Din / Klasik Metinler / Muhyiddin İbn-i Arabî

Zulüm Hakkında Vasiyet

zulüm-1Komşularına hediye, açlara yemek, susuz kalanlara su ve çıplaklara elbise ver. Şunu kesin bil ki! Senden istenilen şeye isteyenden daha muhtaçsın…

Ey Aziz!

Bu vasiyet, zulüm hakkındadır:

Zulüm, kıyamet gününde karanlıklara sebep olduğundan, dünyada Allah’ın kullarına zulüm etmekten sakın!

Kullara zulüm; Allah’ın senin üzerine vacib kıldığı haklarını onlardan engellemendir.

Bazen, kulun içinde bulunduğu sıkıntıları müşahede etmekle onun, senin üzerine vacib kılınan haklarını görürsün… Ki, böylece onun bu haliyle, senin malındaki hakkını sana bildirdiğini idrak etmen lâzım…

Zira Allah, senin üzerine vacib olan hakkını vermen için sana, onun hâlini müşahede ettirmiştir…

Böyle anlamayıp da, onun sıkıntısını görmemezlikten gelirsen bilesin ki mes’ulsün.

Niçin mes’ulsün?

Şunu bil ki, o kulun, hacetini gidermeye görünüşte gücün yoksa da Allah, boş yere sana, onun hacetini bildirmemiştir.

Öyle ise; Allah’ın, onun hacetini sana bildirmesinde ki muradı, senin onun ihtiyacını giderebilecek başka bir şahsa güzelce onun hacetini arz ederek ona yardımcı olmandır.

Ey Aziz!

Hiçbir şey yapamıyorsan en azından o kardeşine dua et!

Yani…

O kulun, hacetini gidermek için bütün gücünle gayret gösterdikten sonra dua etmekten başka çare kalmamışsa dua ile yardım et!

Anla!

Hâli sana bildirilen şahsa anlattığımız ölçülerde yardımcı olmaktan gâfil olursan, sende onun halini bilip de ona yardım etmeyen zalimlerin taifesinden olursun.

Peki, ne zaman o zalimlerden oluruz? diye sorarsan, cevaben derim ki: O kul, ihtiyaç duyduğu şeyi elde etmeden öldüğü zaman.

Ancak bu durumdan kurtulman, o ihtiyaç sahibinin, ihtiyacını mü’minlerden birinin gidermesiyle haberin olmaksızın senin üzerine vacib olan hakkını senden sakıt etmesiyle olur.

Yani, bir başkası o ihtiyaç sahibine muhtaç olduğu şeyi verirken senin üzerine vacib olan (daha evvel sana hâlini arz ettiği için) hakkını sakıt etmeyi niyet etmese de hakkı sakıt olur.

Zira mü’min mü’minin kardeşidir. Mü’min mü’mine zulmetmez ve sıkıntıya sokmaz.

Evet, hakikatte de böyledir. Allah Teâlâ böyle kabul eder.

Ey Aziz! O halde…

Sıkıntılar içindeki ihtiyaç sahibine bir şey verdiğin zaman, onu senden önce görüp de mahrum bırakan mü’minin yerine de onun hacetini gidermeyi niyet et!

Zira onu mahrum bırakan mü’min daha önce ona bir şey vermiş olsaydı o, ona kanaat ederdi.

Hâlbuki o mü’minin, ona bir şey vermemesi, mahrum bırakması, senin ihtiyaç sahibinin halini bilmene vesile oldu.

Binaenaleyh, o mü’min hayır işleyemediğinden sen, o hayrı yaparken sevab bakımından onu kendi üstüne tercih et!

Zira o mü’min, ihtiyaç sahibini mahrum bırakmamış olsaydı sen bu hayra nail olamazdın.

Ey Aziz!

İşte, arif olanlar, halleri ve sözleriyle bir şeyler isteyen fakr-u zaruret sahiplerine, yani sâillere, bu anlattığımız niyetle muhtaç oldukları şeyleri verirler.

Zira Allah Teâlâ, onlar hakkında; Sâile gelince; (onu) da azarlayıp kovma (Duha Sûresi, Ayet: 10) buyurmuştur.

Ayrıca, zikrolunan ayette istenilen şeyler yalnız maddî nesnelere tahsis edilmemiştir.

Çünkü sâil, ihtiyaç sahibi olan zattır.

Öyle ise, ilmi isteyenler de maddî faideleri talep edenler gibi ayetteki sâil taifesine dâhildirler.

Yani, azgınlar hidâyeti, açlar yemeği, çıplaklar soğukta-sıcakta kendilerini korumak için veya avret yerlerini örtecekleri elbiseyi talep eder. Bazen de senin intikam almaya kudretinin olduğunu bilen katil, afv etmeni talep eder.

