Açık Görüş / Güncel Siyaset / Siyaset / Şükrü Çıblak

Eski Erdoğan, Yeni Türkiye

erdoğan-yeni-türkiye-1İyi futbolcular zirvedeyken jübilelerini yaparlar. Aksi halde performansları düşer ve büyük takımlardan alt liglere transfer olurlar. Erdoğan’ın futbolcu olarak değil artık saha kenarındaki bir antrenör olarak yola devam etmesinde fayda vardır.

şükrü-çıblak-açık-görüşBu başlık aklıma aylar önce geldi. Ancak yazıyı yazayım mı yazmayayım mı hep tereddütte kaldım. Bazen içimdeki ses “yaz” derken, bazen de “biraz haksızlık olmuyor mu” diye gel gitler yaşadım. Gezi olayları sırasında Erdoğan’ın sert tavrı beni rahatsız etti. Daha sonra binlerce kişinin karşılaması, konuşması, Gezi’nin yoldan çıkması, dış güçlerin ortaya çıkması, “Hayır, Tayyip haklı” dedirtti.

Bakanlara yapılan operasyonda bakanları istifa ettirdi, ancak Meclis’te onların aklanmalarını sağladı. Bunu da bir oyunu bozmak adına yaptı belki. Her ne kadar tatmin olmasam da yazı gecikti.

Hep çatışmacı bir dil kullandı. Paralel yapılanmadan dolayı ve oy amaçlı davrandığını gördüğüm için tekrar vaz geçtim.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra her fırsatta Başbakan’ın işine karışması bana yazı yazmamı söylese de “Belki bizim bilmediğimiz bir durum vardır” diye düşündüm.

Ancak hükümet içinde yaşanan son tartışmadan sonra yazmak kaçınılmaz oldu. Bülent Arınç “Hükümette her şey yolunda, Cumhurbaşkanımızı seviyoruz ama bizi rahat bıraksın, bize güvensin” deyince Melih gökçek “O paralelcidir, istifa etsin” mealinde bir şeyler söyledi. Ardından Arınç, Gökçek’i Ankara’yı paralel yapıya peşkeş çekmekle suçladı ve 7 Haziran’dan sonra hepsini tek tek açıklayacağını ifade etti.

Eskiden söyle düşünüyordum: AK Parti’de elbet hırsızlar vardır, elbette hortumcular vardır, ancak Başbakan’ın bundan haberi yoktur, olsa kesin önlem alır.” Ancak Arınç-Gökçek tartışması göstermiş oldu ki, her şeyden haberleri var. Ancak hangi amaç, hangi “fayda” adına olursa olsun bu kirli bir durum ve bunun hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Özellikle son dönemlerde AK Parti’ye çöreklenen nevzuhur bir kesimin ortaya çıkması, eş-dost-akraba muhabbeti son derece şüpheli bir durum.

Yeni bir basın veya havuz basını oluşuyordu.

Yeni “ak” milyarderler ortaya çıkıyordu.

Makam ve mevkilere sadece mülakatla, yani adam kayırmacayla eleman alınıyordu.

Ne zaman ki atamalar yerinden değil parti ve sendika merkezlerinden ve bazı sivil toplum kuruluşlarının binalarından yapıldı, işte o zaman tuz koktu.

Elbette iktidara gelme olasılığı olan partilerin arasında yine en iyisi AK Parti olsa da, ideal olan bu değil. Biz ideal olanı savunmakla yükümlü Müslümanlar olarak doğruyu söylemek ve uyarı görevimizi yerine getirmek durumundayız. Duyulsun ya da duyulmasın, dikkate alınsın ya da alınmasın, fark etmez.

Elbette amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek.

Öncelikle hakkını teslim etmek adına Erdoğan’ın yaptıklarını anımsamak lazım: Sağlıkta devrim yapıldı. Türkiye ulaşımda tur atladı. Barış süreci sağlıklı bir biçimde tamamlanırsa Türkiye’ye huzur gelecek. Ekonomi yıllardır derin krizlere girmiyor. Halka pek fazla yansımasa da hazinenin durumu geçmişe oranla daha iyi. Suriyeli mültecilerine yapılan yardımlar ortada. Afrika’ya yardımlar hâlâ devam ediyor. Türkiye’de şizofrenler ve sokakta yaşayanlar huzur evlerine alındı. Sokakta kalanların sayısında geçmiş dönemlere oranla azalma var. İsrail’e yönelik çıkışlar yürek soğutan cinsten.

Erdoğan “Yeni Türkiye” tabirini ilk ortaya attığında, çözüm süreci ve darbe dönemlerinin geride kalmasıyla birlikte devletin kutsanacağı değil vatandaşın değer göreceği bir sistem gelecek umudu yeni bir heyecan dalgası oluşturdu.

Artık korkacak bir şey yoktu. Memleket düzeliyor, taşlar yerli yerine oturuyordu. İnsanca yaşamanın zamanı gelmişti, Kürt korkmayacak, Ermeni kendini ifade edebilecek, Alevî-Sünnî ayrımı ortadan kalkacak, herkes dinini özgürce yaşayacak, hiç kimse horlanmayacaktı. Ülkemiz medenileşecek, örneklik teşkil edecekti. Bir zamanlar eline fırsat geçen herkes nasıl Avrupa’ya koşuyor idiyse artık Türkiye de yaşanacak bir yer olacaktı. Türkiye Müslüman ülkeler arasında gıpta edilen, lider bir ülke haline gelecekti. Müslümanların güveni yerine gelecek, memlekette adalet var olacaktı. Ehliyet ve liyakat dikkate alınacaktı, gerçekten sosyal bir devlet olacaktık.

