Açık Görüş / Din / Erhan Koç / Güncel Siyaset / Siyaset

Laik-Demokratik Sisteme Razı Olmayız!

secim1Demokrasi, Allah’ın dinine muhalif bir sistemdir. Bazı İslamî kesimler ise demokrasiyi bilinçli ya da bilinçsiz şirin gösterme gayretine girip, onun İslam’a muhalif olmadığını, bilakis İslam’daki şûra ve icmâ ile örtüştüğünü söylemek suretiyle bid’at, dalalet ve hezeyan denizinde boğulmuşlardır.

Laik, demokratik, kapitalist sistem eleştirilerimizden rahatsız olanlar, korku havası estirerek “AK Parti’ye oy vermezseniz paralelcilerle aynı safta olursunuz” diyorlar. Laik sistemin bekası zaten hep böyle sürdürülmedi mi? Havuç politikasıyla ya da sağ-sol sopalar gösterilerek sisteme entegrasyon devam ediyor. O halde sizin kalıplaşmış düşüncelerinize göre, AK Parti’yi desteklemek de küresel kapitalizmin-emperyalizmin, ABD’nin-NATO’nun yanında olmak değil midir?

Bizler bağımsız Müslümanlarız. İslam bizim için hem en büyük dava hem de yegâne meşru sistemdir. Şehid Hasan el-Benna’nın tanımladığı gibi İslam, hem din hem devlettir, hem siyaset hem ibadettir, hem ordu hem cihaddır. İslam, yeryüzünde uygulanması gereken bir nizamdır.

Tevhid esaslı düşüncelerin dumura uğradığı bir zamanda, Hakk’ı konuşabilme erdemini, bâtılı eleştirme cesaretini gösteremiyorsak iyi durumda olmadığımızı söyleyebiliriz İlkeler üzerinden konuşmamıza rağmen olay hep parti minvaline çekiliyor. Zulüm sistemine yönelik eleştirilerimiz daha önce de vardı. Derdimiz İslamî kimliğimizi koruyabilmektir. Muvahhid bir nesil için ilkelerimizi sabit tutmamız gerekiyor. Ancak görünen o ki, malum çevreler ve bir kısım kardeşlerimiz kraldan çok kralcı olmuşlar.

CHP, MHP, HDP gibi sistemin baskıcı kara tonları olan zalim partileri desteklemediğimiz gibi, aynı sistemin demokrat-muhafazakâr gri tonu olan AK Parti’yi de desteklemiyoruz. Hilafet’ten/Şer’i yönetim sisteminden başka bir sisteme razı olmayız.

İslamcıların hızla muhafazakârlaştıkları, konformist “Müslümanların” koltuk ve pay kapma yarışına girdikleri bugünlere de şahit olduk. Buna karşın biz, zulüm sistemine entegre olmayacağız, zira biz, sistemin “İslamî” yamalarla gelişip büyümesini istemiyoruz.

1970’li yıllardan bu yana tevhidî düşüncenin yılmaz savunucularının bütün ilke ve hedeflerini bir kenara bırakıp iktidarın kuyruğuna takılacakları kimin aklına gelirdi. Süreç “kazanımlarımız ve kaybettiklerimiz” seminerleri ile başladı. Hatta “İslamî kimlik, İlkeler ve Hareket” isimli kitabı heyetçe yazmışlardı. Sabitelerin korunması ve tavır geliştirilmesi gerekirken, “içtihat” ve “maslahat” gerekçesiyle demokratik düzenin savunucusu pozisyonuna düşülmemeliydi. Ancak şaşırtıcı bir şekilde iktidarın/hükümetin dönüştürücü gücünün etkisi altında kaldılar. Yeni dönemde Gannuşi’nin demokrasi-İslam sentezi tezleriyle yoğrulan fikirler coştu. Güya “İslamî mücadelenin yeni dili” artık AK Parti ile güç kazanmıştı.

Maddî refah ve kalkınma, ileri demokrasi ve ekonominin yükselişe geçmesi uğruna bir kenara bırakılan Allah’ın (Azze ve Celle) hükmü/şeriatı oldu. İnsanlık tarihine baktığımızda genel olarak kapitale dayalı düşüncenin egemen olduğunu görürüz. Bugün de maddî refah ve kalkınma; duble yollar, köprüler, okullar, havaalanları, metrolar vs. karşılığında dinin hükümlerini önemsemeyen bir toplulukla karşı karşıyayız.

