Ali Bal / Din / Emeği Geçen Yazarlar

Karun Kıssası Üzerine Düşünceler (2)

köşe8-alibalCanlı-cansız değer ifade eden her şeye “üzerinden nasıl kâr ederim” diye bakan bu kahrolası zihniyetin tek ilacı Allah ve ahiret/diriliş algı ve tasavvurudur. Onun içindir ki, insan,  yürekten ve gönülden Rabbine teslimiyet içinde olmadığı sürece yeryüzünü kapitalin şerrinden temizlemenin başka bir yolu ve imkânı yoktur.

“Verme” konusunda Karun’un kavminin dili ile verilen ölçü önemlidir: “Allah’ın sana verdiğinde ahiret yurdunu gözet, dünyadaki nasibini de unutma.” Dünyadaki nasipten kasıt, kazanç sahibinin kazandıklarından dünya hayatında başkasına muhtaç olmayacak kadar bir geçimliği kendine ayırabileceğidir. Nitekim şu ayet de aynı hakikate işaret eder: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver fakat (büsbütün) saçıp savurma, çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır, şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra, 26-27). Şu ayetler ise dünya ve ahiret tasavvurunun insanın malı üzerindeki tasarrufuyla yakın alakasının şifrelerini vermesi bakımından önemlidir: “Kim bu acele olanı (dünyayı) isterse orada ona (evet) istediğimiz kimseye hemen çabucak dilediğimiz kadar veririz ama sonra onun yerini cehennem yaparız! Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer; kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa böylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir” (İsra, 18-19).

Öncelikle belirtelim ki, bu ayetlerde kullanılan dil Kur’an’da sıkça rastladığımız bir anlatım dilidir. Dünya hayatında hırsla ve durmadan mal için çalışan, yığmakla meşgul olan bir kimse buna muvaffak olabilir, ancak onların ahirette bir nasibi yoktur, ayet bu şekilde anlaşılmalıdır. Ahireti istemek ve ona yaraşır bir biçimde çalışmak, Karun’un dediği gibi  “Bu mal bende olan bir bilgi sayesinde verildi” (dolayısıyla Allah’ın ihsanı değil ve bu nedenle de kimseye vermek, dağıtmak zorunda değilim) demek yerine kazandığından ihtiyaç sahiplerine pay ayırmak, onları gözetmektir. Ancak böyle yapanlar ebedî hayatı kazanmaya hak sahibidirler. Elbette bu, Allahu Teâlâ’nın bu dünyanın düzenini Karun soyluların “dilerse verir, dilemezse vermez” anlamında insafına bıraktığı, her şeyi ahirete havale ederek ezilenleri pasifize ettiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Nitekim aynı surenin başında Kur’an, Firavun’dan söz ederken onun halkını parçalara ayırdığından, bir kısmını güçten düşürüp, erkeklerini öldürdüğünden ve kadınlarını sağ bıraktığından söz eder. Devamında “Biz de istiyorduk ki, mustaz’aflara lütfedelim, onları önderler yapalım, varisler kılalım ve onları o yerde iktidara getirelim de Firavun’a, Haman’a ve askerlerine onlardan dolayı korktukları şeyi (kendilerine) gösterelim” demektedir (Kasas, 5-6). Burada “varislerden” kasıt, 6. Ayetten de anlaşılacağı üzere istikbarî bir sistem olan Firavun rejiminin bir devrimle devrilerek iktidarın mustaz’afların eline geçmesidir. İşte Hz. Musa bunun için gönderilmiştir.

Peki, sonuç nedir? A’raf Suresi’nin 137. Ayetinde bu soruya cevap verilmektedir: “Hor görülüp ezilmekte olan milleti de içini bereketlerle donattığımız o yerin doğularına ve batılarına varis kıldık, Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden tam yerine geldi; Firavun ve kavminin de yapa geldiği şeyleri ve yükseltmekte oldukları sarayları (ve bahçeleri) de yıktık” (A’raf, 137).

Kur’an dikkatle okunup incelendiğinde bütün peygamberlerin birikmiş malla problemli oldukları görülür: “Ey Şuayb, dediler, ‘Senin namazın mı sana babalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu, akıllı birisin” (Hud, 87). Burada Kur’an aynı zamanda şirkle Karunî kenz arasında bir bağ kurmaktadır. Babalarının taptıkları şeyler söz konusu şirk toplumunun teolojisi (dinî inanç sistemi)dir. Bu teolojinin üzerine kurulan ekonomik sistem, onların malları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunmalarına meşruiyet kazandıran bir sistemdir. Yani iş, Karun’un “Bu mal bana bende olan bir bilgi sayesinde bana verildi” dediği yere geliyor. Böylece servet sahipleri malları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilecektir. Dolayısıyla Allah’ın emrettiği şekilde vermeyecekler, paylaşmayacaklar, kimse de onlara “Neden paylaşmadın, neden vermedin?” diyemeyecektir. Ayete göre, mü’minin namazı gönlünü Allah’a açması, bunun maldaki tezahürü de “vermek”tir, yığmamaktır. Malı kapitale dönüştürüp onu da güce dönüştürmek suretiyle Allah’ın kullarını kendine kul-köle heline getirmemesidir.

