Kitap Tanıtımı / Vedat Aydın / İktibaslar

Tamamlanmamış İslâm Yazıları -Endülüs’te Raks-

tamamlanmamış-islam-yazıları-esat-arslan-kitap-2Esat Arslan’ın 2010 yılında Kapı Yayınları’ndan çıkan Tamamlanmamış İslâm Yazıları –Endülüs’te Raks- adlı kitabı, muazzam bir miras üzerine oturup hazırcı, tüketen Müslümanların ufuklarını açacak bir çalışma…

Kapı Yayınları tarafından yayımlanan Tamamlanmamış İslâm Yazıları -Endülüs’te Raks- adlı kitap, ODTÜ’de Yüksek Lisans yapan genç yazar Esat Arslan’a ait. Kitap, “Yirmi birinci asırda İslâm’ı anlamak ve yaşamak ne demektir?” sorusuna cevap arıyor. Yazarın daha önsöz’ünde bu soru etrafında ciddi meseleleri ele alacağını okuyucu fark ediyor. Müslüman bilincin, yaşadığı asra tanıklık ederken özne durumda olması gerekir, aksi takdirde kendine mücahid, zahid, sufi olmasının pek kıymet-i harbiyesi yoktur. Bir usûl/metodoloji etrafında fetihler yapmak, 21. Yüzyıl Müslüman’ının omuzlarına yüklenmiş bir ödevdir.

Yazarımız bu bakış açısıyla şunları söylüyor: “Müslüman’ının temel sorununu ‘küresel modernite’ denilen kalenin nasıl fethedilebileceği sorunudur. Tarihselci de, gelenekselci de önermelerini geliştirirken, birbiriyle çatışırken, nihaî hedef olarak şimdiki Müslüman cemaati korumayı değil, İslâm’ın talep ettiği barış ve adaleti cümle âleme mal etmeyi hedefler. Tarihselci ve gelenekselci her iki okula da derinden raptı olan ve onların içeriden bir kritiği üzerinden öznelliği biçimlenen benim yazılarım için de belirleyici olan nihaî hedef bu.” Yazarımız, düşüncelerinin temelini Bediüzzaman’ın Muhakkemât’ında dillendirdiği mirastan alıyor. Bediüzzaman’ın İbn Rüşd’ü tevarüs ettiği bu belirleyici esası şöyle ifade ediyor: “Zamanın hakikati olduğuna inanmak, zamana kendine mahsus bir ilgiyle yaklaşmayı zorunlu kılar. Bu, her çağın farklı bir din usûlüne sahip olacağını söylemektir…” (Önsöz’den).