Ey Aziz!

Öyle ise komşularına hediye, açlara yemek, susuz kalanlara su ve çıplaklara elbise ver.

Şunu kesin bil ki!

Senden istenilen şeye isteyenden daha muhtaçsın…

Zira Allah, hiçbir şeye muhtaç olmamasına rağmen, kulların zararların defini ve menfaatlarının celbini kendisinden istemelerini İster… Tâ ki dualarını kabul etsin ve ihtiyaçlarını gidersin.

Öyle ise, Allah’ın kullarına böyle muamele etmeye sen daha lâyıksın… Zira bu ihtiyaç duyulan şeylerde sen de Allah’ın yardımına muhtaçsın.

İmam Müslim zikredeceğimiz hadisi Ataullah’dan, o da Abdurrahim İbn-u Behrami’d-Dârimi Mervan’dan, yani İbn-u Muhammed ed-Dimuşkî’den, o Sa’id İbn-u Abdulaziz’den, o Rebi’a İbn-u Yezid’den, o Ebu İdris el-Halvanî’den, o da Ebu Zer Radiyallahu anh’den Rasûlullah Aleyhisselâm‘ın Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu bildirdiğini rivayet etmiştir:

“Ey kullarım, ben kendi zâtıma zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım. Ey kullarım, birbirinize zulmetmeyin, benim doğru yola eriştirdiklerim dışında hepiniz yanlış yoldasınız, benim sizi doğru yola eriştirmemi isteyiniz ki, ben de sizi doğru yola eriştireyim. Ey kullarım, benim kendilerine nimet verdiklerimin dışında hepiniz açsınız, benden rızık isteyiniz ki, ben de sizi rızıklandırayım. Ey kullarım, benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız, benden giyecek isteyiniz ki, sizi giydireyim. Ey kullarım, siz gece ve gündüz hata işlersiniz, ben de bütün hatalarınızı bağışlarım. Benim sizi bağışlamamı dileyiniz ki, ben de sizi bağışlayayım.”

Ey Aziz!

İdrak et, hadiste sayılan nimetleri Cenab-ı Hak, O’ndan istemesen de sana veriyor.

Ancak durum böyle olmasına rağmen Allah Teâlâ, sana istediklerini vermesi için O’na isteklerini arz etmeni emrediyor.

Niçin arz etmeni emrediyor?

Sana yardım ettiğini o isteklerini kabul etmesi itibariyle bilirsin.

İşte, Hakk’ın sana olan bu yardımı, yaptığın duaların icabetinden de başka bir mertebedir.

Ey Aziz!

Birisine muhtaç olmak ve ihtiyaçlarını O’na arz etmek duygusu senin yaratılışında mutlak olarak vardır.

Allah, ezelî ilmiyle isteklerini O’na arz edeceğini bilir.

Sen, Allah Teâlâ’nın dua etmeni sana emrettiğinden isteklerini O’na arz edersen, üzerine vacib olan emri de yerine getirmiş olursun.

Böyle davranmakla da Allah’ın emrine imtisal edenlerin mükâfatıyla mükâfatlanırsın. Bu da, senin hayr üzere hayr işlemenden dolayı sevabını kat kat artırır.

Öyle ise…

Allah, merhamet, hayırların ulaşması ve O’ndan başkasına muhtaç olmadığını ikaz etmek için sana, O’na isteklerini arz etmeni emretmiştir.

Zira Allah Teâlâ, seni ancak acziyetini idrak ederek kulluk vazifelerini yerine getirmen için yaratmıştır.

Ey Aziz!

Şu vasiyetlerimle Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına vakıf olmanı, emir ve yasaklarında neyi murad ettiğini anlamaya gayret göstermeni tavsiye ediyorum. Ki, böylece arif-i billah olan ulemâdan olasın.

Sakın ha!

İsteklerini Rabbine arz etmeyenlerden olma!

Zira…

O’ndan bir şey istemeyen kimse, hâşâ, O’na cimrilik nisbet etmiş olur.

Bu tavsiyem herkes için geçerlidir.

Sana tavsiye ettiklerimle amel etmeyip, isteklerini Allah’a arz etmekte noksanlık yaparsan, kendinden başkasını yadırgama.

Zira sen, bu mevzunun cahili isen sana talim, unutmuş veya gafili isen, sana ikâz ettim.

Ey Aziz! Bil ki!

Sen, mü’min isen va’z ve öğüt sana fâide verir.

Ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için, bu hatırlatmaları birer birer sana açıkladım.

Senin vaiz ve nasihatlardan istifâde etmen, iman sahibi olduğuna şahittir.

