Kaan Yiğenoğlu / Yazarlar / Yorum-Analiz

İlerleme Açmazı

köşe20-kaan-yiğenoğluKalkınma literatüründe eleştiriler genellikle endüstriyel üretim biçiminin kendisine değil sonuçlarına yönelik yapılmaktadır. Ehlileştirilmiş bir sistemin kabul edilebilirliği üzerine bina edilen bu düşünceler ne yazık ki kapitalizmin Batı dışı toplumlarında yaygınlaşmasına engel içerikte değildir.

Kalkınma, ilerleme ya da gelişme konusunda var olan farklılıkların temelde mevcut üretim biçimini kabulden yola çıkarak teorize edildikleri açıktır. Bu anlamda mevcut doktrinler aslında mevcut olanı kabul edip ona farklı yollardan ulaşmayı istemektedirler. Bunu biz bir ülkenin neden az gelişmiş olduğunu açıklayan teorilerde de görmekteyiz. Bu teorilerin bir kısmı az gelişmiş ülkelerin geri kalma sebeplerinin içsel nedenlerden kaynaklandığını, yani bir ülkenin içsel dinamiklerinden kaynaklanan yetersizlikler sonucu gelişmiş ülke sınıfına geçemediğini ifade etmektedir. Diğer grup teori ise geri kalmışlığın sebebi olarak dışsal nedenleri öne çıkarır. Buna göre dünya ekonomisi eşitsiz bir gelişme içindedir ve az gelişmiş ülkeler, dünya ticaretine katıldıkları mal ve hizmetlerin arz ve talep esneklikleri düşük olduğundan ve çoğunlukla katma değeri yüksek olmayan alanlarda uzmanlaştıklarından sömürülmektedirler.

Ancak her iki grup teoriye bakıldığında aslında bir ülkenin kalkınmasında sanayileşme ve teknolojik gelişmenin şart olarak kabul edildiğini görüyoruz. Her iki grup da, ilerleme ve kalkınma ideolojisine inandıklarından dolayı Batı’nın Batı dışı dünyayı sömürme vasıtası olarak kullandığı olan üretim biçimlerine itiraz geliştirememektedirler.

Erich Fromm benzer bir karşılaştırma yapmaktadır. Fromm’un eserinden onun ilerlemeye gönül verdiğini anlıyoruz. İlerlemeye karşı olanları “gerici” olmakla eleştiren Fromm, “Tarihsel gelişim içinde iki politik felsefenin birbirlerine karşı ayaklandıklarını görüyoruz. Bir tarafta liberal burjuvazi anlamındaki ‘ilerleme’ye inanan liberaller, ilericiler ve ‘solcular’ vardır; diğer tarafı ise ‘ilerleme’ye karşı savaşan muhafazakârlar ve gericiler oluşturmaktadır. Onlar ilerlemeyi yalnızca maddesel tatmini öne almak ve ahlâkî görececiliği (rölativizmi) temsil ederek insanî cevheri ve özü yıkmakla suçlamakta, bu nedenle de ona karşı çıkmaktadırlar” diyecektir.

Fromm, “anti-ilericiler” olarak Karl Marx, Thoreau, Emerson ve Gandhi’yi saymaktadır. Ancak bu isimlerden başka Albert Schweitzer’i öne çıkarmakta ve onun ilerleme fikri hakkında detaylar sunmaktadır. Schweitzer’in görüşlerine geçmeden önce Marx’ın ilerleme karşıtı olup olmadığını sorgulamak gerekir. Pek çoğu burjuva toplumunu eleştiren Marx’ın kapitalizmin ilerici dinamiklerine karşı olduğunu sanır. Hâlbuki Marx’ın bazı görüşleri onu kalkınma iktisatçısı olarak görmemize dahi engel olamayacak kadar ilerleme yanlısıdır.*

Schweitzer “grotesk” ilerleme yani maddesel ilerleme sonucu ortaya çıkan modern insanın “bağımlı, özgürlükten uzak, birbirinden ayrı, mükemmel olamayan, insancıllığını kaybetmiş, bağımsızlığını ve ahlakî karar yeteneğini organize edilmiş topluma teslim etmiş ve çağdaş kültürel etkilerin her türlü engellemelerine alışmış bir kimse” olduğu görüşündedir.[1] Schweitzer’in bu görüşleri ile sanayileşme ve özelinde otomobilleşme veya konut ideolojisine karşı itirazlarımız oldukça benzerdir. Evinden otobüsle metrobüse kadar gidip metrobüsle karşıya geçtikten sonra metro ile gitmek istediği yere giden modern insanın bunu gelişmişlik olarak algılaması yürüme özgürlüğünü organize edilmiş üretim biçimine teslim ettiğini gösterir. Ya da başkalarının tasarladığı bir beton konutta oturmak kalkınma ölçütü olarak alınsa da, bu, insanın kendi evini yapma yeteneğine sahip olamadığını göstermesi açısından çağdaş kültürel etkinin çizdiği/tasarladığı evde oturmak olarak yorumlanabilir. Böylece Schweitzer maddesel ilerlemeye karşı insanî ve ruhsal ilerlemeden yana olduğunu ortaya koymaktadır.

