Atilla Fikri Ergun / Din / Siyaset / Yazarlar

Fırıldak Çevirmeyin!

köşe0-atillafikriergunKim açın, yoksulun, zayıf bırakılmışın, gadre uğrayanın yanındaysa biz onunla beraberiz, kim de aç, yoksul, zayıf tanımaz, adaletsizlik yapar, merhametsizlik ederse onunla hiçbir ilişiğimiz yoktur.

Türkiye İslamcılığı rant üzerine kurulu bir örümcek ağı, iktidar bunu somutlaştırdı, mücessem hale getirdi. Sırtını iktidara dayayan, bir yandan çıkara dayalı ilişkiler ağını kurup işleten, öte yandan “devrim” lafı etmeyi de ihmal etmeyen bir grup yalancının bize “İslam/cılık” diye sunduğu şey hırsızlığın, yolsuzluğun, adaletsizliğin, zor ve baskının ilahiyatı. Medyada, iş dünyasında, belediyelerde, devlet kurumlarında vs. köşe başlarını tutmuş, komşusu ne halde, işçisi ne halde, öğrencisi ne halde, borçlusu ne halde umurunda olmayan kümes ahalisi rantımız kesilir diye bir tek eleştirel, muhalif cümle kuramaz; ilim, irfan, tefekkür hak getire!

İslamcı “akıl” statükodan bahsederken arkada ayazda kalan yerinden bihaber. Statüko onların sırtlarını dayadığı, maaş aldıkları, rant elde ettikleri yer; maaş veren, emir yağdıran kim ise statüko o. Statükoya karşı olan varsa ve bunda samimi ise maaş almayı bıraksın, Hakikat’i maslahata kurban etmekten vazgeçip doğru dürüst iki tane eleştirel, muhalif cümle kursun, “Şu işin şurası yanlış” desin.  Peygamberler ve onların vârisleri olan âlimler yalnızlık pahasına konuştular, günümüzün “İslamcı aydını” ise dünyalık ve kalabalık uğruna konuşuyor.

Ferdî zenginliği eleştirmeye yanaşmayan “akıl”, Müslüman ne kadar zengin olursa o kadar iyilik yapar propagandasını tekrarlayıp duruyor. İnsanlar ölene kadar onların eline baksın, dilensin istiyorlar. Zenginliğin halk geneline yayılması gerektiğinden asla söz etmeyen ama ferdî zenginliği sürekli öven “aklın” ve ona “biriktirmek caizdir” diye fetva veren “hocanın” Türkiye İslamcılığının yarım asırdan fazladır devam eden görgüsüzlük macerası içinde “anlamlı” bir yeri var.

Türkiye’de iktidar uğruna “Rüşvet alan da veren de ateştedir” gibi en basit hakikatler dahi göz ardı edildi, İslam, hak-hukuk, adalet vs. muktedirin safında yer alan “aklın” umurunda olmadı. Yoldan çıkmış toplumun yoldan çıkmış idarecileri, onların maaşlı entelektüelleri ve yardakçıları hep birlikte Allah’a isyan bayrağı açmış haldeler, olan bitenin özeti bu.

Birileri, “Hz. Ali gibi yaşamaya çalışıyorum” diyen iktidar sahibine Hz. Ali’nin -kendi ifadesiyle- dünyayı keçinin aksırığından daha değersiz, -hakkı diriltip bâtılı yok etmek dışında- yamalı ayakkabısını da hükümetten daha sevimli gördüğünü hatırlatmalı.

“Allah’tan başka ilah yoktur” diyenlerin ilah enflasyonuna yol açtıkları modern zamanlardayız. Allah’ın arzında O’ndan başka herkesin hükümranlığı… Şirk, fısk, zulüm, küfür denilen şey tam olarak bu. Hüküm de mülk de Allah’a ait, ötesi insanın insana kulluğunu meşru göstermek için kurgulanmış kötü ve son derece çirkin hikâyelerden ibaret.