Demokrasi, Allah’ın dinine muhalif bir sistemdir. Bazı İslamî kesimler ise demokrasiyi bilinçli ya da bilinçsiz şirin gösterme gayretine girip, onun İslam’a muhalif olmadığını, bilakis İslam’daki şûra ve icmâ ile örtüştüğünü söylemek suretiyle bid’at, dalalet ve hezeyan denizinde boğulmuşlardır. Mesela onlarca profesörün imzasını taşıyan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın iftiharla yayınladığı İslam’a Giriş isimli kitapta şöyle denilmektedir: “Müslümanlar açısından Allah yerin ve göklerin hâkimidir. Fakat ontolojik ve kozmik anlamdaki bu hâkimiyeti siyasî hâkimiyet olarak anlamak ve demokrasiyle çelişik bir şekilde yorumlamak ciddi bir hatadır…” (s. 446)

Bu ve benzeri bir yığın “Latinize edilmiş” laf ebeliği İslam’ın temellerini tahrip etmektedir. Acaba bu Frenk hayranları ontolojik ve kozmik anlamdaki Allah’ın hâkimiyetini siyasâ hâkimiyet olarak anlamamanın, Kur’an, Sünnet ve Dört Mezhebin icmasıyla küfür olduğunu bilmiyorlar mı? Acaba bunlar Kur’an okumuyorlar mı? Yoksa Kur’an’ı “Onu daha iyi nasıl tahrif edebiliriz” diye mi okumaktalar?!

Başbakan Davutoğlu, esnafa kendi dönemlerinde seksen bir kat daha fazla kredi (faizli borç) verdiklerini ifade ederek “Helal olsun, Allah bereket versin” diyor. Allah’a ve Resul’üne savaş açmak anlamına gelen ve bereketi bitiren haram faiz için Başbakan Samiri’ce bir dil kullanarak “kredi” ve “bereket” diyor. Ne yazık ki, laik sistem içerisinde hareket edenler onun değerlerini savunur hale geldiler. Genelev ruhsatı dağıtan ve buralardan vergi toplayan, tefeci devletin abdestli-namazlı Başbakanı ve Cumhurbaşkanı’na hangi gözle bakmak lazım?! Sistemi dönüştürmeye çalışanların kendileri dönüştüler.

Toplumsal bir tümör olan faiz belasını kat kat artırarak devam ettiren ve hatta küresel kapitalist düzene entegrasyonun uygulayıcısı konumunda olan iktidarın saptırıcılığı had safhada, ancak onları destekleyen kardeşlerimizin ısrarı daha da şaşırtıcı. Allah’a ve Resul’üne iman ediyorsanız İslam Şeriatını ve İslam ekonomisini savunun. Bakara Suresi’nin 256. ve 275. Ayetlerini hatırınızdan çıkarmayın.

Batı dünyası, küresel cihada ve Tevhidî Müslümanlara karşı mecrasından saptırılmış bir tasavvuf anlayışını emniyet sübabı olarak görüyor. Silahlarıyla müdahale edemediği şuurlu Müslümanları ehlileştirmek için kendi çıkarlarına dokunmayan diğer Müslüman grupları kullanıyor. Batılılar, “İslam’a karşı İslam” projesinde, tevhidsiz, “Lâ”sı olmayan, devlet ve şeriat talebi, cihad ve şehadet bilincinden yoksun, kapitalizmle uyumlu, tağutî sistemlerle barışık, demokrasiyle yönetilmekte beis görmeyen muhafazakâr-demokrat kitleleri destekliyorlar. Kısacası Batı, kendisine karşı direnen Müslümanları, tarikatçılar ve demokratlar/muhafazakâr modernistler eliyle de etkisiz hale getiriyor.

Yine bu dönemde tesettür defileleri, kutlu doğum pastaları, sırlı dualar, ateş değmeyen kefenler, peygamber esansları, tesettürsüz başörtülüler ve “Bakara-makara” gibi nice rezalete tanık olduk. Allah böyle bir din indirmedi! Dinin ticarî meta haline getirildiği, “Ilımlı İslam” algısının iyiden iyiye yerleştiği, demokratik kulvarların benimsendiği, liberalizmin revaçta olduğu, İslam’ın değerlerinin ayaklar altına alındığı bu dönemde söz konusu zihniyeti reddediyoruz. İslam’ın hâkim olması için mücadele eden Resulullah ve dava arkadaşları böyle bir din yaşamadılar. Faizin adı “kredi” ve “bereket”, zinanın adı “flört” oldu, kapitalizm dininin mensupları AVM’lerde tavaf ediyorlar, jakuzili odalarda göbekleri gıdıklayan suların içinde, ilahilerin tınısı eşliğinde raks zirvede… Haramlar tatlı geliyor tatlı su Müslümanlarına,  dindarlar gitti onların yerine din(i)darlar peyda oldu. Artık kâfirlere rahmet okunuyor bu ülkede.

