Atilla Fikri Ergun / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

İslam Medeniyet Hamlesi İçin Öneriler

köşe0-atillafikriergunFikrî temelden hareket ettiğimizde günümüzdeki asıl sorun moderniteye endeksli düşünüyor olmamızdır. Müslüman zihin parçalanmış ve Batı uygarlığına eklemlenmiştir, modern düşünmekte, pratiklerini bu doğrultuda geliştirmekte, kurumlarını da yine bu doğrultuda ihdas etmektedir.

İslam medeniyeti an itibariyle tarihe ait bir kavramdır, kalıntıları elimizdedir ancak fiilen bir bütün olarak kendisi mevcut değildir. Medeniyet fikrî, ahlakî, ilmî-irfanî, içtimaî, kültürel, siyasî, iktisadî, hukukî, askerî geniş bir yelpazede teşekkül eder. Dolayısıyla medeniyet, maddî-manevî hayatın her alanında şuurlu, sistematik bir yapılanmayı gerekli kılar. Bu bakımdan biz an itibariyle İslam medeniyetinin bir parçası değiliz, zira bizim mevcut yapılanmamız derme çatmadır, her şeyden önce İslamî temeller üzerine bina edilmemiştir, bilakis modernite çerçevesinde Batı uygarlığının kötü bir kopyası olarak teşekkül etmiştir.

Eğer bugün bir İslam medeniyet hamlesinden söz edeceksek öncelikle sağlam bir fikrî altyapıya veya bir başka ifadeyle sağlıklı bir fikrî zemine ihtiyacımız var, zira fikir eylemin atasıdır, dolayısıyla İslam medeniyet hamlesi ilkin İslamî temeller üzerinde yükselen bir fikir hareketi olarak tebarüz edecektir. Bu bağlamda İslam medeniyeti, imandan ve bu imanın şekil verdiği şümullü bir fikriyattan neş’et edecektir ki, tarih içinde de böyle olmuştur.

Fikrî temelden hareket ettiğimizde günümüzdeki asıl sorun moderniteye endeksli düşünüyor olmamızdır. Müslüman zihin parçalanmış ve Batı uygarlığına eklemlenmiştir, modern düşünmekte, pratiklerini bu doğrultuda geliştirmekte, kurumlarını da yine bu doğrultuda ihdas etmektedir. Bu nedenle tarih içinde Müslümanlar tarafından geliştirilen ve İslam medeniyetinin ürünü olan içtimaî ve siyasî kurumlar ile bugünkü teşekküller birbirine taban tabana zıttır.

Dolayısıyla yapılacak ilk iş modern paradigmayla önce fikrî zeminde enine boyuna hesaplaşmak ve modern düşünce kalıplarından ebediyen kurtulmaktır. Süreç içerisinde konuya eğilen Müslüman âlimler, mütefekkirler, münevverler olmuştur, ancak söz konusu şahsiyetler tekil kalmışlardır, çabaları ferdî olmaktan öteye geçememiş, dolayısıyla geniş çaplı bir etki uyandırmamıştır. Buna ilaveten söz konusu ferdî çabalar takdire şayan olmakla birlikte ortaya çıkan literatür genel olarak yüzeyseldir.

Hulâsa, Müslümanlar fikrî açıdan moderniteye cevap üretmekte -şu ana kadar- başarısız oldular, özellikle 60’lı yıllarda başlayan tercüme faaliyetlerinin de etkisiyle son elli yıl içinde belli bir usûle dayanmaksızın kaleme alınan müstakil makale ve kitaplar sadra şifa olmadı. Bu bakımdan öncelikle fikrî etkinliğe dair bir proje geliştirmek gerekmektedir. Bizim bu konuda ana hatları netleşmiş, ancak henüz fikrî yapım aşamasında olan, dolayısıyla ortak akılla detaylandırılmaya muhtaç bir proje önerimiz mevcuttur. Ancak bu, ciddi anlamda malî destek gerektiren bir projedir ve ancak devletin veya birtakım Müslüman kurum ve kuruluşların desteğiyle gerçekleştirilebilir.

Çalışma uzun vadeli planlanacak ve 10 yıla yayılacaktır. Öncelikle yarı resmî bir düşünce kuruluşunun teşekkül etmesi gerekmektedir. Bu düşünce kuruluşunda İslam ilim ve düşünce mirasına, medeniyet tarihine vakıf gelenekçi entelektüellerden oluşan -ki burada meşhur olma ve akademik unvan taşıma şartı aranmayacaktır-, herhangi resmî bir görevde yer almayan 100 kişilik bir kadro ve en az 30 kişilik bir tercüme ekibi istihdam edilmelidir.