Faiz üzerine kurulu düzen tıkır tıkır işliyor, bu düzende helal lokma yemek muhal değilse bile imkânsıza yakındır, faizden rahatsız olmayan, faiz üzerine kurulu düzeni reddetmeyen, diğerlerinin kazandığı yoldan kazanan, diğerleri gibi yiyip içen “Müslüman’ın” Allah’ın Kitab’ına, Resul’ün Sünnet’ine tâbi olduğunu söyleyemeyiz.

Mevcut devlet “aklı” kendisi materyalist iken halka mânâ edebiyatı yapıyor, köle karakterlilerin dünden razı olduğu bin bir türlü “İslamlık, adalet, hak-hukuk” masalı havada uçuşuyor, siyahı beyaz, beyazı siyah göstermeye çalışan, idareci kılığına girmiş sihirbazlarla karşı karşıyayız.

Modern devlet aygıtının tepesine oturup Devlet-i Aliyye’nin başında adil bir yönetim icra ediyormuş gibi yapanlar, ellerinden gelse rüyalarımıza dahi müdahale edecekler. Modern devlet bir zulüm ve baskı aracıdır, asıl gestapo bunlardır, sorumluluktan muaf olmak isteyenler, eleştirilmekten nefret edenler, yaptıklarının hesabını vermeye yanaşmayanlar, konuşanı medya ve yargı gibi türlü vasıtaları kullanarak susturmaya çalışanlar 21. Yüzyılın Müslüman kılıklı zorbalarıdır.

Modern zamanlarda Ehl-i Sünnet’i demokratik yönetime entegre eden “aklın” yatacak yeri yok. Ehl-i Sünnet, güzide imamlarının yolunu ihya edip, Şeriat’ın yeniden tesisi, adaletin ikamesi için mevcut otorite karşısında davetçi-nasihatçi muhalif tutum benimsemeli. Hakk’ın, Şeriat’ın, adaletin yanında saf tutmak yerine sistem içi mücadelede iktidara hoparlörlük yapan Saray taraftarı “akıl” Sünnet’in değil olsa olsa tahrifatın ehli olur.

Fıkıh, ulemâ devletin lehine işi kılıfına uydursun diye yok, halkın sorunlarını çözsün, devlet halka zorbalık yapamasın, halk da birbirine zulmetmesin diye var. Bu yüzden bağımsız fıkıh geleneğini takip eden fakihler devamlı surette idarecileri sınırlayıp halka rahat nefes aldıracak fetvalar verdiler. Şeriat, devletin tepesinde oturandan sokaktaki adama kadar herkesin hakkını teminat altına aldığı için bağımsız fıkıh geleneği haddi aşma eğilimi gösterdikleri her defasında idarecileri sınıra çekti.

Kayıtsız şartsız devletin emri altına giren fukaha ise -bugün demokratik sistemde hırsızlığa, rüşvete, yolsuzluğa Şer’i kılıf uyduranların yaptıkları gibi- adaletsizliğin payandası oldu. Dolayısıyla hukuk devletin emrinde olamaz, devlet kendi aleyhine de olsa Allah’ın belirlediği hukuka tâbi olmak zorunda, aksi takdirde adalet tecelli etmez, devlet de kendini ilah yerine koymuş olur.

Hakk’ı ayağa kaldırıp her alanda adaleti ikame etmek; insanları doyurmak, onları borç yükünden kurtarmak gibi bir derdi, düşüncesi, fikren olsun dahi bir çabası olmayanların neresi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat?! Cemaatin anası ağlamış, insanlar perişan olmuş, sen de “hoca” kılığında onları menkıbelerle uyutmuşsun. Ehl-i Sünnet cemaatçidir, sofra açar, insanları barındırır, borçlunun borcunu sıfırlar, yetime, öksüze, dula arka çıkar… Siz kim Ehl-i Sünnet kim!

Mal yığmaya türlü kılıf uyduranlar mı Ehl-i Sünnet? Gazalî İhyâ‘da, Celaleddin Rûmî de Fîhî Mâ Fîh‘te aynı şeyi söylüyor: “Zenginlik fitnesi fakirlik fitnesinden daha büyüktür… Malın panzehiri; nafakasını ondan almak, kalanını hayrat yollarına sarfetmektir. Bundan başkası zehir ve âfettir.” diyor Gazalî. Celaleddin Rûmî de “İmdi kâr-ı dünyaya külliyen meşgul olmamalı; zaruret miktarı tutup, onun kayd ve bendinde olmamalıdır.” diyerek onu teyid ediyor. Kapitalist “İslam” icat edenlerden Allah’a sığınmalı!