Her insan yaptıklarının şahididir. Allah’a hesap vereceğiniz gün ne tür mazeretler öne süreceksiniz? Ekonomi düzelsin diye her türlü melaneti işleyip Müslümanların akidelerini, ilkelerini, ahlaklarını tahrip ve tahrif ederek onları demokrasi oyununun içerisine hapsettiniz. Konuşulması gereken zamanda susmak zulümdür. Hakk’ı ikame etmek, bâtılı kaldırıp atmak görevinizi ne zaman icra edeceksiniz?

Laik-demokratik düzenle neden uzlaşamayacağımız, mevcut düzeni neden destekleyemeyeceğimiz hakkında Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Hâlâ bilmezler mi ki, kim Allah’a ve Resul’üne karşı sınır mücadelesine kalkışırsa (Allah ve Resul’ünün koyduğu kanunlara karşı kanun koyarsa) ona içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. En büyük rüsvaylık işte budur.” (Tevbe: 63)

Şeyh Hasan Karakaya, Fıkıh Usûlü kitabının “Hâkimiyet ve Kanun Koyma” başlıklı bölümünde şunları söyler:

“Egemenlikle kanun koyma yetkisi arasında büyük bir bağlantı bulunmaktadır. Herhangi bir ülke veya bölgeye hâkim olduğu kabul edilen güç, oranın hayat sistemini belirler ve bu sistem de yasa kabul edilir. Cahili topluluklarda, hâkimiyetin insana ait olduğu düşüncesi egemen olduğundan, kişilerin yaşam sistemlerini belirleyen kanunları, ya bir diktatör tağut veya halkın temsilcileri sayılan parlamenter tâğutlar tayin ederler. İslam’da ise, kanun koyma yetkisi sadece Allah Teâlâ’ya aittir. Çünkü İslam Hukuku dinî bir hukuktur. İlahî vahye dayanır. Bu dine göre hâkimiyet (egemenlik) kayıtsız şartsız Allah’ındır. Egemenlik Allah’ın dışında herhangi bir yaratığa ne tümüyle ne de bölünerek kısmen devredilebilir. Bu hususta İslam’da ittifak söz konusudur. Bütün Müslümanlar gerçekte hâkimiyetin yalnızca Allah’a ait olduğu ve Allah’ın dışında herhangi bir aciz yaratığın Allah’a has olan bu sıfata sahip olmadığı, bu itibarla kanun koyma yetkisinin de yalnız Allah’a ait olduğu hususunda icma etmişlerdir.” (Hasan Karakaya, Fıkıh Usûlü, s.19)

Ehven-i Şer mantığı ile hareket eden Müslümanların gözden kaçırdığı bazı hususlar var.

– Her seçim sonrası sistem, sandığa katılım oranının artmasını “demokrasinin zaferi” olarak ilan etmektedir.

– Sandığa gidilmemesi halinde kötünün başa geleceğini söyleyen, sistemin işine yarayacak şekilde “Oy kullanmak caizdir” fetvası veren “hoca efendiler” siz kimin tarafındasınız?

– Bâtıl/tağutî sistemin devamının verilen oylara dayandığını, sistemin bu sayede güçlendiğini fark edemiyor musunuz?

– Bundan önce iktidardaki partiler İslam’ın hükümlerine karşı açıktan savaşıyorlardı, ancak buna karşı Müslümanlar tarafını belirliyor ve sisteme eklemlenmiyorlardı.

– Bugün İslam’a daha az zarar veren iktidar partisi ise, Müslümanları Allah’la aldatarak İslam’ın hükümlerinin içini boşaltmıyor mu?

– Kendinize yapılan en ufak bir haksızlığa dahi tahammül edemezken, nasıl olur da Rabbimiz olan Allah’ın kanun koyma hakkını gasp ederek İslam’a mugayir kanunlar koyan şirk parlamentosuna karşı buğz dahi etmez hale geldiniz?