Modern çağ kapitalizmi ve kenz:

“Kenz”, “biriktirme, yığma” anlamına geliyor. Ancak modern çağda birikmiş mal bağlamında işlenen suç sadece yığmak ve paylaşmamak değildir. Sermaye (kapital), bu çağda öne çıkan özel girişim ve buna bağlı olarak oluşan serbest pazar ekonomisi göz önüne alındığında önceki çağlara nispeten çok daha fazla önem arz etmektedir. Buna karşın sanayi ve teknoloji ile birlikte (bunlara dayalı olarak) sermaye sınıfının altında, muhtelif sanayi dallarında emeği ile üretime katılan ve aynı zamanda üretimin aslî unsuru olan işçi/emekçi (proleter) sınıf ortaya çıkmıştır. Bu süreçte ortaya çıkan sermaye laik/liberal sermayedir.

Batı düşüncesinde laik, “din adamı olmayan” anlamında kullanılmaktadır. Ama burada laik sermaye demekteki amacımız bu sermayenin doktriner anlamda İslamî bir sorumluluk, İslamî bir iddia, ülkü veya amaç taşımamasıdır. Bizim inancımıza göre, insanların gökleri ve yeri yaratan, canlıların ölümleri ve dirimleri elinde olan, din gününün sahibi bir Allah tasavvuruna sahip olunmayan bir dünya, üzerinde hayat olmayan bir dünyadır. Çünkü barış ve adalet ancak insanların bu anlamda bir Allah tasavvuruna sahip olmaları ile mümkündür. Çünkü malı insan üzerinde tahakküm aracı haline getiren, insanı insana kul eden dünyevî hırstan arınmanın tek yolu, Kur’an’ın çizdiği ve tanımladığı tarzda bir Allah tasavvuruna sahip olmaktır. Bunun aksi dünyanın insanlar için cehenneme dönmesi demektir. Bu şekilde felsefî bir alt yapıya veya arka plana sahip olmayan sermaye yeryüzünün ve tüm insanlığın baş belasıdır. Kadın cinselliğini, kadın-erkek herkesin bedenini, emeğini, kısacası var olan her şeyini alınıp satılır bir meta olarak gören ve asla doymak bilmeyen iştihası ile insanlığa kan kusturan bir şeytandır o. İnsanlığın baş düşmanıdır. Teknolojinin sağladığı imkânlar ölçüsünde doğayı da metalaştırmıştır, ne suya, ne havaya, ne dağlara, ne de denizlere merhameti vardır. Güneşe erişmesi mümkün olsa onu da satıp metalaştırmaya kalkar. Canlı-cansız değer ifade eden her şeye “üzerinden nasıl kâr ederim” diye bakan bu kahrolası zihniyetin tek ilacı Allah ve ahiret/diriliş algı ve tasavvurudur. Onun içindir ki, insan,  yürekten ve gönülden Rabbine teslimiyet içinde olmadığı sürece yeryüzünü kapitalin şerrinden temizlemenin başka bir yolu ve imkânı yoktur. Bu nedenle Kur’an anlatımları hep insanın dikkatini öte dünya ve diriliş gerçeği üzerinde odaklamaya yöneliktir.

Burada bir noktaya daha dikkat çekmek gerekir: Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm hükümetler işçiye/emekçiye insanca yaşayabilecekleri ölçüde zam yapamamalarının nedenini “bütçe yetersizliği” ile açıklamışlardır. Ancak aynı hükümetlerin istediklerinde savaş için fazlasıyla bütçe ve kaynak bulabildiklerini biliyoruz. Demek ki, esas mesele bütçe yetersizliği değildir; büyük sermaye bütçeden aslan payını aldıktan sonra ezilen kesimlere ancak bu kadarı kalmaktadır. Her şeyin kendi zıddını doğurması eşyadaki temel diyalektiktir. Sermayenin vahşet boyutlarına varan bu hırs ve acımasızlığı, kaçınılmaz olarak diğerlerinin var olma hakkını inkâr eden sermayeye karşı (sermaye karşıtı) ihtilalci doktrinlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak bunlar neticede tepkisel doktrinler oldukları için kendileri de iş başına geldiklerinde başarılı olamamışlar ve tarihin çöp sepetine atılmışlardır.

(Devam edecek)

Ali Bal – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s