Zira Allah Teâlâ, benim ve senin hakkında şöyle buyurdu:

“Sen (sade Kuran ile) va’z et. Çünkü şüphesiz öğüt mü’minlere fâide verir.” (Zâriyat Sûresi, Ayet: 55)

Şayet… Ey Aziz!

Öğüt sana fâide vermiyorsa, nefsine imanın hakkında töhmette bulun.

Niye? Dersen; zira Allah Teâlâ, öğütün mü’minlere fâide verdiğini ayette haber vermiş.

Unutma!

Allah’ın haber verdiği şeyler mutlak doğrulardır.

Öyle ise, öğütlerden fâide elde etmemen senin kusurlarındandır, öğütlerin fâide vermemesinden değildir.

Ey Aziz!

Baş tarafta zikrettiğimiz hadisin devamında Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey kullarım, siz bana zarar verecek herhangi bir fenalık yapamazsınız. Aynı şekilde bana fayda sağlayacak bir iyilik de yapamazsınız.”

Malûmdur ki Allah, âlemde hiçbir şeye muhtaç olmadığından, O, hiçbir şeyden ne zarar ne de fâide görür.

Ancak, on üçüncü vasiyette açıklanan Hadis-i Kudsi’de şanı yüce olan Allah, kendisini su ve yemek isteyen kulun yerine koymakla, bize, Allah’ın kullarına verilecek fâide veyahut zarar sınırına ulaşmaktaki acziyetimizi ikâz etmiş oluyor.

Öyle ise, fâide veya zarar vermekteki sınıra ulaşmak mümkün değil.

İşte buna binaen Hak, kendini kulun yerine koyarak bizlerden bir şeyler talep eder.

Tâ ki, bizler Hakk’ın rızasına bu vesile ile nail olalım.

Allah Teâlâ, bir kavim hakkında Kur’ân’da;

“Çünkü hakikaten onlar Allah’ı gazaplandıran şeylere tabi oldular” (Muhammed Sûresi, Ayet: 28) dedi ve bazılarının hakkında varid olan şu Hadis’te de “Allah kulun tevbesine sevinir” denildi.

Vakta ki, bunların zahirinde zarar anlaşılıyordu, hâlbuki Allah Teâlâ, kendisinin bu tür şeylerden münezzeh olduğunu On Üçüncü Vasiyet’te açıklanan Hadis-i Kudsi’yle bizlere haber verdi.

Öyle ise, Allah Teâlâ’nın şu kavlinin;

“O’nun benzeri yoktur.” (Şuara Sûresi, Ayet: 11), ifade ettiği hakikatlardan bilgi sahibi olmayan ve Allah’ı bilmekte zait olan bir kısım insanlarda meydana gelen hastalıklara, bu vasiyette açıklanan Hadis ilaç gibidir…

Zulmün haram olduğunu ifade eden Hadis’in devamı şöyledir:

“Ey kullarım, eğer sizin baştan sona hepiniz, insanlarınız, cinleriniz, içinizden en takva sahibi kulun hâli üzere olsanız, bu benim mülkümden bir şey arttırmaz. Ey kullarım, eğer siz baştan sona hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz içinizden en fena kalpli kulun hâli üzere olsanız, bu benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım, eğer sizin baştan sona hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz, bir hâl üzere olup benden dilekte bulunsalar, ben de hepinizin dileğini versem, bunun benim mülkümden eksilteceği bir iğnenin denize sokulup çıkarılması halinde olacağı sudan fazla değildir.”

İşte bunların tamamı, açıkladığımız gibi, Allah’ı bilmekte zait insanların nefsinde meydana gelen hastalıklara Hacdır.

Öyle ise…

Sen bu ilaçları kullan!

Hadis’in son bölümünde Allah Teâlâ;

“Ey kullarım, yaptıklarınızı sizin hesabınıza kaydediyorum, sonra bunların karşılıklarını size vereceğim… Kim bir iyilik bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de, bir fenâlık bulursa nefsinden başkasını kınamasın” buyurarak vasiyetini bitiriyor.

Artık bütün bu açıklamalarımdan sonra ben de vasiyet ederim ki, kim ihtiyacından dolayı dilenirse zelil olur. Kim de, Allah’tan başkasına zelil olursa nefsine zulmederek sapıtır. Nefsini de hidâyet yolunda sülük ettirmemiştir.

İşte bunlar, benim sana tavsiye ettiklerimdir…

Muhyiddin İbn-i Arabî, Fütuhat-ı Mekkiyye, Kitabu’l-Vasâyâ, Vasiyetler-1, Kitsan Yayıncılık, Çev: Abdullah Tâhâ Feraizoğlu, s. 107-118

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s