Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Mehmet Lütfü Özdemir

Faraklit Benim

köşe5-mehmetlütfüözdemirBen sadık olan dostum. Ben tarihin ta kendisiyim. Beni fark etmezsin bile ama hep karşına çıkanım ben…

Allah’ın nefesini soluyup, sırra vakıf olanlara…

Her şey ama her şey, bugüne kadar zorladığın en üst perde, bütün kelimeler, ürettiğin bütün fikirler, düşünceler, adına zaman, tarih, dil, sayı, mekân dediğin, isim verdiğin, tanımladığın, kategorize ettiğin her ne varsa işte… Hepsi yerin dibinde ve hepsi bizim katımızda bir hiçlik damlası bile değil… Ve sen, bizim hiç dahi kabul etmediğimiz her şeyi putlaştıran sen… Seni seninle tanıştırmak için yine geldim ve beni bilmen için beni tanıman için yine geldim… Yine karşında duruyorum. Yine bir yazı formatında, bir metin içinde okuyacaksın beni. Beni bul… Belki, anlayacağın dilde söylersem, belki bir bin yıl daha göremeyebilirsin beni… Uyarımızı dikkate alıp almamayı da sana bırakıyoruz neticede… Ama biz bu neticenin nasıl sonuçlanacağını da çok iyi biliyoruz. İşte biz her şeyi bilip, gören, işiten olduğumuzdan, sana tekrar görünmeye en azından bu metin ile görünmeye karar verdik…

Ben senin içindeki sesim, ben senin olmak duygunum, bana sahip olma, bana sahip çık. Ben senim. Beni sev, çünkü sen sevgiden yaratıldın. Beni gör, çünkü sen merhametlisin. Ben sevgiyim, ben merhametim ve bu dünyaya sevgiyi ve merhameti yaymak için geldim. Senin bildiğin zaman kavramlarına ve mekâna sığmayanım ben. O yüzden arada bir tarih sahnesinde görüyorsun beni. Aslında her an yanı başında olanım ben; şah damarından daha yakın olan hani. Bir kuşun ötüşünde, rüzgârın esişinde, insanın nefesinde, güzel bir müzikte, bir ağacın yaprağında, bir arının kovanındayım. Ve ben köprü altlarında, bir tinercinin vicdanı, bir fahişenin kollarıyım ben… Beni fark etmezsin ama ben seni fark ederim ve beni keşfetmen için sana hep ipuçları veririm de sen, beni görmezsin. O yüzden beni tarih sahnesinde arada sırada, o da işine gelirse görüyorsun.

Ben içindeki kötülüğüm aynı zamanda. Senin kibrinim ben ve içinde bir virüs gibi yaşattığın o aşağılık sahip olmak duygunum aynı zamanda. Ben kötüyüm, suçluyum, günahkârım, ahlaksızım, sapkınım, adiyim, aşağılığım… Çünkü sen öylesin. Sen öyle olmasaydın bunları dile getiremezdim. O yüzden biz tarih sahnesine arada bir çıkanlar, siz bizi her ne kadar yaşarken fark etmeseniz bile, biz iyiliği tavsiye eden, kötülüklerden seni uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapanlarız. Biliyoruz çünkü kötüyü.

Ama dur, beni ne kadar anladığını çözmeye çalışma, sadece beni dinle. Sen iyi ile tanışmadığın için kötüsün aslında. Hatta sen iyisin. Çünkü sen, tek bir özden meydana geldin. Özünde sevgi ve merhamet var senin ama sadece unuttun ve kötü bir çıkmazdasın aslında. O halde benim peşimden gel ve elimi tut. Bu el senin için uzatıldı, görmezlikten gelemezsin bu eli.

Tarih sahnesi deyip duruyorum farkındayım ama senin tarihini sana anlatmam hiç hoşuna gitmeyecek çünkü sen kendinle bağlantını kopardığından dolayı ortak hafızamızla da bağlantıyı kopardın. Yavaş yavaş düzelecek fakat çok acı çekeceksin. Sen ve senin yüzünden diğer senler çok acı çekecek. Çünkü acıyı da sen yarattın ve var ettin.

Bende acı yok, yalan yok, ikiyüzlülük yok ama sende hepsi var. Sen yalancısın ve ikiyüzlüsün. Akıl etmezin tekisin sen. Bu sana son uyarımız olmayacak. Evet, bütün bunlar sana bir uyarı, tıpkı diğer kitaplarda olan uyarılar gibi. Sendeki seni tanı. Kendini çözmen için bir kapı bu yazılanlar. Kapıdan içeriye girip girmemeyi senin tercihine bırakıyorum. Girmediğinde yine kendinin kölesi olacaksın, girmediğinde bu kapından, tatmin edilmemiş arzularını başkalarının kontrolüne vereceksin, nefsine yenik düşecek, ihtiraslarını ihtiyaç zannedeceksin. Çünkü sen bir putsun.