Schweitzer’in ondan ayrıldığımız fikri şudur: Ona göre insan bugün yeni bir bağımlılık içindedir. Bu bağımlılık insanın kendi yarattığı manevî ve entelektüel bağımlılıktır. Bundan kurtulması için geçmişe geri dönmeye ve endüstriyel sistemi yıkmaya gerek yoktur. Schweitzer, Rönesans’ın baştan ele alınmasını ve bu defa hümanist bir Rönesans olması gerektiğini belirtmektedir. İnsanın ruhsal gelişimi ile bilim ve insan becerilerindeki gelişimin aynı olması gerektiğini savunan Schweitzer, maddesel refaha da karşı olmayıp sadece zenginliğin herkese ve sabit oranda yayılmasını istemektedir. Schweitzer’in fikirleri makinenin insanın emrinde olması ve maddiyatın da insan refahının emrinde olması gerektiği şeklindedir.[2]

Öncelikle bilimsel gelişme ile insanın ruhsal gelişmesinin uyumlu gitmesini garanti edecek herhangi bir mekanizma yoktur. Bu durumda bunu ölçecek ve sınırlarını belirleyecek olan nedir? Kaldı ki bugünkü teknik gelişme her ne kadar son dönemde hız kazansa da belli bir doygunluğa ulaşmadan yenisinin piyasaya sürülmeyeceği şekilde bir pazarlama anlayışı ile üretilmektedir. Buna rağmen modern dünya gittikçe artan şekilde teknik araçlara bağımlı hale gelmiş ve kendisine yabancılaşmıştır.

İkincisi makinanın insanın emrinde olması gerektiği görüşünün geçersizliğidir. Bugün makineler bizim kontrolümüzde gözükmektedir. Televizyonu, bilgisayarı veya otomobili biz istediğimiz zaman çalıştırıyoruz. Ancak bu bize onları kontrol etme gücünü sağlamıyor. Teknoloji bağımlılığına yönelik çalışmalar tam tersine insanın makinalara daha fazla bağımlı hale geldiğini göstermektedir. Cep telefonu ve bilgisayar kullanmayan bir kişinin günümüzde iş ve arkadaş çevresini geliştirmesi ne kadar mümkündür? Ya da 100 kişilik bir topluluğa baktığımızda orada kesinlikle 100 adet cep telefonu olduğunu bize söyleten nedir? Bugün bir kişi hakkında onun cep telefonu kullanıyor olması dışında hiçbir konuda emin olamıyoruz. Dolayısıyla makine ile insan arasında insanın makineye üstün olmasını sağlayacak dinamikler de yoktur.

Schweitzer üçüncü olarak zenginliğin herkese ve sabit oranda dağıtılmasından yanadır. Zenginliği sağlayacak olan nedir? Zenginliği endüstriyel üretim süreci sonunda ortaya çıkan birikim olarak göreceksek bunun insanın bağımsızlığını elinden alan, onun toprağa ve doğaya yabancılaşmasını sağlayan üretim biçiminin kendisi olduğunu ve bunun başta savunulan insanın bağımlılıktan kurtulması gerektiği teziyle bağdaşmadığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan İslam medeniyetinde paylaşmanın salt zenginlikle eş değer olmadığı söylenebilir. Bu konuda Hz. Peygamber’in (s.a.v.) defalarca kendisinden bir şeyler istemeye gelen sahabeyi elinde avucunda olmamasına rağmen eli boş göndermemesi örnektir. Tebessümün bile sadaka olarak kabul edildiği bir kültürün zenginliği eşit şekilde paylaştırmak uğruna insanın kendisine, çevresine ve diğer canlılara yabancılaşmasına neden olan üretim biçimini kabul etmesi beklenemez. Bir zenginlik rüyasıyla Batı üretim biçimine saplanmak ilerleme taraftarlarına aittir.

Kalkınma literatüründe eleştiriler genellikle endüstriyel üretim biçiminin kendisine değil sonuçlarına yönelik yapılmaktadır. Ehlileştirilmiş bir sistemin kabul edilebilirliği üzerine bina edilen bu düşünceler ne yazık ki kapitalizmin Batı dışı toplumlarında yaygınlaşmasına engel içerikte değildir. Bu nedenle üretim biçimine yönelik eleştiriler daha kabul edilebilir olacaktır. Tımar-Ahi düzeninin uygulandığı topraklar üzerinde yaşıyor olmamız bizi Schweitzer gibi düşünmekten alıkoymaktadır.

Kaan Yiğenoğlu – akilvefikir.org

—————–

* Bu konuda yazılmış bir makale için bkz. Prabhat Patnaik “Bir Kalkınma İktisatçısı Olarak Karl Marx”, Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma içinde, İstanbul: İletişim Yayınları, 2009, s. 13-30.

[1] Erich Fromm, Çağdaş Toplumların Geleceği, Arıtan Yayınevi, 1996, s. 111.

[2] Fromm, ss. 112-114.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s