Ömer Yılmaz / Güncel Siyaset / Siyaset / Yazarlar / Yorum-Analiz

İslamcılar Daha Kuvvetli Geri Dönüş İmkânına Sahipler

köşe7-ömeryılmazGörünen o ki, vakıanın gelişimini bilmeyen ya da göz ardı eden zihniyet, İslamcıları hafife alıp, “Bu iş bitti” havasına girme eğiliminde. Laik-seküler kesim fena halde yanılıyor, zira İslamcılar, her zaman daha kuvvetli bir biçimde dönebilecek bilgi, tecrübe ve donanıma sahipler.

Bu sefer sandıktan tek başına AK Parti iktidarı çıkmadı, oy oranları itibariyle halk üç dönem tek başına iktidarda tuttuğu AK Parti’yi ihtar ve ikaz etti. Seçim sonucu laik-seküler kesim tarafından “zafer” olarak görülüyor ancak bu aldatıcı bir yaklaşım, zira AK Parti tek başına iktidar olamamasına karşın % 40,8’lik oy oranıyla hâlâ birinci parti. Görünen o ki, vakıanın gelişimini bilmeyen ya da göz ardı eden zihniyet, İslamcıları hafife alıp, “Bu iş bitti” havasına girme eğiliminde. Laik-seküler kesim fena halde yanılıyor, zira İslamcılar, her zaman daha kuvvetli bir biçimde dönebilecek bilgi, tecrübe ve donanıma sahipler. Bu bakımdan vakıanın gelişimini kısaca özetlemekte yarar var.

Diğer politik-ideolojik hareketlerle kıyaslandığında İslamcılık kendi içinde farklı kollara ayrılmasına karşın ortak hareket etme kabiliyetini hiçbir zaman yitirmedi. Son otuz yılda -80 darbesinden sonra- yaşanan değişim süreçlerinde Sol-Sosyalist hareketler dağınık kalmaya devam ederken İslamcılar ortak hareket etme konusunda başarılı oldular. Bu noktada 80 darbesinin Sol-Sosyalist harekete ağır hasar verdiği, deyim yerindeyse onu tırpanladığı düşünülebilir fakat İslamcılığın da Kemalist laiklik tarafından seksen yıla yakın bir süre ağır baskı altında tutulduğunu göz ardı etmemek gerekir.

İslamcılığın en önemli avantajı dinî bir temele dayanması, politik, ekonomik ve sosyal planda Müslüman halkın taleplerine cevap veren bir dünya görüşü üzerine kurulu olmasıydı. Muhafazakâr-mütedeyyin kesim önceleri politik arenada kendini merkez sağ partiler DP ve AP aracılığıyla ifade etmeye çalıştı. Daha sonra bu partiler içinde örgütlenen İslamcı kadrolar (Millî İslamcılar) Erbakan’ın liderliğinde Milli Nizam Partisi’ni kurdular. Böylece İslamcıları iktidara taşıyan ilk adım atılmış oldu. Erbakan’ın politik söylemi ve takip ettiği strateji -dört partinin kapatılmasına karşın- süreç içinde Müslüman cemaati politik arenada daha idealist bir çizgiye çekti.

İslamcılar mevcut sosyo-kültürel yapı itibariyle yatay örgütlenme konusunda başarılı oldular. Cemaatler bu konuda önemli bir misyon üstlenerek hem Anadolu’da halkı mobilize ettiler hem de taşradan büyük şehirlere göç eden mütedeyyin kesime iş, eğitim ve sosyal çevre imkânı sağladılar. Buna karşın Kemalist laiklik dinî değerlerle çatışma halindeydi, aynı şekilde Sol-Sosyalist hareket de kendini dinin karşısında konumlandırmıştı.

Geleneksel cemaatler dinî eğitim çalışmalarında klasik müfredatı takip ederken politik İslamcı oluşumlar daha çok dinin ideolojik düzlemde ele alındığı bir eğitim faaliyeti gerçekleştirdiler. Bunun yanı sıra her iki koldan gerçekleştirilen tebliğ (davet ve propaganda) faaliyetleri son derece etkili oldu. Söz konusu eğitim, davet ve propaganda faaliyetleri, resmî ideolojinin ayakta tutmaya çalıştığı, kamusal alandan soyutlanmış, pasifize edilmiş din anlayışını önemli ölçüde kırdı. Böylece kamusal alanı düzenleyen, ideolojik ve toplumsal din anlayışı, kültürel ve bireysel din anlayışı karşısında hızla güçlendi.

