Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Küresel Kapitalizm Karşısında Hidayet(sizlik) Sorunu

köşe0-atillafikriergunBatı tipi kalkınma ve kentleşme politikaları, neo-liberal ekonomi modeli, küreselleşme ideolojisinin benimsenmesi -dolayısıyla küresel modernliğe entegrasyon ülküsü- tek dişi kalmış canavara ittibanın açık kanıtlarıdır. Buna tek kelime itirazı olmayan modern Müslüman kelimenin tam anlamıyla hidayet(sizlik) sorunu yaşamaktadır.

Kapitalizm evrim geçirdi, artık sermayenin belli bir mekânı yok. Sistem hükümranlığını dünya geneline yayarken, insanlığın kadîm değerleri süreçle uyumlu şekilde ortadan kalkmakta, bunun yanı sıra farklılıklar yok olmakta, insan toplulukları sistemin öngördüğü şekilde tek tipleşmekte ve buna da kısaca “küreselleşme” adı verilmektedir. Buna bağlı olarak artık aile ve cemiyet de yurtsuz yuvasız hale gelmektedir, zira insan para neredeyse orada olmayı ve parayı elde etmenin gereklerini yerine getirmeyi düstur edinmiştir.

“Ne Tanrı ne devlet” şeklinde ifade edilen “özgürlükçü” yaklaşım, bugün tam da küresel kapitalizmin arzu ettiği şeydir. Cemaat anlayışı yok olsun, bireycilik ön plana çıksın, birey Tanrı’dan bağımsız, sınırsız “özgür” olsun, dinden neş’et eden ahlakî sınırlar olmasın, siyasî sınırlar tamamen ortadan kalksın; küresel sermaye tam da böyle olsun istemektedir.

Aile dağılma, buna bağlı olarak cemiyet de çözülme sürecindedir. Dinden neş’et eden geleneksel ahlak anlayışı sarsılmıştır, artık bireyin kendi çıkarları üzerine kurulu bir “ahlak” anlayışı yerleşmeye başlamıştır. Dolayısıyla halkı Müslüman olan ülkelerde dahi ahlak göreceli/kişiden kişiye değişebilen bir kavram olarak algılanmaktadır.

Bu süreçte din değişim-dönüşüme tabi tutulmak istenmektedir ve modern(ist) yaklaşımlar bu konuda belli bir başarı sağlamışlardır. Artık içtimaî din telakkisi yerine ferdî din telakkisi revaçtadır. Dolayısıyla kişisel yoruma dayalı, usûlsüz, Sünnet’i-Hadis’i yok sayan modern(ist) yaklaşımların tümü -aksi iddia edilse de- neticede kapitalizme, küreselleşmeye ve bireyin şahsî çıkarlarına uydurulmuş ahlakî rölativizme hizmet etmektedir.

Kapitalizm, küreselleşme ve ahlakî rölativizm geleneksel aileyi yok ederken dinin karşı cinsle nikâha -dolayısıyla belli bir ahlaka ve hukuka- dayalı birliktelik şartını da gözden düşürmüş, birliktelik ve cinsel yönelim konusunu kişisel tercihe havale etmiştir.

Bugün küresel kapitalizm ve ahlakî rölativizm sermayeyi baz alan dinî bir altyapıya sahip görünse de -ki başlangıçta öyleydi- aslında dine meydan okumaktadır. İşin aslından bihaber “devrimci”, “anti-kapitalist” Müslüman da dinsizliğe, imansızlığa saldıracağı yerde dine saldırmaktadır.

Geçmişte zannedildiğinin aksine artık dine karşı din söz konusu değildir, dine karşı dinsizlik, imana karşı imansızlık, ahlaka karşı ahlaksızlık söz konusudur; modernite dini yok etmek istemektedir.

Kapitalizm ve küreselleşmenin ürettiği kültür girdiği her yerde -özellikle halkı Müslüman olan ülkelerde- içtimaî ahlakı çökertmiştir. Açlık, evsizlik, para karşılığı cinsel ilişki, tecavüz, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, suçlu sayısındaki artış/hapishane nüfusundaki kabarma, intihar, boşanma vakaları, nesebi belirsiz nüfusun artması, bütün bunlar içtimaî ahlakın çöküşüyle birlikte “sıradan” ve “normal” kabul edilmektedir; kapitalist modernitenin dini, imanı, ahlakı yoktur.

Mekânsızlığı öngören küresel kapitalizm, halkı Müslüman olan ülkelerde camiyi içtimaî merkez olmaktan çıkarmıştır, dinin yok edilmesindeki aşamalardan biri olan içtimaî din telakkisinin yerine ferdî din teleakkisinin ikamesi, ulemâ geleneğini, dolayısıyla ulemânın içtimaî fonksiyonunu dumura uğratmıştır.

