Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Mehmet Lütfü Özdemir / Yaşam

Diz Çöküşün Kısa Hikâyesi

köşe5-mehmetlütfüözdemirDizlerinin üç karış yukarısı için hiçbir insanın, eşyanın vs. önünde eğilmeyeceksin! Rızkı vereni bileceksin! Seni yaratan kim bileceksin! Kula kulluk etmeyeceksin! Nefsini ve hiç kimseyi putlaştırmayacak ve o putun önünde eğilmeyeceksin!

“Aklı az kişi sâlih olmaz, zira onun ifsat ettikleri, ıslaha çalıştıklarından kat kat fazladır.” -Hz. Ali-

Size çok eskilerden bir hikâye anlatayım. İlk diz çöküşün nedeni üzerine biraz akıl yürütmekle ilgili bu hikâye. Zamanın birinde mekânsız bir derviş, özgür ruhlu bir bilge ile karşılaşır. Dünyanın ilmi dışında Allah katındaki ilimden de nasiplenmiş bu iki insan koyu bir muhabbete tutuşurlar. Derviş ile bilge hemen her konuda aynı düşünseler de ifade ediş tarzları farklılık gösterir. Lakin bu farklılık muhabbet içinde hiçbir anlam ifade etmez onlar için. Asıl olan muhabbetin kendisidir çünkü.

Ve her muhabbet bazen kalabalıkların hemen yanı başında, bazen tam ortasında yürürken, bazen de çay içerken gerçekleşir. Her şeye rağmen çay içip muhabbet etmek, onları dünyalık telaşı içindeki insanlar arasında ayrı bir yerde tutuyordu. Dünyalık telaşı içindeki, yani biriktirme ve çoğaltma yarışında olan insanlarla bu iki insan arasındaki fark sadece oturup çay içmek ya da kalabalıkların “muhabbet” yerine koyduğu türden bir gevezelik değildi; onları farklı kılan şey kalabalıkların görmediklerini ve konuşmadıklarını muhabbetlerinde hiçleştirmeleriydi. Evet, her ne varsa bir hiçti onlar için, hem de koca bir hiç!

Çünkü kalabalıkların nasıl korkak, kaygılı ve trajedi yüklü dilsiz şeytanlardan müteşekkil olduğunu bilmekteydiler. Kalabalıklar sahte ve aldatıcıydı, bunu biliyorlardı ve kalabalıklar, sahte gerçekliğin onları nasıl bir makineye dönüştürdüğünün farkında değillerdi! Farkında olamazlardı, çünkü ruhlarının zenginler tarafından çalınmış, gasp edilmiş olduğunu bilmiyorlardı. İnsan görünümlü yaşayan ölülere dönüşmüşlerdi. Bu bir gerçekti, onlar yaşayan ölülerden farksızlardı. İşte bu gerçekliğin üzeri yine kendilerini “yaratan” zenginler tarafından örtülmüştü, hem de koca bir zan ile!

– Yabancılaşmayı gerçek zannetmenin verdiği dayanılmaz sarhoşluğun kendilerini sardığı bu kalabalıkları görüyor musun?

– Görüyorum dostum, görüyorum. Bu gerçekliğin üzerini örtenlerin, onları “yaratan” zenginler, güç ve iktidar olduğunu da biliyorum. Baksana şu koca şehre, vakit gece ama her yer aydınlık, şehir adeta gündüzü yaşıyor! İşte bunun bile onlar için bir ibret olması gerekirken kalkıp bunu putlaştırıyorlar, bunun iyi bir şey olduğunu sanıyorlar!

– Evet, haklısın dostum! Korkularının açığa çıkmış hali. Haklısın. Peki, bunlar, bu kalabalıklar ilk olarak niçin birilerinin önünde eğildi?

– Dizlerinin üç karış yukarısı için!

Bir muhabbetin sizi nereye götüreceğini bilemezsiniz. Tıpkı bu iki güzel dostun muhabbetlerinin onları “İlk olarak ne için birileri birilerinin önünde eğildi?” sorusuna ve bu sorunun cevabına götürdüğü gibi.

Kıssadan hisse…

Dizlerinin üç karış yukarısı için hiçbir insanın, eşyanın vs. önünde eğilmeyeceksin! Rızkı vereni bileceksin! Seni yaratan kim bileceksin! Kula kulluk etmeyeceksin! Nefsini ve hiç kimseyi putlaştırmayacak ve o putun önünde eğilmeyeceksin!

Şimdi ayağa kalk ve yürü, ey insan! Sürüden kopmadan önce kendini bul ve ol, sonra perdeler kalkacak, emin olabilirsin… Zannetmeyeceksin artık!

Mehmet Lütfü Özdemir – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s