Bu ümitleri beslememize karşın Erdoğan’ın zaman zaman verdiği demeçler şüphe uyandırıcıydı. “Yeni Türkiye” diyor ancak bir çaba yok, gelişme yok; varsa yoksa paralel yapı. Ayrıştırıcı bir dil, oy hesabına odaklanmış bir siyasî çalışma, Başkanlık sistemine odaklı bir gündem… Ehliyet ve liyakat yerine seçme ve atamalarda objektif olmayan mülakat sistemi… Sermayenin sayılı ellerde toplanması, Erdoğan’ın dalkavukluğunu yapan bir basının gelişmesi…

Kısacası hepsi kendinden olan, “öteki”ne müsaade edilmeyen “yeni” bir sistem, bir “taraftar iktidarı” kuruluyordu. Oysa “öteki”ne tahammülü olmayan, sadece kendi etrafındakileri gözeten “yeni” bir sistem kabul edilemezdi.

İnsan kendini müstağni gördüğü an olay bitmiştir. İnsanlar ve liderler dönemseldir. Erdoğan artık misyonunu tamamlamıştır. Bunu her geçen gün daha çok hissedeceğiz.

Hüda Kaya’nın bir konuşmasında söylediği sözler oldukça ilginç: Türkiye’nin yüzde ellisi gayrimüslim iken şu an yüzde doksanı Müslüman. Herhalde bunlar isteyerek Müslüman olmadılar!

Türkiye’de kaç çeşit sosyal doku varsa hepsinin kendini rahatça ifade edebileceği bir yola girilmelidir.

Mal bölüşümünde adaletli dağılım söz konusu olmalıdır; dokuza kişiye bir, bir kişiye dokuz pul taksimatı değil.

Çalışanın -her kim ve her ne olursa olsun- değer gördüğü bir ülke olmalıdır Türkiye.

Çocuklarımızın paralı meslekler yerine kendi istidatlarına uygun meslekleri seçecekleri bir sisteme geçilmelidir.

Âlî menfaatler için dahi haksızlığa göz yumulmayan, kardeş katlinin ve hortumculuğun bir daha asla söz konusu olamayacağı bir ülke haline gelmelidir Türkiye.

Erdoğan birçok konuda canını ortaya koydu ve çoğu zaman halimize tercüman oldu. Ancak hepimizin bir ömrü vardır. Arkadan gelenlere de fırsat tanımak lazım. Biz çekilmeden yeni cevherler ortaya çıkmaz. İyi futbolcular zirvedeyken jübilelerini yaparlar. Aksi halde performansları düşer ve büyük takımlardan alt liglere transfer olurlar. Erdoğan’ın futbolcu olarak değil artık saha kenarındaki bir antrenör olarak yola devam etmesinde fayda vardır.

Şükrü Çıblak – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Eski Erdoğan, Yeni Türkiye

  1. Bu ekip ”gömleği çıkardık” dediğinde ondan sonraki sürecin akıbetini kestirmek için kahin olmaya gerek yoktu. Ama çıkarılan gömleğin ne gömleği olduğunu bilmeyen, bilmek de istemeyen, dahası o gömleğe hep bir istihza ile tepeden bakmış,(pek çoğu) bıyık altından gülmüş insanlara bunu anlatma imkanı yoktu. Ve öyle oldu. Hangi birini anlatacağım diyeceğim de ben bir tanesini örnek vereyim: Barış süreci bu hükûmetin marifeti olmayıp ta 90’larda daha bu hükûmetin adı sanı, belki hayali bile ortada yokken Batı ve ABD tarafından planlanmış olup onlar tarafından saklanan gizli saklı bir mesele de değildi. Bundan 20 sene önce belki 40 sene önce ne planlandı ise o yürürlüğe kondu. Bu ülke dahil Ortadoğu’da tek bir istisna hariç, Tanzimat’tan bu güne olan her şey Batı projesi olup, sadece 50’den itibaren bu projelerin icraasında inisiyatif Batı’nın elinden büyük oranda ABD’ye intikal etmiştir. Türkiye ve Ortadoğu’da rejimler de, rejimlere karşı (sözde) devrimci mücadele içinde olan tüm hareketler Batı ve ABD projesidir. Onlarla uzlaşan hükümetler iktidar olur, iktidarda kalabilir. Darbe yapılacaksa bu ancak onların vesayetinde yapılır ve onlarla uzlaşanlar ancak darbe yapabilir. Hükümetler ancak bir sonuçtur. Bu ülkenin aydınları, akilleri, üniversitesi, sivil kuruluşları tam bağımsızlık yolunda fikri, siyasi ne üretmişler ki bu üretimin sonucu olarak Batıya karşı direnen gerçek anlamda devrimci yönetimler iş başına gelsin de yapılan icraatları verilen mücadelenin sonucu olarak görüp işte 50 yıllık mücadelemizin, alın terimizin siyasal sonuçları, meyveleri deyip yapılanlarla gurur duyalım. Bu hükûmet 2002’de daha yola çıkmadan çarşambanın geleceğini perşembeden anlayıp mimarı Batı olan siyasi projeleri parçalayıp Bat’ının yüzde fırlatmalı idi bu millet. Ama olmadı. İki milyon km.kare imparatorluk topraklarının kaybının nedeni bin yıl ve öncesinden süre gelen bir siyasi aklın tükenişi idi. Biz o zamandan beri tükenen o siyasi aklın yerine yenisini koyamadık. O nedenle (yakın ve uzak gelecek için şimdiden bir şey diyemem. Gaybı Allah bilir. Ancak şu anki elde var olan veriler ışığında baktığımda) ben gelecek için ümitvar değilim şahsen.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s