Felsefe-Düşünce / Güncel Siyaset / Mevlüt Hönül / Siyaset / Uluslararası Siyaset / Yazarlar / Yorum-Analiz

Hakk’ın Siyaseti – Çıkarların Politikası

köşe15-mevlüthönülİnsan için siyaset Hakk’ın üstünlüğünü esas alırken, çıkara dayalı politika kendisinin veya belli bir kesimin çıkarlarını esas alarak bâtılı ikame eder. Böylece insanları birbirinin düşmanı haline getirir ve bölünmeden yararlanarak onları sömürür. Firavun’un yöntemi budur.

Genel itibariyle “yönetme sanatı” olarak tanımlanan siyaset, dünya ve ülke genelinde fitne, fesat, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, yalan, iftira ve yanı sıra kapitalizme endekslenerek ifade ettiği gerçek anlamdan uzaklaştırılmıştır.

Meseleye evrensel İslamî ölçüler çerçevesinde baktığımızda, dünya genelinde, ne Doğu’da ne de Batı’da hak-hukuk, adalet ve hürriyet bağlamında siyasî bir anlayışa rastlayamamaktayız. Batı’da siyaset özgürlükçü görünmesine karşın baskıcı ve kendinden olmayana karşı ötekileştiricidir. Doğu’da ise buna hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet ekleniyor. Hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet olayları Batı’da da yaşanıyor ancak Doğu’da durum daha vahim.

Bununla birlikte Ortadoğu’da yaşanan savaşlarda ülkeler kendi maslahatlarını önceleyen siyasî bir çizgi takip ediyorlar. Bu siyasî çizgide ölen ya da öldürülenin neticede insan olması hiçbir önem taşımıyor. Suriye’de Esed’in zulüm ve cinayetlerine sessiz kalanlar, ona destek verenler de, IŞİD terörüne destek olanlar da dökülen her damla kandan sorumlular. Her iki tarafın mezhepçilik fitnesini körükleyen siyasîleri ateşe benzin dökerlerken en büyük zararı gören yine masum halk kitleleri olmaktadır.

Ne yazık ki, bugün Müslüman halklar Kadı Abdulcebbar’ın fetvasını hayata geçirecek iradeye sahip değiller. O, zulümle idare eden yöneticiye karşı mücadele edilmesi gerektiği konusunda ısrarcıdır. Ona göre, Müslümanların, zulmün ve sapıklığın sembolü olan yöneticilere karşı gelmeleri mümkünse ve zalim yöneticiyi zulmünden kesin olarak alıkoyabileceklerse, onların zulümlerine devam etmelerine imkân tanımaları doğru değildir.(1)

Esed’in zulüm ve cinayetlerini destekleyen Hizbullah lideri -ki doğrusu Hizbu’l-Esed lideri olacak- Yemen’e düzenlenen askerî operasyon karşısında ağzını açıp gözünü yummaktadır. Lübnan nere, Yemen nere, ancak o, mezhebî algıyla hareket ettiği için Suriye ve Irak’ta ölenleri insandan saymazken Yemen’de bombalanan Husileri farklı değerlendirmektedir. Hiç kuşkusuz onun bu yaklaşımında kendi mezhebinin ve doğrudan emir aldığı İran’ın çıkarları belirleyici olmaktadır ki, bunun adı kesinkes ikiyüzlülüktür.

Aynı şekilde Mısır’da yaşanan zulmü görmezden gelen ve darbeci Sisi ile kol kola giren Arap kralları ve şeyhleri Yemen’e bomba yağdırmaktadır. Çünkü onlara göre Mısır’da darbe karşıtlarının ölmesi onların menfaatine olduğu için müdahale gerekmez iken, Yemen’deki hareketlilik onların menfaatlerini tehdit etmekte ve müdahaleyi gerekli kılmaktadır. Aynı şey Filistin için de söz konusudur. İşte bir ikiyüzlülük daha!

Ülke özelinde konuşmamız gerekirse, gerçekte “İslam’ın cahili” diyebileceğimiz, ancak İslam’ı politik propaganda aracı olarak kullanmaktan da geri durmayan bir grup politikacının ve onların hizmetkârı durumundaki bir grup “din adamının” eliyle, “seçkinlerin” menfaatlerini besleyen çarpık bir din algısı toplum genelinde yaygınlık kazandı. Gelinen noktada bir Müslüman şöyle düşünebilmektedir: Hırsızlık yaptılar ama hizmet de ettiler! Bu bir bakıma “Kızım fuhuş yaptı ama para kazanıp bize yararlı da oldu” demek gibi bir şey.