İstisnasız her şeyi tastamam bilebileceğini ve anlayabileceğini iddia eden modern “akıl” artık bilenlerin rehberliğine, zikir ehline sormaya ihtiyaç duymamaktadır. Dolayısıyla dinî örgütlülük ağır yara almıştır ve deyim yerindeyse can çekişmektedir. Geleneksel cemaatlerin zemmedilmesi de bu amaca matuftur.

Geleneksel dinî örgütlülüğün yok edilmesi, bireyciliğin yerleştirilmesi, dolayısıyla “dinî” başıboşluk ortamının tesisi ve buna bağlı olarak ahlakî rölativizmin ikamesi için elzemdir. Aksi halde aileyi ve cemiyeti bir arada tutan yerleşik, içtimaî, geleneksel din telakkisi küreselleşmeyi sekteye uğratacaktır.

Nitekim 2000’li yılların başından itibaren Batı karşıtı İslamî yapıların bir kısmı dönüşürken bir kısmı da çökmüştür. Artık pragmatik bir “İslamî” düşünceyle karşı karşıyayız. Bugün Batı karşıtı imiş gibi görünen birçok yapı da aslında fikrî açıdan modern Batı’yı yeniden üretmektedir. Sıra dışı gelişmeler yaşanmazsa 21. Yüzyılın ortalarında Müslümanların küresel modernliğe entegrasyonu büyük ölçüde tamamlanmış olacaktır.

Kapitalizm ve küreselleşme, kendi gereklerini dinî gruplara şiddetli bir biçimde dayatmaktadır. Değişen dünyada modern dinî gruplar ve cemaatler birer şirket gibi hareket etmekte, büyüyebilmek için pazarlama taktiklerine başvurmaktadırlar.

Dinî birliktelik bugün ağırlıklı olarak televizyon ve internet vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Herhangi bir dinî gruba veya cemaate katılabilmek için sokağa çıkmak gerekmemektedir; televizyon ekranları ve internet ortamı bunun için yeterli olmaktadır. Küresel kapitalizmin uzantısı olan dijital dünya dinî hayatı sanallaştırmıştır.

Hocalar, vaizler, mübelliğler ve dailer artık insanlara televizyon ekranlarından ve internet ortamından seslenmektedirler. Bağışlar, sadakalar, kurban paraları vs. SMS, internet bankacılığı ve kredi kartları vasıtasıyla toplanmaktadır. Artık kurban kesmek için hayvan pazarına gitmeye dahi gerek yoktur, kişinin elektronik bağış ve vekâlet yoluyla, oturduğu yerden kurban ibadetini gerçekleştirmesi mümkündür.

Cevaplanması gereken asıl soru şudur: Kıt kanaat geçinen üç çocuklu (beş kişilik) Müslüman bir ailede ana-baba televizyonun karşısına geçtiklerinde gözlerine sokulan tüketime dayalı lüks hayatlar karşısında ne düşünmektedirler? Bu kokuşmuş sitemin ortadan kaldırılması gerektiğini mi, yoksa aynı zenginlik ve lükse nasıl ulaşabileceklerini mi? Nasıl sömürüldüklerinin farkında mıdırlar, yoksa sınıf atlamayı mı hayal etmektedirler?

Bu soruya verilecek cevap Müslümanların geleceğini belirleyecektir. Günümüz Müslüman’ı ya küresel modernliğe entegre olmayı tercih edecek ya da İslam medeniyetini ihya etmek için kendi dinleri etrafında örgütlenerek mücadele etme yolunu seçecektir.

Coca Cola demokrasisinin, televizyon kültürünün, sınırsız tüketim özgürlüğünün ve fast food uygarlığının hüküm sürdüğü günümüz dünyasında, küresel modernliğe entegre olmak isteyen modern Müslüman bunların tümü için duacıdır.

Batı tipi kalkınma ve kentleşme politikaları, neo-liberal ekonomi modeli, küreselleşme ideolojisinin benimsenmesi -dolayısıyla küresel modernliğe entegrasyon ülküsü- tek dişi kalmış canavara ittibanın açık kanıtlarıdır. Buna tek kelime itirazı olmayan modern Müslüman kelimenin tam anlamıyla hidayet(sizlik) sorunu yaşamaktadır.

Kendi dininin hayatın her alanını kapsayan emir ve yasaklarından, peygamberinin örnek uygulamalarından yola çıkarak içtimaî ve iktisadî adaleti gerçekleştirmek yerine Batı tipi kalkınmayı kutsayan, neo-liberalizmi “çıkış kapısı” olarak gören “aklın” şaşkınlığına üzülüp nasihat etsek de, kızıp eleştirsek de bir; kuru “akıl” var ama hidayet yok!

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s