Ali Yurtgezen / Din / Yorum-Analiz / İktibaslar

Bir Medeniyet Yürüyüşü -Hicret-

hicret-1“Borç” veya “sorumluluk” manasına “din” kelimesinden türetilen medine, “dinin vaz ettiği esaslarla belirlenmiş kuşatıcı bir hukukun uygulandığı; insanların Allah’a, topluma, tabii çevreye ve kendilerine karşı sorumluluklarının yine dinin ölçülerine göre düzenlendiği yer” tarifinden de anlaşılacağı üzere herhangi bir şehir değil.

Medine Hicret’ten önce Medine değil Yesrib idi. Yesrib, “hoş olmayan, kınanan, fesat kaynağı yer” demekti ve Müslümanların hicreti öncesinde tam da böyleydi bu belde. Yerleşik Yahudi kabilelerinin körüklediği fitne ateşi burada yaşayan herkesi yakıyor, huzur ve istikrara fırsat vermiyordu. Yemen kökenli iki kardeş kabile olan Evs ve Hazrecliler 120 yıldır birbirleriyle kıyasıya savaşmaktaydı. Kan davasına kurban gitmeyenler sık sık yaşanan humma ve veba salgınlarıyla telef oluyordu. Çarpık bir düzen hüküm sürüyor, mesela baba öldüğünde geride kalan eşi, kızları ve büluğa ermemiş erkek çocukları miras alamadığı için yokluğa, sefalete düşüyor; bunların haline kimse aldırmıyordu. Kur’an-ı Kerim’deki ifade ile tam bir “ateş çukuru” idi Yesrib.

O ateş Efendimiz s.a.v.’in nübüvvetinin 11. yılından itibaren Akabe Biatlarında Müslüman olan Medinelilerin, oraya İslam’ı tebliğ ve talim için gönderilen Mus’ab b. Umeyr r.a.’ın ve zaman içinde peyderpey hicret eden Mekkeli Müslümanların taşıdığı rahmetle bir uçtan sönmeye başladı. Nihayet hicri takvim hesabıyla 1436 yıl önce 12 Rebiülevvel Cuma günü bu beldeye giren Rasul-i Ekrem s.a.v.’in nübüvvet nuru ile Yesrib artık ateş çukuru olmaktan tamamen çıkıyor, Medine-i Münevvere’ye dönüşüyordu. Öyle olduğu içindir ki Âlemlerin Efendisi bu hicret yurduna Yesrib demekten etrafındakileri men ediyor, “Burası artık Taybe’dir!” buyuruyordu.  Taybe veya Tâbe “güzel, hoş” demekti ve Yesrib yaradılmışların en güzelinin teşrifiyle güzelleşmiş, Medine olmuştu.

Sözlüklere bakılırsa Medine “şehir” demek. Şehir ile de idari bir mekan veya yapılaşmadan ziyade “toplu halde yaşanan ve belli kuralları olan yerleşik hayat düzeni” kastediliyor. Biz yeni bir kavram olan “medeniyet”i biraz da Batı dillerindeki karşılığına denk düşürmek için “şehirleşme” manasına medineden türetmişiz. Fakat medinenin herhangi bir şehir kabul edilmesi medeniyet tasavvurumuzu sakatlıyor; teknolojiyi kutsamak gibi, ilerleme ideolojisine kapılmak gibi, bu mesele üzerinde yapılan tartışmalarda sıkça dile getirilen bazı yanlışlara düşmemize sebep oluyor. Halbuki “borç” veya “sorumluluk” manasına “din” kelimesinden türetilen medine, “dinin vaz ettiği esaslarla belirlenmiş kuşatıcı bir hukukun uygulandığı; insanların Allah’a, topluma, tabii çevreye ve kendilerine karşı sorumluluklarının yine dinin ölçülerine göre düzenlendiği yer” tarifinden de anlaşılacağı üzere herhangi bir şehir değil. Gerçi bu tarif de bizim medeniyet tasavvurumuzu berraklaştırmaya yetmeyebilir. Çünkü medeniyet veya uygarlık iddiasındaki bütün yapılanmalar ister dinî, ister beşerî olsun, neticede akide hükmündeki bir temel kabule dayanıyor. Söz konusu kabullerin İslâm akidesi olduğunu var saysak bile bu defa da belirlenen hak ve sorumluluklara İslâmî ölçüler dışında zamanın, mekanın ve diğer şartların tesiri bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bu problemleri aşarak sahih bir medeniyet anlayışına ulaşabilmemiz için medineyi, tarihin Asr-ı Saadet’ten sonraki herhangi bir döneminde bizim ölçülerimize göre medineleşmiş beldeler de dahil genel manada bir şehir olarak düşünmemek gerekiyor. Bizim medeniyetimizin kaynağı olan Medine, Asr-ı Saadet’deki Medine-i Münevvere yahut Medinet’ün-Nebî’dir ki Rasul-i Ekrem s.a.v.’in rehberliğindeki Hicret’le husule gelmiştir. Medine, vahyin pratiği olan Sünnet’in sistem halinde yaşandığı ve hakim kılındığı yerdir.

