Ömer Yılmaz / Güncel Siyaset / Siyaset / Yazarlar / Yorum-Analiz

İktidarın İktidarsız Kardeşi: Muhalefet

köşe7-ömeryılmazGerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Günümüz Türkiye’sinde muhalefetin sıkıntısı, insanî, etik kaygılardan değil, erkin el değiştirmesinden ileri geliyor. Onlar, beyaz saltanat bittiği, yeşil saltanat başladığı için oldukça öfkeli görünüyorlar.

Politika ve iktidar mücadelesi benim düşünce dünyamda karşılık bulmayan, soğuk ve itici kavramlar. Haliyle sistem içi politik mücadele benim açımdan hiçbir anlam ifade etmiyor. Şöyle düşünmekteyim: İktidar mücadelesi kirlidir, temizini gören de olmamıştır bugüne kadar. Sonuçta bu bir erk ve menfaat mücadelesidir, bu yüzden her ne kadar var dense de gerçekte ne etiği ne de etik açıdan değişmezleri vardır. Tersine sürdürülebilirlik bakımından her türlü sahtekârlığa, ikiyüzlülüğe elverişlidir. Bugün olan biten de bundan başkası değildir zaten.

Kuşkusuz mevcut sistemde iktidar ve muhalefet ikiz kardeştirler. Deyim yerindeyse muhalefet, iktidarın iktidarsız kardeşidir. Bu ikisi bir araya gelerek sistemi bütünlerler. Çünkü ikisi de aynı yolun yolcusudur ve biri diğerinin varlık sebebidir. İktidar tehdit olduğu gibi muhalefet de aynı şekilde tehdittir, çünkü onun yerine geçmesi halinde daha farklı şeyler yapmayacaktır. Son bir giriş notu: Konuya ilişkin söyleyeceklerim sadece kendi bakış açımdan genel manzarayı özetleyen bir değerlendirme olarak görülmelidir.

Çok partili sistemlerde sistem içi politik mücadele, iktidarla muhalefet arasında politik arenada cereyan eder. İktidar icraatta bulunur, muhalefet uygun bulmadığı icraatları gerekçelerini ortaya koyarak eleştirir, yeri geldiğinde mevcut sorunların çözümüne ilişkin öneriler sunar. Veya muhalefet, doğrudan iktidarın sahip olduğu anlayışa karşı çıkar ve halkı kendi anlayışının doğruluğa ikna etmeye çalışır. Sonuçta muhalefetin amacı sistem içi araçları kullanarak meşru yollarla iktidarı alaşağı etmek ve onun yerini almaktır. Oyunun özeti budur.

Fakat ülke insanı, on üç yıldan bu yana “yeni” Türkiye’de muhalefetin muhalefet etmekten çok deyim yerindeyse sürekli rapor verdiğine ve yakındığına tanık oluyor. Yani yaşadığımız ülkede gerçekte iktidarla muhalefet arasında cereyan eden politik bir mücadeleden söz etmemiz mümkün görünmemektedir. Tersine muhalefetin “yaptılar, ettiler, dediler, oldu, bitti, yandı, gitti” ve benzeri ifadelerle malumun ilamı niteliğinde kendi kitlesine rapor verdiğini, sürekli yakındığını, bunun yanında -iktidarın ikiz kardeşi olduğu için- tıpkı iktidar gibi etik olmayan yöntemler kullanarak (yalan, ikiyüzlülük, aldatmaca, çarpıtma, saptırma, makyajlama, demagoji vs. ile) günü kurtarmaya çalıştığını söyleyebiliriz ancak.