Bugün itibariyle Türkiye’de istisnasız bütün partiler dini kendi politik çıkarları için kullanmaktadır. Özellikle CHP ve HDP dinin halk üzerindeki etkisini ve siyasî arenada sağladığı avantajı yeni yeni keşfetmekte ve buna uygun adımlar atmaktadırlar.

Hak-hukuk, adalet, eşitlik ve hürriyeti esas alan siyaset insan içindir. Ancak insanoğlu yücelmeye de alçalmaya da elverişlidir ve bu açıdan insanın olduğu yerde hiçbir şeyin garantisi yoktur. O, insan için siyaset yapabildiği gibi, salt çıkara dayalı politika da yapabilir ki, böylece siyaset-politika ayrımına gelmiş oluyoruz. Her ne kadar genel olarak bu ikisi birbirinin yerine kullanılsa da, hem anlam hem muhteva hem de pratik açısından birbirlerinden farklıdırlar.

Başından bu yana olumsuz örnekler eşliğinde anlattıklarımız aslında siyaset olarak nitelendirilemez; bütün bunlar politikadan ibarettir ve gerek dünyada gerek ülkemizde siyaset değil politika yapılmaktadır. Eskilerin deyimiyle “Siyaseti peygamberler yapar!”

Bir benzetmeyle anlatmak gerekirse, politika “taşları bağlayıp köpekleri salıvermek” iken, siyaset, “tüm taşları el-Adl’in emrine uygun şekilde dizerek köpeklerin kuduzluğunu etkisiz hale getirmektir”. İnsan için siyaset Hakk’ın üstünlüğünü esas alırken, çıkara dayalı politika kendisinin veya belli bir kesimin çıkarlarını esas alarak bâtılı ikame eder. Böylece insanları birbirinin düşmanı haline getirir ve bölünmeden yararlanarak onları sömürür. Firavun’un yöntemi budur.

Milyonlarca insanın asgarî ücrete talim ettiği, adaletsizliğin “adalet” olarak takdim edildiği bir düzende halkı Allah ile aldatma politikası güdenler kendi çıkarlarını öncelemektedirler kuşkusuz. Bu, fani olana bel bağlamanın doğal sonucudur.

Siyaset Hakk’ı öne alırken, politika seküler bir yaklaşım ortaya koyarak “insan hak ve hürriyetleri” adı altında çıkarları öne alır. Bu yüzden politika aslında yüzeysel ve günübirliktir; onun “çıkar” dediği şeyler gerçekte Hakk’a ters düştüğü için uzun vadede zarardır. Politika “hak-hukuk, adalet” derken güya felsefe yapar; siyaset ise vahiyden ilham alır ve Hakk’ın hudutlarını korur. Politika meşru olup olmadığına bakmaksızın salt çıkarı öncelerken, siyaset helal-haram ölçülerine riayet eder.

Aristo’nun “Politika ile meşgul olmak istemeyen münevverleri bekleyen korkunç bir akıbet vardır, o da cahiller tarafından idare edilmektir” dediği şey, bugün siyasetin politikaya dönüştürüldüğü bir ortamdan ısrarla kaçan veya uzak duran kimseler için gerçek olmuştur.

İnsan olma vasfını yitirmiş olanların insanları aldatma yarışına girdikleri seçim sürecinde iman edenlerin ortaya koyacakları tavır vahyin emrettiği şekilde olmalıdır: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur!” (Hud: 113). Dolayısıyla mevcut çarpık düzene dur demenin ya da en azından düzene alet olmamanın yegâne yolu, vahyin rehberliğinde tüm politik anlayışlardan uzak durmak ve sabırla Allah’a sığınmaktır. Zira Merhum Akif’in ifadesiyle Allah’a secde ederken dahi menfaat üzere hareket eden bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Aldanma insanların samimiyetine

Menfaatleri için gelirler vecde

Vaad etmeseydi Allah cenneti

O’na bile etmezlerdi secde!

Mevlüt Hönül – akilvefikir.org

—————–

1- Kadı Abdulcebbar, Tesbitu Delâili’n-Nübüvve, c. II, s. 574

Reklamlar

2 thoughts on “Hakk’ın Siyaseti – Çıkarların Politikası

  1. Meseleyi ”Vahyin rehberliğinde tüm politik anlayışlardan uzak durmak” yerine fasıklara ve facirlere iktidar yetkisi vermemek şeklinde ortaya koysak daha iyi olmaz m?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s