Hicret bir kaçış değil, İslam’ı hem fert hem toplum olarak ihlasla, kâmil manada yaşama iştiyakının sevk ettiği bir imkan arayışıdır. Bir yönüyle Müslümanları yok etmeye matuf dayanılmaz baskı, zulüm ve işkencelerden kurtulma maksadı taşısa da bir rahatlık ve konfor arayışı da değildir Hicret. Bunun böyle olmadığı, Mekkeli Müslümanların inançlarından taviz vermeleri halinde müşrikler tarafından kendilerine vaat edilen dokunulmazlığı ellerinin tersiyle itip malını mülkünü, kurulu düzenini, belki eş ve evladını terk kararlılığından bellidir. Hicret, müminin Allah ve Rasulü uğrunda sahip olduğu bütün dünyalık imkanlardan vazgeçebilme kararlığıdır ki ihsan mertebesinde bulunulduğuna işarettir. Yesrib’i Medine kılanlar, Sünnet-i Seniyye’ye sıkı sıkı sarılarak her biri bir muhsin olan Sahabe-i Kiram efendilerimizdir. Tarihin belli dönemlerinde dünyaya nizamat verdiğimiz, aziz-i vakt olduğumuz zamanlarda tebarüz eden Medine medeniyetinin kurucuları yine hicret ehli muhsinlerdir. Medeniyetimizin inşa boyutundaki güzellik, incelik, fonksiyonellik, itina, meşruiyetin en ince çizgilerini dahi koruma hassasiyeti ancak istikamet sahibi muhsinlere mahsus marifetlerdir. Bu sebepledir ki medeniyeti teorik bir proje, ölçüleri belli bir sistem gibi görmekten ziyade Allah ve Rasulü’ne hicret eden muhsinlerin zaman ve mekandaki tasarrufu olarak görmek daha doğrudur. Zira hicret kararlılığında ve dolayısıyla medinede aslolan, Sünnet çizgisinden en küçük taviz vermeden vecibelerimizi ihlasla ifa iştiyakıdır. O ihlas ve iştiyak, formunu en mükemmel şekilde kendiliğinden inşa edecektir. Nitekim Emevi ve Abbasi devirlerinde Maveraünnehir’e hicret eden çoğunluğu Beni Hâşim mensubu Müslümanlar taşıdıkları Sünnet hassasiyeti ile bu bölgeyi Medinetü’n-Nebi kılarak medeniyetimize mekan yapmış, sonraki zamanlarda o iklimin yetiştirdiği dervişlerin hicretiyle Medine medeniyeti Anadolu coğrafyasına taşınmıştır.

Hasıl-ı kelam adına hicret dediğimiz temiz ve gümrah bir ırmak akışının yeşerttiği bahardır medeniyet. O akış veya yürüyüş olmayınca bahar olmaz.

Medeniyet baharını yeşerten bir akış olarak hicret ne sadece tarihte vuku bulmuş bir hadiseden ne de bir beldeden diğerine göç etmekten ibarettir. Mana ve maksadını elbette Efendimiz s.a.v. ve ashabının hicretinden alan bir terk kararlılığıdır. Mekke’nin fethine kadar biat aldığı Müslümanlara hicreti şart koşan Hz. Peygamber s.a.v., fetihten sonra hicret sevabı kazanmak ve Muhacirlerin derecesine dahil olmak isteyen yeni Müslümanların hicret şartıyla biat etmek istemeleri üzerine “Fetihten sonra hicret yoktur ancak cihat ve niyet kalmıştır.” buyurarak cihadın ve gerektiğinde hicreti göze aldıran bir kararlılık manasına niyetin Hicret’teki mana ve maksadı taşıdığına işarette bulunmuştur. Başka bazı hadis-i şeriflerde de “hakiki muhacir, Allah Teala’nın yasakladığı şeylerden kaçan, hata ve günahları terk eden” kimse olarak nitelenmiş; “kötülüğü ve Rabb’imizin hoşlanmadığı şeyleri terk”, “nefs mücahedesi” veya “Allah ve Rasulü’ne yönelmek” diye tanımlanan hicrete “ana babaya ihsanda bulunmak” ve “tevbe” de dahil edilmiştir.

Şu halde hicret bizi Allah ve Rasulü’nün bizden istediklerini samimiyetle yapmaya, süfli bir ortamdan ulvîliğe yönelerek kulluk izzetimizi muhafazaya, yeryüzü hilafetimizi hakkıyla gerçekleştirmeye sevk eden kâmil bir imanın alametidir ve öncelikle kalbin fiilidir. Çünkü hicrette esas olan, nefse ne kadar ağır gelirse gelsin, şartlar ne kadar zor olursa olsun, gerektiğinde hiç tereddüt etmeden bütün dünyalık arzu ve imkanları terk kararlılığıdır. Tevbe ile, seyr ü süluk ile, kötü huylardan iyi huylara, kalbi öldüren çevrelerden kalp tasfiyesinin yapıldığı irfan mekteplerine teveccühle nefsi tezkiye ederek kazanılabilecek bir kararlılıktır bu. Hicret, her şeyden evvel kendi içimizde gönlümüzü Yesrib iken Medine kılma yolculuğudur. Kalbimizde dinin ölçülerini, kardeşliği, muhabbeti, zikrullahı ve marifeti ikame eyleme cehtidir. Efendimiz s.a.v.’e kayıtsız şartsız teslimiyettir.

“Bugün neden bir Medinemiz ve medeniyetimiz yok?” sualine cevap arıyorsak kalplerimize bakalım: Kalplerimiz Yesrib mi Medine mi?

Ali YurtgezenTerkip ve İnşâ dergisi, Nisan 2015, 1. Sayı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s