Felsefe-Düşünce / Haki Demir / İktibaslar

Orta Zekâ Tuzağı ve “Orta Zekâ İslam’ı”

orta-zeka1Deha kültürü İslam irfan ve hikmetinin mütemmim cüzüydü ama Kemalist sistem Müslümanları bile orta zeka kültürüne mahkum etti. Orta zeka kültürüne mahkum olan Müslümanlar, kaçınılmaz olarak “Orta Zeka İslam’ı” ürettiler.

Orta Zekâ Tuzağı

Bir halkın zeka haritası, yüzde seksen orta zeka gurubu, yüzde yirmiye yakın alt zeka gurubu ve yüzde bir civarında da yüksek zeka gurubundan oluşur. Bu nispetler umumiyetle biraz aşağı biraz yukarı olabilir ama zeka haritasının ana yapısını değiştirmez.

Zeka, insandaki keşif melekesi, akıl ise intibak melekesidir. Zeka, insandaki hürriyet merkezi, akıl ise nizam merkezidir. Zeka sınır tanımaz, bu sebeple keşif melekesidir. Akıl nizama meftundur, bu sebeple muhafazakardır.

Zeka doğuştan vardır ve artmaz ve eksilmez. Akıl doğuştan bilkuvve vardır ama bilfiil zuhur etmesi için teşkil, terkip ve inşa edilmelidir. Eğitim zaten insanda akıl inşası için yapılır. Zeka doğuştan olduğu için, aklın inşa sürecinde en etkili unsurdur. O kadar ki, aklın ufkunu tayin eden bir-iki ana unsurdan biridir.

Akıl, umumiyetle zeka seviyesini aşamaz. Sadece belli bir sahadaki istidat marifetiyle ve o saha ile sınırlı olmak kaydıyla zekanın ufkunu aşabilir. Aklı zekasının ufkuna ulaşamamış çok insan vardır ama aklı zekasının ufkunu (umumi manada) aşmış insan sayısı nadirattandır.

Hayatı cemiyet halinde yaşamak, aynı zamanda nizami bir altyapıyı gerektirir. Bu sebeple hayatın kahir ekseriyeti akılla yaşanır. İntibak edemeyen insan yalnızlaşır, hayatı yaşamakta zorlanır, cemiyetin dışında bir hayat sahası aramak zorunda kalır. Yüksek zekalar, zeka seviyeleriyle mütenasip bir akıl bünyesi oluşmadığı takdirde yalnızlığa mahkumdurlar.

Bir cihetiyle cemiyet ve hayata intibak aleti olan akıl, yalnız kalabilmenin ruhi kaynaklarına (kudretine) sahip olmayan insanların zekasını törpüler ve zorla da olsa cemiyete intibak ettirir. Bu tür durumlarda zekasını kullanan insan, cemiyete intibak edemeyeceği, yalnız başına yaşayacak kadar ruhi istidatlara (ve kudrete) sahip olmadığı için cemiyetten de ayrışamayacağı için, akıl ve cemiyete (hayata) mahkum olur. Bu hal bir müddet devam ettiğinde zeka potansiyel varlığını devam ettirse bile tezahür imkanlarını ve istidadını kaybeder. Artık o insan, potansiyel olarak yüksek zeka olsa da, orta zeka seviyesinde bir hayat yaşamaya başlar.

***

Hayatın vasatını (normalitesini), cemiyetin kahir ekseriyeti oluşturur. Hayat, çoğunluğun oluşturduğu havzada deveran eder. Çünkü hayatın deveranı için çokluk şarttır. Bir öğün yemeğin sofraya hazır halde gelebilmesi için binlerce insan, bir yıl çalışmaktadır. Sadece ekmeğin hazırlanması için bir yıllık periyot gerekmektedir, buğdayın mevsiminde ekilmesi, mevsiminde hasat edilmesi, işlenerek un haline getirilmesi, ekmek yapılması ila ahir… Hayat kendi içinde tabii bir teşkilatlılık haline sahip olduğu, tabii bir nizam içinde işlediği, tabii bir işbölümüne malik olduğu için, yaşanabilmesinin ne kadar insan gerektirdiği farkedilmez. Yalnız başına bir adaya düşen insan, sofrasında ihtiyaç duyacağı tüm yiyeceklerin tohumlarına ve diğer imkanlara (aletlere) sahip olsa, mükellef bir kahvaltı sofrasını ancak dört-beş yıl sonra kurabilir.

