Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

İslamlaşmak mı, İslamcılaşmak mı?

köşe0-atillafikriergunİslamlaşmamız için İslamcılaşmamız gerekmiyor, buna karşın İslamcılar bu ikisini aynı şey olarak görüyorlar ki, her şeyin birbirine karıştığı nokta da burası; zira biri din, diğeri ideoloji.

İslam son yüz elli yılda en büyük darbeyi düşmanlarından değil İslamcılardan yedi, din olmaktan çıkıp salt siyaset ve ideoloji haline dönüştü ki, modern Müslüman “akıl”dan da başka bir şey beklenemezdi zaten. Hâlbuki Hz. Peygamber siyaset de dâhil hayatın istisnasız tüm alanlarında güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini beyan etmişti. İslamcılar değerler skalasını tersine çevirdiler, siyaset ahlakı sürgüne gönderince geriye sadece İslam’ın adı kaldı. Günümüzde Sol dahi İslam’ı kendi siyasî projesinde kullanmak istiyor ve artık bütün siyasî ayak oyunlarına “İslam” adı veriliyor.

İslamcılık salt siyaset üzerine kurulu bir projeydi ve doğal olarak İslam Dünyası’nın kurtuluşunu kendi siyasî projesinde gördü. Hâlbuki siyaset İslam tarihinde tek çıkar yol olarak görüldüğü her defasında İslam’ı bozmuş, onu farklı bir mahiyete büründürmüştür.

İslamcılar “Modernleşeceksek İslam kalarak modernleşelim”, dolayısıyla “Batı’nın ahlakını değil ilmini alalım” anlayışını savuna geldiler. Onlar “ilim” ile teknolojiyi kastediyorlardı, ancak “ilim” dedikleri şey onu ortaya çıkaranların felsefî ve kültürel karakterini taşıyordu doğal olarak. Dolayısıyla hayranlık duydukları teknoloji aynı zamanda onu geliştirenlerin felsefesini ve kültürünü de üretti ve yaygınlaştırdı.

Hal böyle olunca süreç içinde sanayileşmeyi -dolayısıyla kapitalistleşmeyi- ve kentleşmeyi esas alan Müslümanlar çıktı ortaya. Nitekim İslamcılık modernist bir proje olduğu için bugün müntesiplerinin Batı tipi kalkınma ve kentleşme politikalarına tek kelime itirazları yok. Batı’yla bu şekilde boy ölçüşebileceğini zanneden modern Müslüman “akıl” dünyanın onu çoktan dize getirmiş olduğunu anlayabilmiş değil henüz.

Müslüman kimliği ana hatlarıyla muhafaza etmek kaydıyla küresel modernliğe entegre olma düşüncesi celladına benzemeyi maharet zanneden modern İslamcı zihnin bulup bulabildiği yegâne “çıkış yolu”. Bu nedenledir ki, İslamcılar, İslam Medeniyeti perspektifine sahip olan tüm entelektüelleri dışladılar, zira kendi öz kaynaklarıyla İslam Medeniyeti’nin ihyasını hedefleyen yaklaşım -öncelikle fikrî açıdan- küresel modernliğe entegre olmanın önündeki en büyük engel. Bu şekilde başarılı olabileceklerini zannedenler henüz küresel sistemin nasıl bir işleyişe sahip olduğunu anlayabilmiş değiller.

Bununla birlikte İslamcılık düşüncesinin son olarak demokrasi limanına demirlediğini zannedenler yanılıyorlar, zira İslamcılar en başından itibaren demokrasiyi savuna geldiler. Örneğin ilk nesil İslamcılardan Said Halim Paşa İslamlaşmak adlı çalışmasının İctimaiyyat başlıklı bölümünde bunu açıkça ifade eder.

Kesin olan şu ki, Müslümanlar ahlak ve fikir bazındaki sorunlarını çözmedikçe küresel sistem içinde hiçbir zaman bugünkünden daha farklı, daha üst bir konuma sahip olamayacaklar; mevcut bakış açılarını değiştirmedikleri müddetçe Batı karşısında altta kalmaya, acı çekmeye ve Batı tarafından sömürülmeye devam edecekler.

Modern zamanlarda verilecek mücadele, kendimiz olmak, kendimiz olarak kalabilmek, değişip dönüşmemek ekseninde cereyan etmek zorunda. Değişip dönüşmeyenler sistem için öncelikli tehlike, çünkü “uyum(suzluk)” sorunu yaratıyorlar, kendilerine özgü bakış açıları var ve güç teşkil etmeleri halinde sistemin bütün hesaplarını alt üst edebilirler.

Bu nedenle günümüz Müslüman’ı her şeyden önce neye ve kime benzediğine dikkat etmekle yükümlü. Batılıya benziyorsa sorun teşkil etmez, benzemeyi reddettiği sürece öncelikli tehdittir ve bu da onun için bir nevi istikamet ölçüsüdür. İrfan Mektebi’nden beslenen, yüzde yüz yok edilemeyecek, dolayısıyla yüzde yüz durdurulamayacak olsa da modern düşünce ve hayat tarzıyla sürekli çatışma halinde olan bir medeniyet perspektifine sahip olabilmektedir aslolan.

Netice itibariyle İslamlaşmamız için İslamcılaşmamız gerekmiyor, buna karşın İslamcılar bu ikisini aynı şey olarak görüyorlar ki, her şeyin birbirine karıştığı nokta da burası; zira biri din, diğeri ideoloji. Bir başka ifadeyle İslamcılık, İslam’ın kendisi değil. İslamlaşmak, İslam’ın her yönüyle içselleştirilmesi ve bunun hayatın her alanına yansıtılmasıyla alakalı; İslamcılaşmak ise ideolojik bir boyut, daha çok siyasî bir yaklaşım.

Dolayısıyla İslamcı olmakla yükümlü değiliz, İslamcılığın siyasî-ideolojik fikriyatını benimsemek gibi bir zorunluluğumuz yok. İslamcılık da son tahlilde kısır döngüyü aşamayan, çözümsüzlük üreten modern siyasî akımlardan biri. İslam’ın sonuna -cılık eki getirildiği için söz konusu siyasî-ideolojik projeyi “evlâ” kabul etmemiz söz konusu olamaz.

Atilla Fikri Ergun – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “İslamlaşmak mı, İslamcılaşmak mı?

  1. Ergun hocam analizinizi tebrik ediyorum, lakin islamın da ortak siyasi pazarda kendine has düşünce / usulleri olmalı, buna ideolojik altyapı diyebilirsiniz, nitekim yoksa diğerlerinin zihnine hitap edemiyeceksiniz.

    bence asil sorun burada bu “isi” giderken siyasi müslümanların tıkanıklığıdır, yani güncel ve yarınlar için ciddi projeleri olmayışı. yani hangi soruna el atılmış? neden bir tıkanıklık oluştu? neden genç müslümanlar siyasi düşünceden beslenmiyorlar da küresel sistemin içinde eriyorlar.

    müslümanların da islamice bir şey söyleyeceği bir şeyler olmalı, bunun için islamcı mücadele gerek diyorum.

    selam ve hürmet ile

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s