Açık Görüş / Felsefe-Düşünce / Yusuf Bilal Aydeniz

Kuyuya Taş Atmak mı, Kuyudan Taş Çıkarmak mı?

teknoloji-ve-islam1Teknoloji canlı bir bomba. İnsanın elinde değil de, yüreğinde patlayan bir bomba, imtihan koşusunda şeytana rakip, 21. Yüzyılın kapitalist şişesinden çıkan cazibeli bir cin.

Hiç şüphesiz, zaman ve mekân sıkışmasının gözle görülebilir olduğu bir çağda yaşıyoruz. Zaman ve mekân av, insan ise avcı. Mekân yol, zaman araba, insan sürücü. Zamanı sürme ehliyetini doğuştan almış insanoğlu. Zaman, sapan sapı, mekân lastik, insanoğlu nereye düşeceği belli olmayan taş.

İnsanlık ise yükseklere sevdalı bir alpinist. Teknoloji canlı bir bomba. İnsanın elinde değil de, yüreğinde patlayan bir bomba, imtihan koşusunda şeytana rakip, 21. Yüzyılın kapitalist şişesinden çıkan cazibeli bir cin.

Din, Nietzsche’nin gözünde alt tabakaya, Marks’ın gözünde ise üst tabakaya hitap ediyor. Münzel din, alt geçit, müevvel din üst geçit. Din, ırk ve coğrafya soyuna indirgenmiş bir enstrüman. Teknolojisiz din, dinsiz teknolojinin dallanıp budaklanmasını sağladı.

Mekân darlaştıkça, zaman sertleşti. Zaman sertleştikçe insanlık kırıldı. İnsanlık kırılınca, teknoloji parabolik olarak arttı. Teknoloji artınca israf fırsat oldu, fırsat hüsran oldu insanlık için. Teknoloji bizi uzaya çıkardı ama yan komşumuzun kapısına götüremedi. Mesafeler kısaldıkça, samimiyet uzaklaştı.

Nietzsche, Hristiyanlığı “kadın ahlâkına” benzetiyordu. Sanki İslam için de, “erkek ahlâkını” reva görüyor günümüz insanı. Müslümanın bilinçaltında, zaman-mekân sıkışmasından dolayı “ümitsizlik” saplanmış bir bıçak gibi duruyor. Bunda kuşku yok ki, yaşantının içtihada değil, içtihadın yaşantıya uyarlanması, aydınların çorak arazilere benzemesi, siyasetçilerin genel olarak bağı değil, üzümü seven insanlar olması gibi nedenler de var.

Yedi buçuk milyar insan dünyaya sığabildiği hâlde, bir insanın içine koca dünya sığamıyor. Hastalanan her hastaya doktorlar, maddi reçete veriyorlar. Peki, bilinçaltında hastalık olan insanlara maddi reçetenin sözü geçecek mi acaba?

Teknoloji bineğini sağlam kazığa bağlayamadık, bağlatmadılar. Onun bizi taşıması gerekirken, biz onu taşıyoruz. 21. Yüzyıl, insanlığın kerahet vaktiydi. Batı’nın yatağında yatılan uykudan yeni yeni uyandı insanlık. Ama kerahet vakti olduğu için, yoğun bir baş ağrısı hâlâ devam etmekte. Görünen o ki, insanlık kerahet vaktine adaptasyon sağlamış gibi. Kitlesel anlamda bu kerahet vaktinden çıkmaya niyeti yok insanlığın. Tabii bu durum, bahsettiğimiz hastalıklı bilincin indisi durumunda.

Teknoloji, zaman ve mekân sıkışması rüzgârını arkasına alarak, insanların eliyle, insanlığın bağrında son model, sürüm seviyesi üst düzey olan kuyular açtı. Bu kuyularda su yerine taş var. Gün geçmiyor ki, bu kuyudaki taşlar artmasın. Taşlar artarken kuyunun dolması, kapanması gerekirken, tam aksine taşlar kuyuyu alttan derinleştiriyor gibi. Kuyuya bir taş girince, alttan da bir taş kuyuyu derinleştirmeye devam ediyor. O hâlde ister karınca olalım, ister fil olalım, bizim de safımızı belli ettirmemiz gerekiyor. Kuyuya taş atanlardan mıyız, yoksa kuyudan taş çıkaranlardan mıyız?

Yusuf Bilal Aydeniz – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s