Gazâlî’nin takip ettiği usûl yapılacak çalışma için biçilmiş kaftandır. Sabri Orman’ın, Gazâlî’nin İktisat Felsefesi adlı eserinde İhyâ‘dan hareketle gayet güzel özetlediği(1) bu usûl üç aşamadan oluşmaktadır: Birinci aşamada müellif ele aldığı konuyla ilgili nakilleri, öne sürülen düşünce ve görüşleri, sarf edilen olumlu-olumsuz sözleri ve takınılan tavırları sıralar. Dolayısıyla bu aşamada müellif geri plandadır, sadece eldeki verileri aynen aktarmakla yetinir. İkinci aşamada müellif konunun hakikatini araştırır ve ele alınan konu en ince ayrıntısına kadar tahlil edilir, sorunun sebep-sonuç ilişkileri ve çareleri üzerinde durulur. Böylece ele alınan konunun muhtevası etraflıca anlaşılmış olur. Üçüncü aşamada ise ilk iki aşamada elde edilen sonuçlar bir araya getirilerek nihai hükme varılır.

Bu usûl çerçevesinde moderniteye cevap üretebilmek için öncelikle -ilk aşamada- onun fikrî altyapısını oluşturan, bir diğer ifadeyle onu inşa eden, Batılı düşünürlere ait, köşe taşı mahiyetindeki belli başlı eserler Türkçeye tercüme edilecektir. Ardından yine bu aşamanın gereği olarak klasik ve modern düşünceye sahip Müslüman âlim, mütefekkir ve münevverler tarafından moderniteye karşı veya onu destekler mahiyette ortaya konulmuş eserlerin tercümesi yapılacaktır.

İkinci aşamada teşekkül edecek düşünce kuruluşunda yer alması düşünülen entelektüel kadro bu eserler çerçevesinde konunun hakikatini araştıracak ve meseleyi en ince ayrıntısına kadar tahlil edecek, sorunun sebep-sonuç ilişkileri ve çareleri üzerinde duracaktır. Üçüncü aşamada ise İslam nokta-i nazarından -yani İslam akidesi ve fikriyatı açısından- moderniteyi çürütecek nihai hükmü her yönüyle, etraflıca/detaylı bir şekilde ortaya koyacaktır.

Buraya kadar anlatılanlar söz konusu çalışmanın topluca ilk bölümünü oluşturacaktır. İkinci bölümde ise entelektüel kadro İslam ilim ve düşünce mirasından, İslam Âlemi’nin tarihî, içtimaî ve kültürel tecrübelerinden hareketle İslam’ın varlık, tabiat, insan, hayat, cemaat/toplum, siyaset, iktisat, şehir ve medeniyet perspektifini detaylı bir şekilde ortaya koyarak makul bir model önerecektir.

Muhafazakâr modernleşmeci AK Parti iktidarının veya sosyal ve siyasî planda faaliyetler yürütmekte olan birtakım Müslüman kurum ve kuruluşların böyle bir dertlerinin olup olmadığı, böyle bir teşekkülün onların ne derece işlerine gelip gelmeyeceği, dolayısıyla böyle bir çalışmaya malî destek sağlayıp sağlamayacakları ayrı bir tartışmanın konusudur. Neticede bizim, iktidarın ve söz konusu Müslüman kurum ve kuruluşların bu tür projeler üzerinde kafa yorup bunları hayata geçirmelerinin hem ülkenin-ülke insanının hem de daha geniş planda ümmetin yararına olacağını söylemekten öte sorumluluğumuz bulunmamaktadır.

Bunun yanı sıra İslam medeniyet hamlesi için -fikir hareketiyle eş zamanlı olarak- toplumu derleyip toparlayacak, onu inşa edip yönlendirecek bir dinî altyapıya ihtiyaç bulunmaktadır. Mevcut yapı bu işlevi yerine getirmekten uzaktır. Medeniyet için belli bir fikriyatın yanı sıra hayatın her alanına hitap edecek, dolayısıyla hayatın her alanını inşa edecek bir fıkha ihtiyaç vardır. Sünnîlik tarihte İndüs Nehri’nden Atlantik kıyılarına kadar yayılmış ve yayıldığı geniş coğrafyada medeniyet kurmuş bir paradigmaya sahiptir. İlmî-irfanî ve fikrî planda toparlanıp, kendi içinde vahdeti sağlarsa yeniden Batı’nın karşısında büyük bir set oluşturabilir. Bu bağlamda İsmet Özel’in tespiti son derece doğrudur,  Sünnîlik bu anlamda Türkiye’nin yegâne kozudur.