İngilizlerin Bengal’i işgalinin ardından Hindistan’da Ehl-i Sünnet’in Hanefî mezhebine bağlı olan Hacı Şeriatullah’ın başlattığı direnişçi, dirilişçi, ıslahatçı, aynı zamanda içtimaî adaleti savunan Ferâiziyye hareketi “Mülk yalnızca Allah’a aittir” düsturunu şiar edinmişti. İngiliz hâkimiyetine karşı konumlanan, Hintli mülk sahiplerine ve çivit ziraati yapan Batılılara karşı Bengal’in yoksul Müslüman köylülerinin hakkını savunan, onları himaye eden hareket, yokluk tehlikesiyle karşı karşıya olan herkesin kişilerin ihtiyaç fazlası malından zarurî ihtiyaçlarını karşılayabilmesini öngörüyordu. Paraya-pula, makama-mevkiye tapınanların bugün yaptıkları “Ehl-i Sünnet” vurgusu muhtevayla değil ağız alışkanlığıyla alakalı.

İktidar medyasının propagandasıyla zihinleri blokaj altına girmiş olan birkaç meczup “Diyanet saldırı altında” diye ortalığı velveleye veriyor. Diyanet nedir, Meşihat makamı mıdır, Diyanet İşleri Başkanı kimdir, Şeyhu’l-İslam mıdır, savaş açmak için fetvasına mı ihtiyaç vardır, Kadı mıdır, davaları Şer’i hükümlerle karara mı bağlar? Diyanet olsun olmasın ne fark eder, Diyanet olmasa bu ülkede İslamî yaşam felce mi uğrar? Diyanet seküler bir kurumdur, laik-demokratik düzenin idamesi için uygun görülen din anlayışını ayakta tutmak üzere kurulmuş, faizden gelir elde eden, halkın vergilerinin hiç edildiği bir kurumdan başkası değildir.

Mescid-i Aksa’da Sünnî kimlikle hutbe irad eden Diyanet İşleri Başkanı’na “daha lüks Mercedes” jesti -aslında dayatması- karşısında istifa etmek düşer. Aksi halde Abbasî zindanlarında şehid düşen İmam-ı Azam’dan Sultan’dan maaş kabul etmeyen Huccetu’l-İslam Gazalî’ye kadar tüm güzide imamların kemikleri sızlar.

Biz sade-sıradan vatandaşlarız, haram-günah işlesek bizim hanemize yazar, muktedir haram-günah işlediğinde bütün ülkenin hanesine yazıyor, muktediri eleştirmeyi suç sayan “aklın” anlamak istemediği şey tam olarak bu. Kim açın, yoksulun, zayıf bırakılmışın, gadre uğrayanın yanındaysa biz onunla beraberiz, kim de aç, yoksul, zayıf tanımaz, adaletsizlik yapar, merhametsizlik ederse onunla hiçbir ilişiğimiz yoktur. Halkın arasında, zayıf bırakılmışların yanında değilsek, sağda solda, şurada burada olmamız hiçbir anlam ifade etmez.

Tarih gel-gitlerle dolu, devletler, imparatorluklar, medeniyetler önce yükselir sonra düşerler, yerelden küresele iktidarlar el değiştirir. İşte, en yakın örneklerden biri 23’ten 46’ya tek parti dönemi, daha dün gibi… Dolayısıyla adaletsizlik, merhametsizlik, yalan, iftira, kara propaganda yarar sağlamaz, zarar verir, zira Allah, günleri insanlar arasında tedavül ettirir (Âl-i İmran: 140). Bugün dünya/lık uğruna üzerinde tepinilen değerler yarın o değerlerin üzerinde tepinenlere lazım olur. İster AK Partili, ister CHP’li, ister İslamcı, ister Sosyalist olun, ne olursanız olun ama yalancı, ikiyüzlü olmayın, fırıldak çevirmeyin!

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s