Atilla Fikri Ergun / Din / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Kapitalistin Akılsızlığı

köşe0-atillafikriergunKapitalistin gayri meşru yolları mubah sayan, sınır tanımayan, zulme dayalı iktisadî faaliyeti sayesinde yeryüzünde yer altı ve yer üstü zenginliklerinin işlenmesi yoluyla elde edilen/üretilen mallar çoğalmış, ancak belli bir grup bu mallara ulaşabilirken, barınma, giyecek, yiyecek gibi temel ihtiyaçlarını layıkıyla temin edebilen insan sayısı azalmıştır.

Kapitalistin anlayamadığı şey şu: Her şeyin bir yaratılış amacı vardır, bir diğer ifadeyle her şey Allah tarafından belli bir hikmet üzere var edilmiştir. Nitekim İlahî Hikmet, bize yeryüzündeki her şeyin insan için yaratıldığını öğretmiştir (Bakara: 29). Dolayısıyla yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve bunlar vasıtasıyla elde edilen mallar sömürü ve tahakküm aracı olarak değil, ihtiyaçların meşru çerçevede karşılanabilmesi ve yeryüzünün imarı için karşılıklı hizmet vasıtası olarak yaratılmıştır.

Kapitalist, ele geçirdiği şeylerin tek ve gerçek sahibine değil, mala-mülke duacıdır, çağrısı/daveti mala-mülkedir. Kapitalistin mala-mülke bakışı sakat olduğu için onu elde ediş biçimi de sakattır, onun iktisadî faaliyeti genel olarak ahlaksızlık-hukuksuzluk üzerine kuruludur. Bu bakımdan kapitalistin sağladığı fayda kişisel, sebep olduğu zarar ise umumîdir. Mevcut devlet felsefesi de kapitaliste ait/kapitalistten yanadır, gayrî İslamî’dir, zira devletin devamını sağladığı iktisadî sistem riba üzerine kuruludur ki, bu da kapitalistin olmazsa olmazıdır.

Kur’an ve Sünnet-Hadis, sa’y ve ticaret -alım-satım (bey’)- yoluyla kesbi helal sayar (Bakara: 275), ancak kesbin amacı ve biçimi ilahî hukuka uygun olmak zorundadır. Kapitalist ise diğerleri üzerinde hâkimiyet kurmak, onları kendine bağlı kılmak, dolayısıyla diğerlerini kesbinden uzakta, kendisine sürekli ihtiyaç duyacakları bir sınırda tutmak üzere, zulme dayalı yollardan kesbeder. Bu nedenle Kur’an, Ebu Leheb’in şahsında kapitalist için “Elleri kurusun… Serveti ve kesbi ona hiçbir yarar sağlamaz… Ateşe yaslanacaktır” demektedir (Tebbet Sûresi).

Cemiyet içinde asalak olarak nitelendirilen iki grubun -hırsızların ve dilencilerin- ortaya çıkmasının nedeni de kapitalisttir. Kapitalist, Allah’ın nimetleri ile kulları arasına set çektiği için insanlardan bir kısmı kolay ve gayri meşru bir kazanç yolu olarak hırsızlığı tercih etmekte, diğer bir kısmı da dilenecek şekilde ihtiyaç sahibi durumuna düşmektedir. Asıl hırsız ise kapitalisttir, mevcut kaynaklar herkesin kendi ihtiyacını karşılaması için yeterli iken o, diğerlerinin hakkını kendi üzerine geçirmekte, böylece onları ya gayri meşru yollara sevk etmekte ya da birer dilenciye dönüştürmektedir.

Bugün mevcut -kapitalist- sistemde elde edilen kazanç, sahip olunan mallar, daha çok gayri meşru yollara dayanmaktadır. Bir diğer ifadeyle bugün yeryüzünde haram yollarla elde kazanç, helal yollarla elde edilen kazançtan fazladır. Bunun nedeni de kapitalistin iktisadî faaliyeti asıl amacından saptırması, onun, hayatın idamesi, dolayısıyla ihtiyaçların karşılanması, yeryüzünün herkesin yararına olacak şekilde imar edilmesi ve insanların karşılıklı olarak birbirlerine hizmet etmeleri gibi üzerinde gerçekleşmesi gereken meşru zeminini yok etmesi, onu çoğaltma (tekasür), yığma/biriktirme (kenz) yarışına dönüştürmesi, diğerlerine üstün gelme (galebe çalma) ve tahakküm amacına yönelik gayri meşru bir zeminde gerçekleştirmesidir.

