşmadık.

Oğlumuzu kızımızı kurda kuşa yem olmasınlar diye yanımızdan ayırmadık; “iyi bir gelecek için” onları sınava endeksli yetiştirdik. Zindana girmemek için büyümek istemedik. Şehit edilmemek için kovuklu ağaca yaklaşmadık. Savaş bize yazılmasın diye Hz. Musa’ya “Git Rabbinle savaş” dedik.

Adaletle hükmetmek yerine taraf tuttuk, Hz. Davut gibi olamadık. Oğlumuzu kurban etmeyelim diye rüyamızı anlatmadık, sakladık. Ashab-ı Kehf’in mağarasına girmemek için iktidarla iyi geçinmeyi seçtik. Hz. Lut gibi olamadık, göz yumduk. Hz. Süleyman gibi kuşların (halkın her kesiminin) dilinden anlayamadık ama iktidara talip olduk, Hz. Süleyman’ın mülkünü istedik.

İsrail oğulları gibi, ineği kesmek yerine işi yokuşa sürüp “paralel” dedik, “komplo” dedik, yapmadık, aklanamadık. (Devlet) Babamızın sevgisini kazanmak için birbirimizle yarışıp (STK) kardeşlerimizi kuyulara attık.

Başka kavme olan kinimiz bizi adaletsizliğe sevk etti.

İşte şimdi tövbe etme zamanı.

İşte şimdi nefsimizi temize çıkarmak yerine yermek zamanı.

Silkinip kendimize gelmek zamanı…

Şükrü Çıblak – akilvefikir.org

Reklamlar

5 thoughts on “Kırılma Noktası

  1. okurken, eleştiride dilin önemini anladığım ve pek çok noktasına imza atabileceğim bir yazı olmuş.

    sağ olunuz.

    Beğen

  2. Yazınız muhteşem!!! Tek eksiği şu an geminin hangi dalgalarla boğuştuğuna pek vurgu yapmayışınız…. Sanki süt limanda gidiyoruz da siz hep geminin içindekileri ve kaptanı eleştiriyorsunuz…. Ya dışarıdan savunmasız gemimizi tahrip etmeye çalışanlar ve onlarla birlikte bu hükümeti daha doğrusu RTE’yi devirmeye çalışanlara ne demeli??? Bu hengamede adaletli, doğru dürüst iş yapmak kolay mıdır acaba???

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s