Çevre / Ömer Yılmaz / Din / Yazarlar

Karada ve Denizde İnsan Eliyle Bozgun Çıktı

köşe7-ömeryılmazİnsan, doğanın ve kâinatın sözde hâkimi olarak gökdelenlerin, plazaların, rezidansların tepesine çıktı, kâğıttan kılıcını gökyüzüne doğru kaldırdı ve meydan okudu: En büyük benim! Fakat o, yüz yüze geldiği doğal felaketler karşısında oldukça aciz görünüyor.

Dinî düşünce ilk insan topluluklarından bu yana var ola gelmiştir ve insanlık tarihi boyunca sosyal, politik ve ekonomik alanda insanlığı yönlendiren en etkili unsur olma özelliğini korumuştur. Biz halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede (daha genel çerçevede böyle bir coğrafyada) yaşıyoruz. Bu nedenle dinî düşüncenin çevre konusundaki yaklaşımını bilmek ve bu yaklaşımı gündeme getirmekte yarar var.

İslamiyet’in konuya ilişkin yaklaşımını anlayabilmek için öncelikle onun ortaya koyduğu yaratılış ve varlık felsefesini bilmemiz gerekir. Buna göre yaratma bilinçli bir eylemdir ve varlık bir bütün olarak düzen-uyum içerisinde yaratılmıştır. Dünya ve içindeki varlıklar, haliyle insan bu bütünün bir parçasıdırlar. İnsan özne varlıktır, çünkü yeryüzünde ne varsa tümü insan için yaratılmıştır (Kur’an/Bakara: 29).

Fakat insanın özne varlık olması ona doğa üzerinde hiçbir ölçü tanımaksızın, istediği gibi tasarrufta bulunma hakkını vermez. İnsan sahip değil emanetçidir; yeryüzünün mülkiyeti insana emanet edilmiştir. İnsanın varlık sebebi olan ibadet (Zâriyat: 56) -ki yanlış bir biçimde “kulluk” olarak tercüme edilmekte ve kavramın içi yanlış doldurulmaktadır- insanın en yüksek iyiyi bilmesi, kavraması ve böylece parçası olduğu bütüne karşı ahlaki sorumluluğunu yerine getirmesidir. Bu yüzden o, doğa kanunlarına itaat etmek, doğayla uyum içerisinde yaşamak zorundadır. İnsan bu konuda Yaratıcı’yla sözleşmiştir (A’raf: 172-173). Kuşkusuz bu fıtrî bir sözleşmedir ve insanın, en yüksek iyiyi bilme, kavrama ve doğa kanunlarına itaat yoluyla parçası olduğu bütüne karşı ahlakî sorumluluğunu yerine getirme potansiyeline işaret eder.

Ne var ki insan varlık nedenini, yaratılış amacını unuttu, doğa kanunlarına başkaldırdı ve Yaratıcı’yla kendi arasındaki fıtri sözleşmeyi ihlal etti (Ta-Ha: 115). İslamiyet’e göre mevcut sapma burada başlar. Çünkü doğa kanunlarına aykırı hareket etmek ve bütünün uyumunu bozmak Yaratıcı’nın tevhidini/birliğini ve iradesini hiçe saymayı gerektirir. Nitekim insan (genel olarak) tarih boyunca bir emanetçi gibi değil sahip gibi davrandı. O, öteden beri varlık üzerinde mutlak hâkimiyet kurmak istiyordu, nihayet Aydınlanma ve Sanayi Devrimi’yle birlikte bu “mutlak hâkimiyetini” ilan etti.

Doğanın ele geçirilebileceğine veya doğa üzerinde mutlak hâkimiyet kurulabileceğine dair taşıdığı kesin inançla insan, artık bütün umutlarını makine denen yeni puta bağlamıştı. Sahip olma hırsı onu doğal kaynakları hızla tüketmeye ve yaşadığı çevreyi yok etmeye sevk etti. Daha fazla sahip olabilmek için daha fazla kâr, daha fazla kâr için daha fazla üretim, daha fazla üretim için daha fazla tüketim döngüsü insanı insan olmaktan çıkardı. İnsan artık maddeden başka hiçbir şeye inanmıyor!