Sistem içi politik mücadele, demokrasi, seçim sandığı, parlamenter sistem vs. başlangıçta radikal düşünceye sahip oluşumlar tarafından meşru görülmese de, süreç içinde bu yolla iktidarın elde edilebileceği, böylece sosyal ve idarî yapının tedricen İslamîleştirilebileceği kanaati güç kazandı. Radikal anlayış (aşırı uçlar) zamanla törpülendi ve orta yolda karar kılındı. Fakat bu törpülenmiş anlayış yine de keskin ideolojik çizgiler taşıyordu.

Erbakan’ın politik arenada uzun yıllar takip ettiği -dört partinin kapatılmasına neden olan- ideolojik (veya idealist) çizgi, 28 Şubat post-modern darbesiyle birlikte kırıldı. Beş yıllık geçiş sürecinin sonunda AK Parti, pragmatik ve realist bir çizgi takip ederek iktidara geldi. Böylece Erbakan’ın ideal politik çizgisi yerini Erdoğan’ın reel politik çizgisine bırakmış oldu. Gözden kaçırılmaması gereken nokta şu ki, 03 Kasım 2002’de AK Parti’yi iktidara taşıyan ve bugüne kadar süre gelen ittifakların tümü pragmatik ittifaklardır.

Peki, iktidar koltuğuna başka bir parti -ya da koalisyon sonucu başka partiler- oturursa İslamcılara ne olur? İster “yumuşak güç” kullanılsın ister bilinen katı tedbirlere başvurulsun neticede baskı ve sindirme politikalarını tekrar yürürlüğe koymak yapılacak en büyük hata olacaktır. Çünkü her ne kadar bu kez dine doğrudan ve açıkça saldırılmayacak olunsa da, alınacak yeni önlemler Müslüman cemaati şu veya bu şekilde olumsuz etkileyeceği için, yeni iktidarı bu önlemleri almaya sevk eden nedenler/niyetler ciddi bir biçimde sorgulanacaktır. Bunun yanı sıra tarih, İslamcı hareketlerin bu tür politikalar karşısında daha da güçlendiğini göstermektedir. Kemalist rejim, Müslümanların mücadele gücünü ve azmini ziyadesiyle test etti fakat uygulamaya konulan tüm yaptırımlar süreç içinde başarısızlığa uğradı.

Yatay örgütlenmede tecrübeli ve bir o kadar da başarılı olan İslamcılar, halk içinde eğitim, davet ve propaganda faaliyetlerine ağırlık verirken -radikal unsurlar dışında- marjinal pozisyona düşmemek için azamî çaba gösterdiler. Normal şartlarda baskı ve sindirme politikaları marjinalleşmeyi de beraberinde getirirken Türkiye’de tam tersi oldu. Örneğin 28 Şubat sürecinde her türlü baskıya rağmen İslamcılar itidalli davranarak sistem içi mücadeleyi sürdürdüler, daha iyi örgütlendiler ve doğru stratejiler geliştirerek tabanlarını genişlettiler. 27 Nisan post-modern muhtırası da aynı şekilde geri tepti. İslamcılar hiçbir şekilde infiale kapılmadılar. Müslüman halk, dinin (dinî değerlerin, sembollerin ve yaşam tarzının) hedef alındığı kanaatindeydi ve buna sandıkta tepki verdi. AK Parti’nin oyu yüzde 34,28’den yüzde 46,58’e çıktı.

17-25 Aralık’ta da benzer bir süreç yaşadık; yolsuzluk ve rüşvet operasyonları iktidardan çok Gülen Cemaati’nin ve operasyonların politik boyutunu bilinçli bir şekilde göz ardı eden CHP’nin aleyhine döndü. Gülen Cemaati kendi kendini bitirdi; çoğunluk, iktidarı yolsuz, rüşvetçi, haram yiyici olarak görmekten çok Cemaat’i devletin içine sızmış kökü dışarıda bir çete olarak gördü. CHP ise iktidar olabilmek için bugüne kadar hep karşısında yer aldığı Cemaat’le yakınlaşarak zaten zayıf olan başarı şansını tamamen sıfırladı. AK Parti-Cemaat çatışması Ulusalcı muhalefeti dahi ikiye böldü. AK Parti, önce yerel seçimlerde, ardından da Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakipleri karşısında üstünlük sağladı.

Özetle 28 Şubat günlerine dönüşü öngören felaket senaryolarının gerçek olması halinde İslamcılar her ne kadar zor durumda kalacak olurlarsa olsunlar, İslamiyet’in başat rol oynadığı bu coğrafyada her zaman daha kuvvetli bir geri dönüş imkânına da sahip olacaklar.

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s