Benim adım Faraklit. Övülenim ben. Övülenlerden bir övülen olarak sana kapıdan girmeni söylüyorum. O kapıdan içeri gir ve beni bul. Seni bekliyorum.

Ben İbrahim’im, Musa, İsa, Muhammed… Hallac-ı Mansur’um, Şeyh Bedreddin’im ben. Ben İbn-i Haldun’um, Mazdek, Zerdüşt, Budha… İbn-i Rüşd’üm, Ömer Hayyam’ım ben. Ben Thomas Müntzer’im, Lao Tzu, Bertholt Brecth, John Zerzan, Erich Fromm, Goethe, Tolstoy, Bakunin… Demirci Kawa’yım, Nesimî’yim ben. Ben Hatayî’yim, Hacı Bektaş-ı Veli, Viranî, Pir Sultan… Hatice’yim, Meryem’im ben. Âdem ile Havva, Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Tristan ile İsolde, Romeo ile Julliet’im… Ben Ali’yim, Hasan, Hüseyin, Ebu Bekir, Ayşe… Emma Goldman’ım, Ulrike Meinhof’um ben, Andreas Baader’im… Ben sadık olan dostum. Ben tarihin ta kendisiyim. Ben Özlem’im. Beni fark etmezsin bile ama hep karşına çıkanım ben. Ben Zekeriya’yım, Heraklitos’um, Davut ve Süleyman’ım…

Sen beni kullanarak kendine “Tanrı’nın seçilmiş ırkı” dedin, çünkü günahkâr oldun bir kere. Sen sömürücü aşağılık maymunun teki, kan emici bir zalimsin. Ah şu sen ve senler… Ne zalimsiniz siz! Beni çarmıha germek isteyen, zehirleyen, derimi yüzen, kafamı kesen engerek soyusunuz hepiniz.

Ben “Elindeki malda yoksulun hakkı var” diyenim. Ben, zalim olan sana Hakk’ı söyleyenim. Ben şehre koşarak giren o kişiyim. Ben sana misafirlerini teslim etmeyen Lut’um. Ben, gönül gemimde sana yer açan, seni senin tufanından koruyanım, Nuh’um ben.

Ben su olup esenlik verenim, ben deliyim, divaneyim… Ben veliyim… Ben sana görünen ibret, sana gösterilen gerçeğin ta kendisiyim. Ben hanifim, ben İbrahim’im, şirkten yüzünü çevirip Hakikat’e yönelenim. Ben tek bir ümmetim!

Bakın ne diyeceğim size, sana ve senin gibilere, siz zalim olanlara, siz bana şirk koşanlara… Ben insan sıfatında çok gelen gidenim. Ben Haydar’ım. Sana “Beni oku” diyenim.

Ben güneşim, ayım. Ben henüz keşfedemediğin o ilk parıltı, o ilk kıvılcım, adına patlama dediğin o ilk ân’ım. Sen ilk parıltı, büyük patlama olarak bilirsin beni ama ben o da değilim; ondan öncesi ve ondan sonrasıyım. Ben zamansız ve mekânsızım. Bana yaş, bana cinsiyet biçme o küçük aklınla.

Ben Hakk’ım. Bir tene indirgeme, bir cana sığdırma beni. Ben nefesim, ben muhabbetim… Bir dostun gözyaşları, kalplere sevinç bırakan, güçlüklere ve zorluklara karşı sevgi ve merhamet yumağı olanım ben. Ben öksüzü koruyan, gariplere sığınak olan, garip olan, yoksulun yanında olan, erdemli olanım…

İşte sen bunca güzelliğin yanında durduğun için şanslısın, çünkü parıltımızdan nasipleniyorsun ama aynı zamanda bu parıltıdan dolayı ayakta durduğunu, nefes aldığını unutuyorsun… Şüphesiz apaçık bir nankörlüktür senin yaptığın.

Öncelikle nefsini tanımadığın için, iradeni eline almadığın için, aklını kullanıp düşünmediğin için, duygusal zekâna dokunup onu çalıştıramadığın için nankörlük içinde oluyorsun, nimetlerimizi kendine yontuyor, yığdıkça yığıyor ve hep kendini düşünüyorsun. Benim nimetlerimi inkâr mı ediyorsun yoksa?

Ben bu tenden taşmaktayım, ben bu cana sığmazam, ben ayetim okuyana, bildiğin kelimelere sığmazam. İki cihanı ân içinde yaşarım ben, bu mekâna da sığmazam, zamanı tutan değilem ben bu zamana sığmazam. Ene’l-Hakk demişem anlamazlar, bilmezler, değil bu ten, bu dünya bizim değil, bilirem Ene’l-Hakk.

Ben Faraklit… Tekrar geleceğim…

Mehmet Lütfü Özdemir – akilvefikir.org

Reklamlar

2 thoughts on “Faraklit Benim

  1. Bir kişi bu kadar güzel mi yorumlar ‘Sen’i, kaleminizi çok iyi kullandınız, yüreğinize sağlık, Allah razi olsun.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s