Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Karun Kıssası Üzerine Düşünceler (4)

köşe8-alibalİlme sahip olmayanların işi gücü mal üstüne mal yığmak, onu sayıp durmak, kasalarda, banka hesaplarında vs. haddi hesabı olmayan paralar bulundurmaktır. Hesabı tutmak için tutulan muhasebeciler, banka hesapları, servet ve sermaye… Yani kimsenin olmasın, ne varsa benim olsun ihtirası. Bunun kaçınılmaz sonucu olan Pazar Savaşları, öne çıkan güç ve gücün ilahlaştırılması…

Suçlu Sadece Karun mu?

İnsanlar için bir hidayet (rehber) olan Kur’an, bu dünyanın adalet, vicdan ve merhametten uzak kirli tezgâhında Karunlar kadar ezilen ve sömürülen halkların, sınıfların da günah ve vebali olduğunu öğretir. Hatta diyebiliriz ki yüreğini ve vicdanını Hakk’a kapatmış, kendisini şeytana satmış zalim egemenleri geçerek hitabını bu dünyanın mazlumları üzerine yoğunlaştırır. Bu gerçek, tarih boyunca süre gelen resuller zincirinin nasıl bir vicdan, samimiyet ve hakkaniyet yolu izlediğinin açık bir belgesi durumundadır aynı zamanda. Bu gerçeğe dayalı olarak Kur’an, Karun kıssasının devamında ezilenlerin sorumluluklarına atıf sadedinde şöyle der: “Karun, lüks ve debdebesi içinde halkının karşısına çıktı, dünya hayatını isteyenler, ‘Keşke Karun’a verilenin bir benzeri de bize verilseydi’ dediler, ‘Gerçekten onun büyük şansı var’; kendilerine bilgi verilmiş olanlar ise ‘Yazık size’ dediler, ‘İnanan ve iyi iş yapan kimse için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır, buna ancak sabredenler kavuşturulur.” (Kasas, 78-79).

Önce kendilerine bilgi (ilim) verilmiş olanlardan başlayalım. Kim bunlar? İki ayetin bütünlüğü içerisinde baktığımız zaman kendilerine ilim verilenler Karun gibi yığmayan, biriktirmeyen, aksine ellerine geçeni dağıtanlar, yani ihtiyaç sahipleri ile paylaşanlardır. Çünkü vahyin bildirdiğine göre, ilahî irade böyle yapılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda Hümeze Suresi’nde tıpkı Karun gibi mal yığıp toplayan bir tipolojiden söz edilir. Bu hümeze, yani çekiştiren, söz getirip götüren, aynı zamanda lümeze, alay eden, kaş göz işaretleri ile Resul’ü aşağılayan, ona tepeden bakan ve bu zihniyetin bir devam olarak da mal yığıp toplayan bir kişiliktir: Ellezi cemea malen ve addedehû: Onu sayıp durmaktadır. Ve yahsebu enne mâlehû ehledehû: Ve zannetmektedir ki, malı onu ebedî kılacak. Kella: Hayır! Le yünbezenne fil hutameh: O hutame’ye atılacak. Ve ma edrâke me’l-hutameh: Hutameh nedir bilir misin? Nârullâhi’l-mûkadeh: O tutuşturulmuş ateştir. Elletî tettaliu âle’l-ef’ideh: Kalplerin derinliklerine nüfuz eder. İnnehâ aleyhim mu’sadeh: O ateş onların üzerine kapatılıp kitlenecektir. Fî amedin mumeddedeh: Kendileri uzatılmış, direklere bağlanmış olarak. Bu anlatım, Kur’an’da başka surelerde tekrarlarla ve farklı versiyonlarla çok sık dile getirilen bir anlatımdır. Bu da meselenin Allah katında taşıdığı ehemmiyet ve ciddiyeti ifade eder. Onun için burada Hümeze Suresi’ni hepsinin bir temsili ve özeti olarak aldık. Kendilerine ilim verilenlerin ilmiyle kastedilen budur. Ancak burada “verilmiş olmak”tan kasıt sadece bu bilgiye sahip olmak değil, onu yüreğinde/sadrında içselleştirmiş olmaktır.

Bu anlamda bu ilme sahip olmayanların işi gücü mal üstüne mal yığmak, onu sayıp durmak, kasalarda, banka hesaplarında vs. haddi hesabı olmayan paralar bulundurmaktır. Hesabı tutmak için tutulan muhasebeciler, banka hesapları, servet ve sermaye… Yani kimsenin olmasın, ne varsa benim olsun ihtirası. Bunun kaçınılmaz sonucu olan Pazar Savaşları, bu savaşların yine kaçınılmaz olarak öne çıkardığı güç ve gücün ilahlaştırılması… Oysa kendilerine ilim verilenler, yani kendilerine ölümden sonra dirilişin ve öte dünyanın bilgisi verilmiş olup bu bilgiyi yüreklerinde içselleştirmiş olanlar. İşte onlar öyle yapmazlar: “Onlar yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler, ‘Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz, çünkü biz asık suratlı ve bed çehreli bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız’ (derler).” (İnsan, 8-10)