AK Parti iktidarının gücü de büyük ölçüde politik muhalefetin gerçekte var olmayışından, halk arasında kullanılan yaygın şekliyle “iktidarın alternatifsiz oluşundan” ileri geliyor. Burada ortalama insan zekasını biraz olsun anlamaya çalışmamız gerekir. Doğru bulsak da bulmasak da sonuçta iktidarı destekleyen insanlar şunu soruyor: Bunların yerine kim gelecek? Zaten muhalefetin savunduğu anlayış daha önce iktidarda değil miydi? Kısacası mevcut şartlarda halkın yarısı diğerlerini güvenilir bulmuyor ve tek blok halinde hareket ederek AK Parti’yi iktidarda tutuyor. Yüzde ellilik muhalefet ise çok parçalı olduğu için iktidarı politik arenada alt etmeyi başaramıyor. Film de burada kopuyor zaten, çünkü buradan itibaren farklı arayışlar başlıyor artık.

Muhalefet, felsefî açıdan kısır olduğu, kendini düşünsel ve pratik planda yeniden üretemediği, mevcut sorunların çözümüne ilişkin dişe dokunur herhangi bir öneri de sunamadığı için kendi dar perspektifinden durum tespiti yapabiliyor sadece. Bunu da kaba, hakarete varan, halkın iktidarı destekleyen kesimlerini toptan aşağılayıcı, kışkırtıcı, ortamı gerici, itici bir üslup kullanarak, dar bir kavramsal çerçevede ve “eski” statükoyu savunan arkaik argümanlar eşliğinde “başarabiliyor” ancak.

Muhalefetin irrite edici yaklaşımı şu şekilde özetlenebilir: Muhalif olmayan veya muhalefetle aynı şekilde düşünmeyen herkes hain, satılmış ve yandaştır. Yani halkın yüzde ellisi -karikatürize etmemiz gerekirse, bakkal Mehmet, simitçi Hüsnü, Ayşe teyze, minibüsçü Refik, bizim yan komşu, çiçekçi Nebahat, Mustafa amcagillerin Murat vs.- toptan hain, satılmış ve yandaş! Yüzde ellinin içinde yer alan garibanlar da oylarını iki paket makarnaya, oduna-kömüre vs. satan zavallılar sadece. Başbakan ve iktidar kadroları Firavun ama muhalefet partilerinin başkanları ve elitleri birer evliya! İktidar zorba, muhalefet ise “özgürlükçü”. Halkın iktidarı destekleyen kesimleri toptan gerici, buna karşın tüm muhalifler “ilerici”. İktidar hak-hukuk tanımıyor (zulmediyor), toplumun belli bir kesiminin yaşam tarzına müdahalede bulunuyor ama muhalefet iktidar olursa bunların hiçbirini yapmaz, onun savunduğu anlayış geçmişte hiç böyle şeyler yapmamıştır zaten! İktidar halkın egemenliğini gasp etti, muhalefet halka geri verecek! İktidarı eleştirenler iyi, muhalefeti eleştirenler kötü. İktidarın her yaptığı kötü ama hiçbir şey yapmayan/yapamayan muhalefetin “her yaptığı” iyi ve güzel. Yani muhalefet tıpkı ikiz kardeşi iktidar gibi düşünüyor, yalnızca bu ikisinin konumları farklı. Biri iktidar koltuğunda, öbürü değil.

Burada muhalefetin iktidarı solda sıfır bırakacak şekilde gerginlik ve çatışma ortamından beslendiğini özellikle not etmemiz gerekir. Bu ülkede gerginlik ve çatışmadan beslenmeyen kim var ki zaten. Muhalefetin kavrayamadığı şey şu: Kendi haline bakmaksızın, gerginlik ve çatışmadan beslendiğini, bu yolla sonuç aldığını (başarı sağladığını) iddia ettiği iktidar karşısında, onun benimsediği ve kullandığı yöntemlerle başarılı olamayacağıdır. Tersine onun karşısında, onun yabancısı olduğu, başa çıkmasını bilmediği yöntemleri kullanılması sonuç verir. Fakat muhalefetin, iktidarın minderinde güreşmekte, iktidarın yöntemlerini kullanmakta ısrarlı olduğu görülmektedir ve bu yüzden onun başarılı olma şansı yoktur.