Hayatın vasatını cemiyetin kahir ekseriyeti oluşturur ama inkişafını da yüksek zekalar gerçekleştirir. Zekanın tabiatında bulunan keşif mahareti, hayatın mevcut haliyle devamına (muhafazakarlığa) tahammül edemez, daha yüksek bir seviyeye sıçraması, daha ileri bir merhaleye ulaşması zeka ile mümkündür, tabii ki bu işi yapacak olan yüksek zekadır.

Yüksek zeka, cemiyet ve hayatta itibarını bulamaz, kendine bir mecra açamaz, yaygın ve hakim kültür ona geçit vermezse, kendini cemiyetten uzaklaştırır. Cemiyetin çoğunluğunu orta zeka oluşturduğu için, kelle sayısının muteber olduğu her işte “orta zeka” hakim olur. Orta zekanın hakim olduğu, kararları orta zekanın aldığı, kültürü orta zekanın ürettiği bir cemiyet vasatında, hayat orta zeka seviyesinde oluşur, orta zeka seviyesinde deveran eder, orta zeka seviyesince işler yapılır. Orta zeka ise muhafazakardır, hayatı ilerletmez, inkişaf ettiremez, aynı eksende tekrarlar durur. Orta zeka seviyesinde kendini tekrarlamaya başlayan hayat, içten içe çürür, bir müddet sonra içine doğru çöker.

Çoğunluğun, “normal ölçüsünü” oluşturduğu bir vasatta, “kıymet” ve “kıymet ölçüleri” orta zeka tarafından tayin edilir. Çoğunluk, kendi ortalamasını feda etmez, çoğunluk kendi kıymet ölçülerinden vazgeçmez. Bu sebeple yüksek zeka (deha) kültürü gelişmez, her şey orta zeka seviyesince anlaşılır, orta zeka seviyesince yaşanır.

Bir cemiyet, deha (ve yüksek zeka) kültürünü üretmemişse, dehaya hürmet yoksa, dehanın ufuk açıcı özelliği tanınmamışsa, hayatın her sahası orta zeka tarafından zapt edilmiştir. Dehanın o cemiyette görünüşü, “uçuk”, “deli”, “mecnun”, “hayalperest”, “ütopist” gibi isimlerle zikredilmeye başlar. Mesele bu noktaya geldiği andan itibaren o cemiyet muharrik unsurunu (motorunu), keşif istidadını, inkişaf mecrasını kaybetmiş demektir.

Deha kültürünün olmadığı bir cemiyette, her bir deha kendi yolunu çizmek zorunda kalır, cemiyeti de umursamaz hale gelir. Düşünün ki bir insan hem deha hem de cemiyette orta zeka kadar itibarı yok. Bu ihtimalde ortaya çıkacak insan tipinin nasıl bir şey olabileceği hakkında kimsenin bir fikri olamaz. Zekanın sınır tanımazlığı, hürriyet iştiyakı, keşif istidadı, cemiyetin mevcut tüm hayatını alt üst edecek kadar güçlü ve keskindir. Onlar için özel eğitim müesseselerinin olmadığı, delirmesi için sokaklara bırakıldığı bir ihtimalde, her ne kadar çoğunluğu delirse de, delirmekten kurtulanlar o cemiyetin başına büyük felaketler açar. Deha, ya kurtarıcıdır ya da yıkıcı… Bu ikisinin olmadığı durumda bilin ki deha delirmiştir.

Dehaları talim ve terbiyeden geçiremeyen, onlar için hususi talim ve terbiye müesseseleri kuramayan cemiyetler, yıkıcı deha tipiyle karşılaşır. Dehaların faydası gibi zararı da büyük çaplarda olur. Hususi talim ve terbiye müesseseleri kuramamış ülkelerdeki dehalar, ya çıldırmıştır (çoğunluğunun akıbeti budur) veya akıl almaz çapta yıkıcıdır. Talim ve terbiyeden geçirilemediği için yıkıcı özellikleri göze çarpan dehalar, cemiyet tarafından kuşatmaya alınır ve zararlarından korunmak istenir. Cemiyetin dehaları kuşatabilmesinin tek yolu ise, onları itibarsızlaştırmak, yalnızlaştırmak, hayatın dışına itmektir. Onlarla mücadele edemezler, bu sebeple hayatın dışına itmekten başka çareleri yoktur.

***

Orta zeka tuzağı budur. Orta zekalar dehayı anlamaz, anlamadıkları için saçmaladıklarına inanır, saçmaladıklarına inandıkları için de onları tecrit eder, hayatlarından atar. Bunu mümkün kılan, buna müsaade eden, hatta bunu tahrik eden bir kültüre mahkum olmuş bir ülke ve halk çok ağır bir felakete uğramıştır.