Öte dünya inancının İslam ilahiyatı içindeki yeri ve ifade ettiği anlam İslam karşıtı kesimlerce bilinmediği gibi, pek azı dışında Müslümanlar tarafından da tam olarak anlaşılmış değildir. İslam ilahiyatı açısından bu dünyanın sorunlarının çözümü Allah’a ve ahirete yakinen iman ve öte dünya bilinci ile mümkündür. Allah’ın insanların kendisine ve ahirete iman etmelerine ihtiyacı yoktur. Allah’a ve ahirete iman sadece ve sadece bu dünya üzerinde insanın insanın kurdu olmaması amacına yönelik olup insanların bir kısmının diğer kısmı üzerinde rubûbiyet addetmemesi, mutlak otorite kurmaya kalkışmaması, kısacası insanın insana kul olmaması ve bu cümleden güçlünün gücünü zayıfı ezmek için değil aksine onu korunmak için sarf etmesi içindir. Merhamete dayalı bir dünya düzeninin inşası için başka bir yol bulunmamaktadır. Verilmek istenen mesaj budur.

Bu inanç aynı zamanda mustaz’afların egemenlerin zulmüne direnmelerinde yeri başka hiçbir şeyle doldurulamayacak bir moral-motivasyon kaynağıdır. Çünkü dünya hırsı, egemenlerin zayıflar üzerindeki cebir ve zulmünü her gün üçe, beşe, ona katlarken, aynı hırsın zayıflarda olması halinde onlar, Karunların lüks, ihtişam ve debdebe içindeki yaşantılarına ulaşabilmek için kendi kısıtlı imkânlarına bakmadan borç üzerine borç yaparak sisteme her zamankinden daha fazla bağımlı hale gelmektedirler. Bu nedenle Allah ve öte dünya inancı asıl zayıflar için can simidi durumundadır. Onlar o aciz ve zayıf halleri ile egemenlerin yaşam standartlarına özenmeyecekler ki, o standardı yakalayabilmek uğruna ekonomik, siyasal, sosyal, her yönden mevcut sisteme bağımlı hale gelmesinler. Bu nedenle zayıfların mahrumiyet, yokluk ve yoksulluk karşısında sabır ve kanaate ihtiyacı vardır. Bunun yanında bir de direnişin getirdiği ve getireceği mahrumiyet vardır. Bunun yolu da insanın bu dünyadaki beklentilerini erteleyebileceği bir ahiret, diriliş ve öte dünya inancına sahip olmasından geçer. Beklentileri öte dünyaya ertelemek, yapılan zulümleri sineye çekmek, boyun eğmek değil, aksine direnişin getireceği mahrumiyete karşı insanı daha dirençli kılma amacına yöneliktir.

Yani Marks’ın dediği gibi din fakirin avuntusu değildir, aksine egemenlerin zulmüne karşı direncin mihenk noktasıdır. Bu noktada kader inancı ile ilgili birkaç söz söylemek gerekir. Kader iki şekilde yorumlanabilir ve bu, sonuçta kişinin kendisine kalmıştır. Zulme karşı direnişi gözünüz kesmiyorsa, bu durumda kader sizin için zilleti kabullenmek için uydurulan bir kılıftır. Fakat gerçek din, zillete boyun eğmeyi değil onurlu bir direnişi gerektirir. Allah bunu emreder. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Kur’an’ın beklentileri ahirete ertelemesi, bu dünyada zillete, onursuzluğa boyun eğip ahirete bel bağlamak için değildir, aksine böyle yapanların ahiretten hiçbir nasibi yoktur: “Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin canlarını almaya geldiklerinde ‘(Dünyada) ne işte idiniz?’ derler, onlar da ‘Biz mustaz’aflar idik (direnmeye gücümüz yoktu)’ derler, melekler de onlara, ‘Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!’ derler, işte onların barınma yeri cehennemdir, ne kötü yataktır o!” (Nisa, 7). Dolayısıyla ahirete erteleme, sineye çekme, boyun eğme olmadığı gibi, aksine ahirete erteleyenlerin, kaderin arkasına saklanarak boyun eğenlerin -ki, kader bu değildir-, sineye çekip oturanların ahirette kaybedenlerden olacağını haber veriyor Kur’an.

Bu noktada Ebu Bekir ve Ebu Zer iki kutbu oluşturur. Ebu Bekir zengindir, ancak Mekke’de putperestlerin işkenceleri altında inleyen köleleri satın alıp azad etmek, Allah Resulü ile hicret yolunda infakta bulunmak suretiyle mustaz’af durumuna düşmüştür. Ebu Zer ise çektiği yoksulluğa rağmen Emevilerin müstekbirleşmesi karşısında onlara boyun eğmeyerek sürgünü göze almış ve bu yolda ölmüştür. Ebu Bekir zengin olduğu halde Karunlaşmamaya örnektir. Ebu Zer ise, lüks ve debdebe karşısında gözleri kamaşıp “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi” diyenlerden olmayıp, kendilerine ilim verilenlerden olmaya örnektir. Her ikisi de Rahman’ın yolunda yürümek isteyenlere ışık tutmaktadırlar. Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun. Bizlere de son nefesimize kadar onların yolunda yürümeyi nasip etsin.

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s