Zaten şu an itibariyle elimizde tarih içinde sağlaması ziyadesiyle yapılmış bir başka malzeme daha bulunmamaktadır. Modernist, nevzuhur yaklaşımlarla bir yere varmamız mümkün değildir; söz konusu yaklaşımları ortaya koyanların ne ilmi, ne usûlü, ne de medeniyet perspektifi var, neyi nasıl yapacaklarını dahi bilmiyorlar.

Buna karşın AK Parti iktidarı laikliği ziyadesiyle içselleştirmiş kadrolardan müteşekkildir ve iktidar, Diyanet’i de bu doğrultuda kullanmaktadır. Dolayısıyla devlet âlim-ulemâ yetiştirme işini savsaklamış durumdadır. İlahiyat fakülteleri aklı modernizasyonla malul kadrolar yetiştirmektedir.

Sıra din işlerine geldiğinde herhangi sağlıklı bir plan-projeye rastlamak mümkün değildir, akıllar başka türlü çalışmaktadır. İktidar Nizamiye medreselerini ihya edecek bir konsept geliştirmelidir. İlahiyat fakülteleri modern eğitim kurumları olarak varlığını sürdürebilir ve isteyen bu fakültelerde eğitim görebilir, buna karşın devlete bağlı klasik dinî eğitim kurumları olarak her ilin kendi adıyla anılacak Nizamiye medreseleri kurulmalıdır; örneğin İstanbul Nizamiye Medresesi gibi.

Bu medreselerden mezun olanlar öğrenim gördükleri seviyeyle doğru orantılı olarak küçükten büyüğe doğru sıralanan klasik dinî unvanlara sahip olmalılar. Öncelikle Selâtin camilerinin ve daha genel çerçevede tarihi 150 yılı aşkın olan camilerin imamlığına bu medreselerden mezun olanlar getirilmeli, il ve ilçe müftüleri de yine bu medreselerden mezun olan kimseler arasından atanmalıdır.

Medreselerin idaresi, Ehl-i Sünnet’e mensup, ancak an itibariyle herhangi resmî bir görevde bulunmayan kişilere teslim edilmelidir. Her ilin medresesi çalışmak istediği hocaları kendisi belirlemeli ve merkezin onayına sunmalıdır.

Bu işin çekirdek kadrosu 82 kişidir, yani bütün medreselerden sorumlu 1 Baş Müderris ve her ilde medrese idaresine getirilecek toplam 81 kişiden müteşekkildir. Baş Müderrislik’de istihdam edilecek kadro ve bunun yanı sıra ders verecek olan kadrolar ve alt hizmet kadroları bu çekirdek kadronun etrafında yer alacaktır. Müfredat çekirdek kadroyu oluşturan 82 kişinin ortak çalışmasıyla belirlenmelidir.

Bu medreselerde eğitim almak isteyenler üniversite sınavına değil, medresenin ruhuna uygun daha farklı bir sınava tabi tutulmalı, adaylarda puan yeterliliği değil istidat aranmalıdır.

Bu projeyle eş zamanlı olarak 25 yıl içinde ilahiyat fakülteleri lağv edilmeli ve yüksek din eğitimi tamamen yeni Nizamiye medreseleri bünyesinde verilmelidir. Diyanet yönetimi ve alt kadroları da süreç içinde yine bu medreselerden mezun olan kişilerden oluşmalıdır.

Eğer iktidar birtakım sosyal ve siyasî nedenlerden ötürü bu tür bir projeyi devlet aygıtını kullanarak resmen hayata geçirmekte sakınca görüyorsa, gayri resmî yollarla oluşturulacak malî kaynakları belirleyeceği kadroya el altından kanalize ederek projeyi tamamen sivil planda yürütmelidir.

Bu şekilde toplumu ayakta tutacak sağlıklı bir dinî altyapı oluşturulmadığı takdirde bırakın medeniyet hamlesi gerçekleştirmeyi önümüzdeki 25-50 yıl içinde istesek de artık fitne ve fesadın pençesinden kurtulamayacak hale geleceğiz.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

(Bu yazı Terkip ve İnşâ dergisinin Nisan 2015 tarihli ilk sayısında yayınlanmıştır)

————

Dipnot:

1- Sabri Orman, Gazâlî’nin İktisat Felsefesi, İnsan Yayınları, 5. Baskı, 2014, s. 59

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s