Kitap iki bölüme, Birinci Kitap, İkinci Kitap şeklinde iki farklı önemli konuya ayrılmış. Birinci Kitap’ta tefsir ve fıkıh, İkinci Kitap’ta Kelâm mevzuu, bu temel İslamî ilimlerde alışık olmadığımız bir metot, yol izlenerek ele alınsa da, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere geleneksel kitaplarımızda izlenen usûl ve metod izlenmemiştir. Yazar, kendine özgü bir üslup ve bakış açısıyla önemli gördüğü mevzuları ele alarak tartışıyor. Birinci Bölümde, Kur’an’ı Kalemle Okumak, Kur’an’da Kıssalar Üzerine Bir Tecrübe, Helak Ayetleri, İslâm ve Sol, Kur’an ve Kadın, Fıkıh Üsûlü Hakkında, Kılıç Ayeti, Evrenselci-Tarihselci ve Mutezile, Hocaefendi, Fıkıh Usûlü, Kur’an’da Kadın, Hadis’i Neden Reddedeyim ki?, Gelenek(ler)imizin Dayandığı Temeller Üzerine, İstinbat Usûlü Üzerine Bir Araştırma Taslağı ana başlıklarıyla konuları tartışıyor. İkinci Bölümde, Kelâm Mevzuunda Bedenim Düşünürken, Kaya Nasıl Adam Olur -İhtira Kanıtı-, Nedensellik mi, Neden Benlik mi -Nizam Kanıtı-, Varolmanın Delta Kadar Hafifliği -Teoloji Kanıtı-, Acele Etme Descartes! Konuşmak İsteyen Biri Var, Şeyin Birliği Nereden Gelir?, O Kadar Saf ki Hiç Acı Görmemiş Immanuel!, Dürtüyü Kim Dürter?, Deleuze ve Guattari’ye de Şefkat Gösterelim, Büyüyü Yitirmemek, Hürriyetin Manevi Esasları: Descartes, Hürriyetin Manevi Esasları: Arthur Schopenhauer, Kant’ı Bediüzzaman’la Okumak ve Devamı, Hegel’den Foucault’ya İslam’ı Düşünmek… başlıklarını ele alıyor.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, yazar derin bir zihnî çaba göstererek kitabını hazırlamıştır. Müslüman bir fert olarak ateizmin/materyalizmin kıyısına, bir derdin, bir sorunun çözümü için yaklaşır ve bu konuda ne kadar kallavi kitap yazılmışsa adeta kavga ederek okur. Kendisine miras olarak devreden İslamî ilimleri kritik etmeden, eleştirmeden özümsemek kolaycılığına kaçmadan materyalizmin yüreğinde açtığı yarığın kanamasını kurutmak için özünde barış ve adaleti barındıran Tevhid inancını özümsemek için çaba gösterir. Bu bağlamda yönelmesi gereken ilk kaynak şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. “Kur’an’da bahsedilen hakikatler aslında çok zor, derin, anlaşılması müşkül hakikatlerdir. Fakat Kur’an onları bir çocuğun veya yetmiş yaşındaki okul görmemiş bir ihtiyarın bile üzerinde düşünebileceği kolaylaştırılmış bir formatta indiriyor ki, herkes kabiliyeti nispetinde ihtiyacı olan hakikati ondan alabilsin. Aslında Kur’an’da zikredilenler, tefekkür edilerek, tedebbür edilerek, geleneğin ve modernitenin sınırlarından taşılarak, kısaca cehd sarfedilerek okunduğunda, bahsi geçen mevzularda serdedilen cümlelerin aslında ne kadar mühim hakikatleri hatırlattığı görülecektir.” (s. 18)

Yazarın “İslam ve Sol” başlığıyla ele aldığı mevzuda İslam’ın adalet ve özgürlük temelinde yücelttiği değerleri işaret ederek “…bugün İslam adına siyasî mücadele verecek bir bireyin, İslam’ın ‘en haklı’ okunuşunda, kendini tamamen ‘Sol’da konumlandırması gerektiği” tespitlerine katılmayacağım. Bugün Türkiye’de ve dünyada Sol’un kendini konumlandırdığı yer ve ortaya koyduğu fikirler, 21. Yüzyıl insanının sorunlarına çözüm üretmekten uzak, söylem üzerine bina edilmiş yaldızlı sloganlardan ibarettir. Senede altı milyon insanın açlık ve ona bağlı sebeplerden öldüğü bir dünyada, yaşanan sorunları çözmek için Sol’un ve onun temellendirdiği siyasal örgütlenmelerin çözüm önerilerine tanıklık edemiyoruz maalesef. İslam’a, siyasî olarak kendini ifade edeceği bir alan bulmak için “Sağ” veya “Sol” tanımları içinde yer aramak İslam’ın geniş, kuşatıcı ve evrensel karakterini daraltmak anlamına gelecektir. Belki, Sol veya başka fikir akımları kendilerini İslam’ın içinde tanımlayabilir, kendilerine bir alan arayışına girebilirler; ne var ki tecrübeler göstermiştir ki, İslam’ın yanına başka bir ismin konularak onunla ifade edilmesi İslam’ın hayrına olmamıştır. Bir başka katılmadığım husus da, Fransız Devrimi gibi özgürlük ve eşitlik ilkelerinin müdafaasının hakikat için çırpınmaya, Hz. Peygamber’in yedinci asırda başlattığı devrim’e benzetilmesidir. Ayrıca, İslam’ı Batılı yazarlar üzerinden okumak teşebbüsünün de sorunlu olduğunu belirtmek isterim, bu başka bir yazının konusu olacak genişlikte olduğu için bu kadar değinerek, kitaba dönelim.