Türkiye’de, Kemalist kafa, sığ, ucuz ve tezatlarla dolu bir siyasi sistem kurdu. Bu kadar ucuz bir siyasi sistemin ayakta kalmasının birinci şartı, “orta zeka kültürü” geliştirmekti. Kemalizm’in en başarılı olduğu alan burasıdır, tüm ülke ve halk orta zeka kültürüne mahkum oldu, hatta bu kültürü sevdi. Sevdi çünkü en girift meselelerde bile orta zekalar konuşma hakkı kazandı, kazandı da ne oldu, orta zekanın girift meselelerle ilgili söyleyeceği ne vardı? Basitleştirdi, sığlaştırdı, ucuzlattı.

Orta zeka kültürünü hangi fikri veya siyasi hareket aşarsa o bu ülkeye hakim olacaktı. On dört asırlık müktesebatta, Müslümanlar on binlerce deha çıkarmışlardı. Deha kültürü İslam irfan ve hikmetinin mütemmim cüzüydü ama Kemalist sistem Müslümanları bile orta zeka kültürüne mahkum etti. Orta zeka kültürüne mahkum olan Müslümanlar, kaçınılmaz olarak “Orta Zeka İslam’ı” ürettiler. İlmi müktesebatı bir tarafa, orta zekalı Müslümanlar tefsir yapmaya, hüküm vermeye, Kur’an-ı Kerim’i mealinden okuyarak meselelerini halletmeye başladılar ve ortada din kalmadı. Tüm insanlığa hitap eden, bu sebeple tüm insanlığın her türlü girift meselesini çözen İslam, orta zeka tarafından anlaşılabilir zannedilince, orta zekalar aile problemlerini bile İslam ile çözemez hale geldiler.

Orta zeka tuzağı… Bu tuzak çok büyük bir felakettir. Orta zekalar her şeyi tayin etmeye, her mevzuun ölçüsünü tespit etmeye başlayınca, yüksek zekanın dahiyane keşifleri çöp kutularında geziniyor.

Dehanın orta zekayı anlaması mümkün ama orta zekanın dehayı anlaması imkansız. Hal böyle olunca orta zekanın dehaya itaat etmesi gerekir ama ölçüleri orta zeka tayin edince, dehanın itaat etmesi gerekiyor hem de orta zekanın “itaat” ölçüleriyle… Dehanın itaati de başka türlüdür ama bunu orta zekaya anlatma imkanı, tüm dehasına rağmen yok.

Bir paradoksla karşı karşıyayız. Orta zekalar nasıl oluyor da dehaları umursamıyor? Oysa dehalar bir şekilde kendilerini gösterirler. Orta zeka dehayı anlamasa bile, bir şekilde kendisinden daha zeki olduğunu farkeder. Bu durumda dehalara hürmet etmesi, onlara yol vermesi, onlara itaat etmesi gerekmiyor mu? Bunu engelleyen nedir? İşte insanın girift yanlarından birisi de bu… Her insanda (zeka seviyesi ne olursa olsun) nefs var, her nefs de dünyayı isteyecek kadar büyük. Adam orta zeka hatta geri zekalı ama nefsi tüm dünyayı isteyecek kadar azman. Orta zeka kültürünün hakim olduğu toplumda, orta zekaların, dehaları, kültürel imkanlarla alt etme imkanı var. Bu imkanı kullanan orta zeka nefsi, dehaların canına okuyor.

Dehalardaki nefsin daha büyük olduğu zannedilir. Bu zan yanlıştır. Her insandaki nefs, tüm dünyayı isteyecek kadar büyüktür. Dehalardaki nefsin daha büyük görünmesi, nefsin daha fazla tezahür edebilmesinin ruhi ve zihni imkanlarına sahip olmasıdır. Bir mevzuu, orta zekadan daha fazla, daha derinden anlaması, anladığına sahip çıkması, bunu izhar etmesi, nefsinin büyüklüğü şeklinde görünüyor. Oysa daha derinden anlamanın tabii bir üstünlüğü zaten var, bu üstünlük öyle ya da böyle zaten tezahür ediyor. Kaldı ki dehaların da bu üstünlüğü (ruhi ve zihni imkanları) nefsi için kullandığı vaki. Bu durumda dehaların nefsinin daha büyük olduğu zannı oluşuyor. Bir dehanın bir mesele hakkındaki derin idrakini izhar ederken ortaya çıkan nefsi, onun derin fikirleri karşısında direnen orta zekanın itiraz edasındaki nefsinden çok daha küçüktür.

Haki Demir – fikirteknesi.com

Reklamlar

One thought on “Orta Zekâ Tuzağı ve “Orta Zekâ İslam’ı”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s