Aynı şekilde muhalefet iktidardan çok daha fazla halka tepeden bakmaktadır. İktidar medyası nasıl yalan söylüyorsa, muhalif yayın organları da aynı şekilde yalan söylemekte, iktidarı destekleyen kesim sosyal medyada nasıl hakaret, yalan, iftira, dezenformasyon, kara propaganda gibi yollara başvuruyorsa, muhalifler de aynı yollara başvurmaktadır. İktidar taban-tavan ayrımı yaparak -taban bağlamında- halkın tümünü içine alan kuşatıcı bir yaklaşım ortaya koyarken muhalefet halkın diğer yarısını aşağılayıp kışkırtmaktadır.

“Hak-hukuk, özgürlük, inançlara-değerlere saygı” gibi sloganları dillerinden düşürmeyen muhalefetin gerçekte böyle bir düşünce taşımadığı çok açık. Artık toplumun gerek iktidarı destekleyen gerek muhalif kesimlerinin karşılıklı olarak birbirlerinin inançlarına-değerlerine açıktan açığa küfretme aşamasına geldikleri ortadadır ve muhalefetin -ister partiler ister sokak muhalefeti bazında olsun- bu aşamada da kaybedeceği kesindir. Çünkü muhalefet, ister “yandaş” ister “candaş” olsun, toplumun büyük çoğunluğunun sahip çıktığı değerleri aşağılamaktadır. Politik muhalefetin -partiler ve sokak muhalefeti bazındaki- söylemlerine bakıldığında, onun, toplumun inanç ve düşünce yapısını bilmediği, halkın dilinden anlamadığı belli olmaktadır. AK Parti iktidarının başarılı olmasında bunun etkisi büyüktür kuşkusuz.

Bu konuda aklıma hep Stendhal’in ‘Kırmızı ve Siyah’ı gelir. Stendhal, ‘Kırmızı ve Siyah’ adlı yapıtında Fransa Kralı’nın Verrieres’e yaptığı ziyaretten söz eder. Kral, Verrieres’e gelmişken şehirden bir fersah ötede Bray le Haut’da Aziz Clement’in türbesini de ziyaret edecektir ve bu ziyaret için dini bir alay hazırlamak gerekmektedir. Hazırlıklar süratle tamamlanır ve büyük gün gelip çatar. Kral’ın, Aziz Clement’in türbesini ziyaretinden önce kasabadaki kilisede bir ayin yapılır. Piskopos bir söylev verir, Kral da Piskopos’un söylevine mukabelede bulunur, daha sonra sayvanın altına girer ve mihrabın yanında bir yastığa oldukça dindarca bir tavırla diz çöker. Bir ‘Te Deum’ okunur, buhurdanlar buram buram tüter, toplar atılır, tüfekler patlar. Kasabalılar sevinçten ve sofuluktan sarhoş gibi olmuşlardır. Şöyle demektedir Stendhal: Böyle bir gün, jakoben gazetelerinin yüz günde yaptığını bozuverir.

Şimdi, 22 Haziran 2013 tarihinde, “Milli İradeye Saygı” mitingleri çerçevesinde Samsun’da konuşan ve “Onlar milyonlarca tweet atsınlar, bizim tek bir besmelemiz bütün oyunları bozar” diyen Cumhurbaşkanı -o dönemde Başbakan’dı- kazanır, muhalefet kaybeder. Mevcut sosyo-kültürel yapıda onun bir besmelesi, muhalefetin yüz günde yaptığını bir anda bozuvermektedir çünkü. Batı-merkezli ideolojileri benimseyen laik-seküler muhalefetin ilişkiye girdiği, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen “Sosyalist dindar” muhaliflerin yoğun “dinsel” propagandası, aynı kesimin “eski” deyimiyle “dini politikaya alet eden” kandil kutlamaları, meydanlarda icra ettikleri ritüeller ve verdikleri iftarlar da hiçbir işe yaramamaktadır, çünkü Müslüman cemaat, onları laik-seküler muhalefet tarafından kullanılan son derece şüpheli, zararlı kimseler ve kötü yorumcular olarak görmektedir.

Gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Günümüz Türkiye’sinde muhalefetin sıkıntısı, insanî, etik kaygılardan değil, erkin el değiştirmesinden ileri geliyor. Onlar, beyaz saltanat bittiği, yeşil saltanat başladığı için oldukça öfkeli görünüyorlar. Gelgelelim iktidar mücadelesinin aslı budur, her ne kadar insanî, etik kaygılardan veya değer temelli yaklaşımlardan söz edilse de gerçekte bunların hükmü yoktur; asıl amaç devlet aygıtını ele geçirmek, hiyerarşide en üste çıkmak, bal tutup parmak yalamaktır.

Politik ve ekonomik güç, artık başka bir dünya görüşünü benimseyen insanların eline geçmiştir ve bunlar, şu veya bu şekilde sistemi kısmen yenilemekte, bir bakıma devleti revize etmektedirler. Artık İslamî referanslara sahip politik elitlerin hüküm sürdüğü, “dindar” burjuvazinin gününü gün ettiği bir diyardır burası. Yeşil sermaye, beyaz sermayenin politik üstünlüğüne son vermiş ve sistemi ele geçirmiştir. Elbette eskisi ile yenisinin temelde birbirinden farkı yoktur, çünkü Cumhurbaşkanı tarafından da bir vakit açıkça ifade edildiği gibi, sermayenin dini-imanı olmaz. Şahsen -arada fark olmadığından- bu durumdan üzüntü ve rahatsızlık duymamaktayım, sermaye sahibi olmadığım, artı politik-ideolojik çıkarlarım da olmadığı için, sistem içi mücadelede tarafların yükselişini, düşüşünü ve günlerin insanlar arasında nasıl döndüğünü ibretle seyretmekteyim.

İktidarsızlık, iktidarı arzu edenler için son derece zordur. İktidarı arzu eden ama ona bir türlü kavuşamayan bir anlayış, politik, ekonomik ve askerî gücü eline geçirdiğinde neler yapacağına dair akıl almaz hayaller kurar. Bu yüzden iktidarı ele geçirmek isteyen ama bunu bir türlü başaramayan insan toplulukları tıpkı iktidar koltuğunda oturanlar gibi son derece tehlikelidirler. Alman asıllı Amerikalı gazeteci-yazar Henry Louis Mencken’in de ifade ettiği gibi, insanlığa hükmetme arzusu her zaman “insanlığı kurtarma arzusu” kılığına bürünür. Bu, hem iktidar hem de muhalefet için aynı şekilde geçerlidir. Çünkü her ikisi de kendince halkı “kurtarmak” istiyor; iktidar iktidar koltuğunda oturmaya devam ederek, muhalefet de onun yerini almaya çalışarak yapmak istiyor bunu.

Politik İslamcılık 03 Kasım 2002’den bu yana işleyen süreçte sisteme tamamen hâkim olmayı başardı ve onun yaptıkları toplumun yarısı için son derece sıkıntılı oldu. Aynı şekilde bundan sonra olası bir iktidar değişikliğinde -ki ihtimal vermemekteyim- işbaşına gelecek olan iktidarın yapacakları da toplumun şu veya bu kesimi için son derece sıkıntılı olacaktır ve bu döngü bu şekilde devam edecektir. Her muhalefet eziktir (kendini böyle konumlandırır), bir. Kuşkusuz yaşadığımız ülkede muhalefet rövanş peşindedir, iki. Ve o da istikbalde toplumun diğer yarısına kıymanın hesabını yapmaktadır, üç.

O zaman oturup iyiden iyiye düşünmemiz gerekir: Başka bir muhalefet imkânı yok mudur? Mevcut mücadelenin taraflarından biri olmak zorunda mıyız? Sistemin sağı ile solu arasında bir tercih yapmaya mecbur muyuz? “Yoktur, zorundayız ve mecburuz” diyorsanız, yiyin birbirinizi!

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s