Yazarın önemle altı çizilmesi gereken tespitlerinden birisi de “Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in tam olarak ne söylemek istediğine bakılacak yer”le ilgili söyledikleridir: Yazara göre bu yer “Asr-ı Saadet’in dünyada neyi, ne yönde değiştirdiğini bulduğumuz yerdir. Kur’an’ı Siyer’le okuduğumuz, Mekke’yi ve Medine’yi hissedebildiğimiz yerdir. Mekke dönemi boyunca Kureyş seçkinlerini eleştirmede kullanılan kıssalar “mitolojik” ve “tekrarı olmayan” kıssalar değildir. Tüccar aklına sahip zeki bir Kureyşli’nin, böylesi “mit”leri ciddiye alması saçma olurdu. Nuh Kavmi “sınıfçı” olduğu için, İslâm mesajını kabul etmez. Hud’un toplumu militarist’tir. Semud ise endüstriyalist/şehirli bir toplum olarak “deve”de sembolize edilen “göçebe”yi ve “doğa”yı “iğdiş” eder. Lut kavmi şehvet’inden helak edilir, ama Kur’an’da “şehvet”, insanın kendi evladına, atlara/arabalara ve evlere de duyulur. Kısaca Lutîlik, “hedonizm”dir. Şuayb’ın kavmi, Marx’ın tahlillerini hatırlatır tarzda artı değer’e el koyan, “eşya”yla ilişkisini “hükmetme” üzerinden kuran, Hardt’la Negri’yi düşündürecek derecede “akışları kontrol eden” bir kavimdir, kapitalisttir. İbrahim, bir “din adamları sınıf”ına başkaldırıdır… (…) Yani kıssalar daha güzel bir dünyanın nasıl olabileceğine dair ilham veren, toplumsal kötülüklerin karşılığını içkin mekanizmalarla bulunacağının garantisini veren, kendileriyle yirmi birinci yüzyılı anlamlandırabileceğimiz, Hitler’i, Stalin’i okuyabileceğimiz canlı portrelerdir…” (s. 109-110)

Esat Arslan, vahyin, bir hayat kaynağı olarak okunması gerektiğini belirtiyor. Hadis için ise şunları söylüyor: “Kur’an’ın yarattığı varoluşsal gerilimi Sünnet’ten başka rahatlatacak merci yoktur. Bugün Hadis’i reddeden Kur’an Müslümanlarının da hayatlarının neredeyse sadece “kavga” olması, belki de bu eksiklikle bağlantılıdır. Zira Sünnet’in kemale erdirici vasfından, vahiyden anlaşılan mesajı somut hayata nasıl dökeceğinden bihaber olmanın doğurduğu zorunlu sonuç sürekli gergin olmaktan başka ne olabilir ki? …” (s. 230). Yoğun bir zihnî çaba ile Kerim Kitabımızın daha iyi anlaşılması için kaleme alınan Tamamlanmamış İslâm Yazıları –Endülüs’te Raks- kitabı, muazzam bir miras üzerine oturup hazırcı, tüketen Müslümanların ufuklarını açacak bir çalışmadır. Kaynaklara erişmede, İslam, doğu-batı ayrımı yapmadan derinlemesine nüfuz eden, İslam’ın gayesinin yeryüzünü adaletle imar etmek olduğunun bilinciyle bu eserlerden istifade etmeyi bir sorumluluk addeden Esat Arslan’ı bu çalışmasından dolayı tebrik ediyorum, ileride daha derinlikli kitaplarla okuyucunun karşısına çıkacağı ümidini taşıyorum.

Kitabın adı: Tamamlanmamış İslâm Yazıları -Endülüs’te Raks-

Yazar: Esat Arslan

Yayınevi: Kapı Yayınları

İlk basım tarihi: Aralık 2010, İstanbul

Vedat Aydın – vaydin.blogcu.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s