Oysa insan her şeye sahipti; düzenli ve amaçlı bir kâinatta, tertemiz mavi bir gezegende, yemyeşil bir doğada yaşıyordu. Doğa o kadar cömertti ki onun sunduğu kaynaklar herkes için yeterliydi. Fakat bütün bunlar insana az geldi. Yapılacak çok işimiz vardı daha. Yeşili yok etmeli, yerine beton ormanları dikmeliydik, nükleer enerjiye sahip olmalı, hidroelektrik santralleri kurmalıydık, denizleri kirletmeli, su kaynaklarını kurutmalıydık, atmosferi zehirli gazlara boğmalı, fabrikaların zehirli atıklarını çevreye yaymalıydık, iklim değişikliklerine ve doğal felaketlere sebebiyet vermeliydik, doğal gıdaların genetiğiyle oynamalı, kanseri yaygınlaştırmalı, sonra da sözde yararlı ilaç üretimiyle başka türlü hastalıklara yol açmalıydık, canlı türlerini yok etmeliydik… Nefsimizi tatmin etmemiz buna bağlıydı çünkü. İlerleme kaydetmemiz, büyümemiz, zengin ve güçlü olabilmemiz için gerekli olan buydu. Daha fazla paraya, daha fazla politik ve askeri güce sahip olmanın yolu buydu.

Sonuçta insan, doğanın ve kâinatın sözde hâkimi olarak gökdelenlerin, plazaların, rezidansların tepesine çıktı, kâğıttan kılıcını gökyüzüne doğru kaldırdı ve meydan okudu: En büyük benim! Fakat o, yüz yüze geldiği doğal felaketler karşısında oldukça aciz görünüyor. Başına gelen her felakette doğanın ve kâinatın bu “büyük hâkimi” kaçacak delik arıyor. Bu âlemde Yaratıcı’dan başka büyük yoktur çünkü! İnsan, doğa (veya varlık) kanunlarına başkaldırabilir, doğanın hâkimi olduğu zannına kapılabilir, doğadan belki bir şeyler de koparabilir ama neticede o, sadece bütünün bir parçasıdır, doğa kanunlarıyla baş edemez ve doğa, insanın ondan kopardığı her şeyi eninde sonunda geri alır. Hem de büyük bir şiddetle!

İşte insan! Fesatta sınır tanımadığımız için, geldiğimiz eşikte artık sahip olduğumuz “üstün” teknolojik imkânlarımızla kendimize uzayın derinliklerinde yeni dünyalar arıyoruz! Ola ki bir gün gitmemiz gerekir diye. Müjdeler olsun!

Peki, hâlâ bir geri dönüş imkânı var mıdır? Mavi gezegene ve içindeki canlılara karşı işlenen suçların telafisi mümkün müdür? Doğaya yapılan nankörlüğün şükre dönüşme ihtimali yok mudur? Her zaman bir geri dönüş imkânı vardır. Sûfîler şöyle derler: Kahırdan lütuf doğar! Hintli şair Rabindranath Tagore’un dediği gibi, her doğan bebek, Tanrı’nın insanlardan umudunu kesmediğine dair bir işarettir. Sebepler sonuçlardan önce gelir; insan sebep, mevcut tablo ise sonuçtur. İslamiyet’in Kutsal Kitab’ı Kur’an şöyle söylüyor: “Karada ve denizde insan eliyle bozgun (fesat) çıktı…” (Rûm: 41). Yani insan bozuldu, bozuldukça bozgun çıkardı, ifsat etti yani. Ayetin devamı daha da düşündürücü: “Umulur ki (doğru yola) dönerler diye (Allah) yaptıklarının bir kısım sonuçlarını onlara tattırmaktadır.” Öyleyse önce insan düzelecek, düzeldikçe de düzeltecek, ıslah edecek klasik tabirle. Aksi halde yeryüzü serüvenimizin sonu yakın görünüyor ama benim hâlâ umudum var!

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

(Bu yazı Yeşil Öfke gazetesinin Kasım 2013 tarihli ilk sayısında yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s