Atilla Fikri Ergun / Din / Yazarlar

Dinî Liderlik – Bağımsız Din 

atilla-fikriergun-köşeŞu bir gerçek ki, şekilcilik, kurumsallaşmış (resmî) din anlayışı, servet, lüks, ihtişam ve iktidarla harmanlanmış “İslam” algısı başımıza bela oldu. Böyle devam edemeyiz, edersek helak olacağımız kesindir.

Makam aracı üzerinden vuku bulan tartışmada, Hıristiyan dünyasına, Vatikan’a, Papa’nın -olmayan- özel uçağına ve kullanmakta olduğu zırhlı araca bakmamızı öneren siyasî “akıl”, som altından yapılmış tahta oturan Papa’yı, yoksulları Göklerin Krallığı’yla müjdeleyen marangoz İsa’nın “vekili” sayan, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği Tevhid dininden Kilise oligarşisi çıkaran bir anlayışı referans olarak gösterdi.

Bir sundurmada bir hasır ve bir yastıkla yaşayan, arka arkaya üç gece buğday ekmeğiyle karnı doymamış Hz. Peygamber’den saraycılık çıkaran siyasî “akıl” sahih mecranın bir hayli uzağında seyrediyor. Aynı siyasî “aklın” Diyanet İşleri Başkanı’nı “dinî lider” olarak nitelendirmesi ise bir başka ciddi probleme işaret ediyor.

Meselenin kökleri oldukça derin. İrfan Mektebi “Buğday mı vereyim, yoksa nefes mi?” diye sorarken mühim bir noktaya dikkat çekiyordu. “Madde mi, mana mı?” demenin irfanî şekliydi bu. Başımızdakiler maalesef buğdaycı -hoş onu da hep kendileri için istiyorlar ya-, nefesçi olsalardı ihya olmuştuk; zira manaya bağlanan gerektiği kadar maddeyi bulur lakin maddeye bağlanan manayı kaybeder. Dolayısıyla asıl mesele hareket noktasının neresi olacağıdır, buğdaydan mı hareket edeceğiz, nefesten mi, maddeden mi, yoksa manadan mı?

İslam’da dinî liderlik, din adamlığı, din adamları sınıfı bir şey yok. İslam’da ulemâ/âlimler Müslümanlarla Allah arasında aracı değildir, duaların kabulü, günahların affı için ulemâya ihtiyaç yoktur; ulemâ ayin düzenlemez, ayin idare etmez, namaz dinî bir tören ya da ayin değildir, herhangi bir yerde namaz için toplanan cemaat kendi arasında en ehil olan kimseyi imam tayin eder. Dinî liderlik veya din adamları tarafından belirlenmiş, herkesin kayıtsız şartsız kabul etmesi gereken resmî bir tefsir de yoktur, bunun yanı sıra fıkıh da bağımsızdır.

Hilafet siyasî-idarî bir teşekkülden ibarettir, din adamları sınıfından oluşmaz. Halife, Allah’ın vekili değildir; Hz. Peygamber’in ardından, ümmetin naibi ve vekili olarak o makamda oturduğu için Hz. Peygamber’in halifesidir. Sünnî paradigmada da aynen bu şekilde kabul edilmiştir. Tarih içinde uygulamada elbette birtakım sapmalar yaşanmıştır. Bütün bunların aksini iddia edebilmek için Hıristiyan olmak gerekir.

İslam nokta-i nazarından Halife ve ulemâ/âlimler sorgulanamaz, dokunulmaz ve masum değildirler, ilahî bir kimlik taşımazlar, gerektiğinde hesaba çekilirler, tenkit ve ikaz edilirler, hatta gerekli hallerde -örneğin Allah’a isyan hususunda- Halife’ye itaat edilmeyebilir ki, Ehl-i Sünnet de böyle kabul etmiştir. İmam Malik’in zor yoluyla alınan hiçbir biatin hukuken geçerli ol(a)mayacağına dair verdiği, işkence görmesine yol açan fetva da, Hz. Peygamber’in “İkrah karşısında kalan kimsenin yemini muteber değildir” şeklindeki hadisine dayanır.

“Diyanet saldırı altında” propagandası yapan “akıl” önce kimin ne olduğunu öğrenmek durumunda. Diyanet İşleri Başkanı laik-demokratik düzende bir devlet memuru sadece, mevcut kanuna göre siyasî partilerden herhangi birini veya onların tutum ve davranışını övme veya yerme hakkı dahi yok.

Tarih boyunca otoritenin tüm baskısına ve tekeline alma çabasına karşın özerk kalmış, nefes almamızı sağlayan, bir nevi iç kale diyebileceğimiz alanlar vardır ve bunların başında da din gelir. Bu yüzden otoriteden bağımsız din her zaman için otorite nazarında rahatsızlık uyandırmıştır. Bugün bizim toplumuzda da öyledir. Aslında yapılmak istenen şey, Kilise benzeri bir yapı var etmektir.

Şia’yı ayrı tutarsak İslam tarihinin hiçbir döneminde “dinî liderlik” diye bir şey söz konusu olmadı. Sünnî Hilafet tamamen dünyevî planda ümmetin işlerini yürütmek üzere ihdas edilmiş siyasî-idarî bir kurum iken, Şiî İmamet ilahî bir boyuta sahiptir. Bunun yanında İslam nokta-i nazarından sivil toplum, bürokratik toplum, sivil alan, bürokratik alan, kamusal alan, siyasal alan, dinî alan gibi kategorizasyonlar, daha genel çerçevede -muharref Hıristiyanlıktaki gibi- din-dünya ayrımı da söz konusu olmadığı ve hiçbir mesele dinin dışında kalmadığı için, siyasî liderlik-dinî liderlik ayrımı da söz konusu olmamıştır. Yeryüzü mescid, hayat da bir bütündür. Bu bütünde içtimaî, siyasî, iktisadî, hukukî nizam ya Şer’i esaslara dayalı teşekkül edecektir ya da burada başka bir kanun geçerli olacaktır.

Şu bir gerçek ki, şekilcilik, kurumsallaşmış (resmî) din anlayışı, servet, lüks, ihtişam ve iktidarla harmanlanmış “İslam” algısı başımıza bela oldu. Böyle devam edemeyiz, edersek helak olacağımız kesindir.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s