– Bâtıl bir sistemin hakkı ıslah edilmek veya onarılmak değil, inkılap ile değişime uğratılmasıdır. Şirk sistemini işletmek için sıraya girenler, böyle bir zulmü işlerken Allah’tan korkmuyor musunuz?

– Demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını, seçimle iş başına gelen insanların gayri İslamî kanunlara, heva ve hevese tabi olduklarını anlamıyor musunuz?

Merhum Muhammed Kutub şunları söylemektedir:

“Düşmanlarımız şunu söyleyeceklerdir: ‘Sizler demokratik değilsiniz, sizler demokrasinin düşmanlarısınız.’ Biz de onlara şu cevabı veririz: İstediğinizi söyleyiniz. Bizler ta baştan beri Allah’ın şeriatına aykırı şekilde yasa yapma hakkını insanlara veren bir yönetim sistemini kabul etmiyoruz. Çünkü bizler bunu kabul edecek olursak Müslüman kalamayız. Allah’ın bize indirdiği İslam’dır. Demokrasi değildir. Allah’ın bizi uymakla yükümlü kıldığı İslam’dır. Demokrasi değildir. Kıyamet gününde bizi Allah, İslam dolayısıyla hesaba çekecektir. Demokrasi dolayısıyla değil.” (Nasıl Dâvet Edelim, s.112)

İnsanın dünya hayatında işlediği Salih amellerin ya da günahların tek tek ortaya konulacağı gün halimiz nice olacak? Gelin, tevbe edelim ve Selamet Yurdu için hazırlık yapalım. Allah’ın hükmünün yeryüzüne egemen olması için çalışalım. Beşeri sistemlerden medet umanları büyük bir hüsran beklemektedir.

Sonuç olarak;

AK Parti, muhafazakâr-demokrat bir kimlik ve söylemle yola çıkmıştır. Amaç % 99’unu(!) Müslümanların teşkil ettiği bir ülkede halkın sistem karşısındaki gerçek yerini alması idi. Hiç bir zaman siyasî yaklaşımlarında (en azından Refah Partisi kadar dahi) İslamî söylemlere yer vermediler; sadece hamasî nutuklar attılar. Tayyip Bey, Arap Baharı sürecinde başta Mısır olmak üzere diğer Müslüman ülkelere laiklik tavsiyesinde bulundu. Hatta bu sistemin devlet yönetimi açısından en iyi sistem olduğunu söyledi. 13 yıllık iktidar döneminde rejimin Müslümanlardan aldıklarını ise kısmen geri alabildi.

Şunu da belirtmeliyiz ki, İslamî Hareket metodu bağlamında parti mücadelesi çokça tartışılmıştır. Sorulardan biri muhafazakâr-demokrat görünen bir partinin sistem içerisinde ne ölçüde rol alabileceğidir.

Şu soruları sorarak bitirelim:

1- AK Parti gerçekten sistemi İslamîleştirmek ve dönüştürmek istiyor mu?

2- AK Parti, İslamî normlara bağlı bir devleti mi hedefliyor, yoksa laik-demokratik bir devlet modelini yeterli mi buluyor?

3- Eğer parti İslamî devlete ulaşmakta bir araç ise, AK Parti’nin şu an geldiği nokta neresidir?

4- Müslümanların gerçekten sistemi İslamlaştırma idealine bağlılıkları kaldı mı?

5- Batılı kavramlarla düşünenlerin zihinlerini tekrar nasıl onaracağız?

6- Müslümanlar yem misali önlerine atılan bir kaç ritüel serbestisiyle yetinecekler mi?

7- Neden Müslümanlar İslamî hareketin sadece parti mücadelesi ile gerçekleşebileceğine inanır noktaya geldiler?

8- Müslümanların ilkesel ve ahlakî açıdan yozlaşmalarını ve küresel modernliğe entegre olmalarını tartışmaya açacak mıyız?

9- Tevhidî düşünceye karşı muhafazakâr-demokrat kimliğin empoze edilmesi, hatta tevhidi düşünceye sahip Müslümanlara göz açtırılmaması neyin alametidir?

10- Müslümanların ekonominin gelişmesini önemsedikleri kadar akidevî durumlarını sorgulamamaları ve gayri İslamî sistemi içselleştirmeleri âlimler ya da kanaat önderleri tarafından niçin masaya yatırılmamakta ve acil çözüm önerileri ortaya konulmamaktadır?

Erhan Koç – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s