Hal böyle olunca kapitalist her yolu mubah saymakta, hak-hukuk-adalet, dolayısıyla helal-haram tanımamaktadır. Bu tür amacı bozuk, sınır tanımayan iktisadî faaliyetin hakiki anlamda bir mantığı olmadığı gibi, insanlığa herhangi bir yararı da yoktur. Bilakis bu tür iktisadî faaliyet insanı insan olmakta çıkarmakta, onu mal-mülk düşkünü bir canavara dönüştürmektedir. Dolayısıyla şedid, şerli bir canavardır kapitalist.

Kapitalistin gayri meşru yolları mubah sayan, sınır tanımayan, zulme dayalı iktisadî faaliyeti sayesinde yeryüzünde yer altı ve yer üstü zenginliklerinin işlenmesi yoluyla elde edilen/üretilen mallar çoğalmış, ancak belli bir grup bu mallara ulaşabilirken, barınma, giyecek, yiyecek gibi temel ihtiyaçlarını layıkıyla temin edebilen insan sayısı azalmıştır. Dolayısıyla bugün iktisadî faaliyet yeryüzünü imar değil, ifsad etmektedir, zira amacı, zemini, biçimi, kısacası her şeyi sakattır; iktisadî faaliyet, onu zorunlu kılan zeminde değil, sadece kapitalistin kişisel yararına olacak şekilde asıl amacının dışında, umumun zararına cereyan etmektedir. Bu bakımdan iktisadî faaliyetini zaruret zemininde değil, şehvet zemininde gerçekleştiren kimsedir kapitalist.

İslam nokta-i nazarından insanın yaratılış sebebi Allah’a kulluktur (Zariyat: 56), iktisadî faaliyet de kulluğun bir parçasıdır, dolayısıyla insan, iktisadî faaliyeti yaratılış amacına uygun biçimde gerçekleştirmelidir. Kapitalist, iktisadî faaliyetin amacını tersine çevirmiştir, zira o, kulluk ekseninde hareket etmek yerine daha çok gayri meşru yollarla elde ettiği mallar vasıtasıyla diğerleri üzerinde kendi mulûkiyetini, rubûbiyetini ve ulûhiyetini tesis etmek üzere hareket etmektedir.

Böylece mutlak iyiliğe yönelme ve Allah’a ulaşma amacı kapitalistin düşünce ve hareket tarzında yerini dünyayı elde etme, mala-mülke ulaşma amacına bırakmıştır. Kapitalist mutlak iyiye yönelmesi ve Allah’a ulaşması için yaratılmış olan uzuvlarını ve kendisine bahşedilen kabiliyetleri (Mü’minun: 78) hayatın tek temel gerçeği olarak gördüğü mala-mülke ulaşabilmek için -asıl amacının dışında- kullanmaktadır.

Müslüman veya İslamcı kapitalist söz konusu olduğunda durum daha da çelişkili ve vahim bir hal almaktadır, zira bu durumda kapitalist, iki efendiyi birden razı etmeye çalışan, çelişkili, ikiyüzlü, sahtekâr bir kimse olarak karşımıza çıkmaktadır.

Âlem bir bütün olarak kul olduğu ve kulların hakkına-hukukuna (hukûkû’l-ibâd) riayet etmek farz olduğu için, içinde yaşadığımız çevrenin/tabiatın da bizim üzerimizde hakkı vardır. Tabiatın tahribi hem onun sahibi olan Allah’a, hem tabiata ve onda yaşayan diğer insanlara ve canlı türlerine, hem de tahripkârın kendi nefsine karşı işlediği çok yönlü-çok boyutu bir zulümdür. Oysa âlemde haksız yere dalından bir yaprak dahi kopartmamak icap eder ki, bunun ta’limi de hac ve umrede ihrama girilen vakitlerde yapılmaktadır.

Kapitalist ise kâr uğruna tabiatı tahrip eder, onu fesada verir; her yere beton döker, ormanları yok eder, havayı kirletir, gölleri, ırmakları kurutur, canlı türlerinin soyunu ortadan kaldırır. Onun servetinin temelinde âlemin ifsadı vardır ki, uygarlığını da bunun üzerine kurar.

Sonuç itibariyle söylenecek olan şudur: Kapitalistin aklı olsaydı ahiretini paraya-pula, mala-mülke değişmezdi, muktedirin aklı olsaydı iktidarını hakkın-adaletin ikamesi için kullanır ahiretini kazanırdı. Oysa ahireti verip dünyayı satın alan kötü bir tüccardır kapitalist, akıllı görünmesine karşın hakikatte akılsızdır o.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s