Çevre / Kaan Yiğenoğlu / Kentleşme Üzerine / Yazarlar / Yorum-Analiz

Tarım Emperyalizmi

köşe20-kaan-yiğenoğluEndüstri hem köyleri insansızlaştırarak gıda üretimini ele geçirmiş hem de kente yığdığı kitlelere endüstri ürünleri satarak büyümüştür. Böylece gıda üretimi endüstrinin insafına terk edilmiştir. Makineye dayalı ve kâr amaçlı üretim gıdanın metalaşmasına ve besleyici özelliklerini kaybetmesine neden olarak hastalıkları artırmıştır.

İslamcılığın küresel sermaye ile barışık ve dolayısıyla eklektik ekonomi anlayışı tarım ve gıda sorununun sistematikleşmesine neden olmuştur. Sürekli dev projeler açıklayarak rakiplerini siyaset sahasında küçülten iktidarın ülke nüfusuna doğal gıda üretmede aciz kalması takip ettiği dünya ekonomisi ile bütünleşme anlayışındandır. İşin daha kötü tarafı muhalefet partilerinin de bu konuda projeler ortaya koyamaması ve iktidarı köşeye sıkıştıracak söylemler geliştirememesidir. Çünkü Türkiye’de siyasî yelpazenin en ucundaki partiler de dâhil olmak üzere hiçbir partinin toprakta üretim düzenini savunacak altyapısı yoktur. Bu anlamda tüm partiler kalkınmacıdır.

İslamcılığın kalkınma ideolojisi tüm çevre tahribatına rağmen devam etmektedir. “Yaratılanı yaratandan ötürü seven” siyasetçilerimizin canlı yaşamının yok edilmesi, çevre tahribatı, küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık, köylülüğün yok olması, betonlaşma, GDO’lu ürünler gibi konularda suskun kalması meftun oldukları ilerleme siyaseti nedeniyledir. Hâlbuki Yüce Allah “Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır.” (İsrâ, 44) buyurmaktadır. İslâm fıkhı ile tekno-endüstriyel kalkınma anlayışının çatışması İslâmcıları ikilemde bırakmaya devam etmektedir.

Endüstri hem köyleri insansızlaştırarak gıda üretimini ele geçirmiş hem de kente yığdığı kitlelere endüstri ürünleri satarak büyümüştür. Böylece gıda üretimi endüstrinin insafına terk edilmiştir. Makineye dayalı ve kâr amaçlı üretim gıdanın metalaşmasına ve besleyici özelliklerini kaybetmesine neden olarak hastalıkları artırmıştır. Bu bir yandan sağlığın da piyasalaşmasına ve ilaç sektörünün dev şirketler eliyle manipüle edilmesine yol açmıştır. Sonuçta insan doğumdan ölümüne kadar müşteri olarak görülmeye ve tüketim nesnesi olmaya başlamıştır. Kuşkusuz bunun sorumlusu insandır. “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.” (Rum, 41)

Gıda, Allah’ın bir nimeti olarak anlaşılmayalı küresel şirketlerin metası olarak görüldü. Geçmişi sömürgeciliğe dayalı sanayileşme ile zenginleşen ülkeler için kabul edilebilir olan bu durumun asırlardır İslam’ın sancaktarlığını yapan bu ülke topraklarında ortaya çıkması kabul edilemez. Özellikle gıdanın ifsad edilmesi doğrudan insana yapılmış ölümcül harekettir. Bunu bilen küresel sermaye gıda kontrolünü elinde tutarak gıda fiyatları üzerinde tekel gibi hareket edebilmektedir. Bu nedenle tarımda bağımsız ve ulusal çıkarlar doğrultusunda politikalar izleme anlayışı her geçen gün daha da azalmaktadır. Pek çok tarım ülkesi geçmişte ürettiği tarım ürünlerini ithal eder duruma gelmiştir. Birçok ülkede yerli tohuma izin verilmemektedir. Bu, Allah’ın yaratışına bir müdahaledir.

Gıdanın metalaşması ile kapitalizmin dünya çapında yayılması arasında yakın ilişki vardır. Sermayenin küreselleşmesi ve kâr amacıyla ulus devlet yapılanmasını zayıflatması gıdayı da alınır satılır bir meta olmaktan öteye geçmeyen bir ‘şey’ yapmıştır. Çok uluslu şirketlerin gıda kontrolünü ele geçirme gayreti tarım yoğun ülkelerde dahi gıda üretiminin zayıflamasına, topraksızlaşmaya ve topraklarda şirket mülkiyetlerinin çoğalmasına neden olmuştur. Tohumdan böcek ilacına kadar üretim tekelini elinde bulunduran bu şirketlerden bazılarının kanser ilacı üretmeleri de hastalıkların icat edildiği yönünde kuşkuların artmasına neden olmaktadır.

Bir diğer sorgulanması gereken konu da, geniş tarım arazilerine sahip Afrika ülkelerinin nasıl olup da açlık sorunu ile karşı karşıya kaldıklarıdır. Bunun bir sebebi özellikle Ortadoğu ülkeleri ile Çin ve Hindistan gibi ülkelerin Afrika’dan satın aldıkları veya kiraladıkları geniş arazilerle ilgilidir. Toprak kapma yarışı ile Afrika’nın sömürülmesinin günümüz versiyonu bu şekilde olmaktadır. Afrika kıtasında 47-56 milyon hektar toprağın bu şekilde el değiştirdiği söylenmektedir. Bu arada Afrika’da en fazla toprak kiralayan ülkelerin başında İngiltere, ABD ve Çin gelmektedir.[1] 2008’dekine benzer bir gıda krizinde tekelci konumlarını korumak isteyen söz konusu ülkelerin ve çok uluslu şirketlerinin Afrika’daki açlık sorununu çözmek istemedikleri açıktır.

Ülkemizde kentleşme politikaları nedeniyle köylünün işçileşmesi, tarımın değersizleştirilmesi, topraksızlaşma, köyden kente göç, kentsel rant gibi konuların son dönemde yoğun şekilde işlenmeye başlanması Türkiye’nin küresel kapitalizmle paralel takip ettiği politikalardan kaynaklanmaktadır. Dünya ekonomisiyle rekabet etme isteği her defasında helal olan lokmanın elimizden kaymasına neden olmakta, çevreye, canlı yaşamına kasteden bir kalkınma anlayışına takılmaktadır. Türkiye’nin toprakta üretim sistemini projelendirecek yeni siyasî açılımlara ihtiyacı vardır.

Kaan Yiğenoğlu – akilvefikir.org

———————–

[1] http://www.dunyabulteni.net/haber/280614/afrikada-toprak-kiralama-yarisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s