Felsefe-Düşünce / Siyaset / İktibaslar / İsmet Özel

Devleti Ele Geçirmek

ismet-özel-3Savaşarak veya savaşmaksızın bir ülke, bir ülkenin toprakları ele geçirilir. Burada dikkat edilecek nokta savaş cereyan etmemiş olsa bile ele geçiren gücün silâhlı olduğudur. Türkçe konuşanlar ülkeyi ele geçirmekle devleti ele geçirmenin birbirinden farklı şeyler olduğunu da bilir.

Hepimiz Türkçe’ye yapılan kötülüğün mağdurlarıyız. Şimdiye kadar siyasi olaylara dilin neler taşıdığını bilmeden yaklaştığımız için kendimizi buğulu ve efsûnlu bir konuşma ortamında bulmakta gecikmedik. Ortalıkta hep bazı kavramlar oldu; ama onların taraflarca üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir açık anlama kavuşmasından hep kaçınıldı. Siyaset dilinin sarih ve fasih olmasına engel olanlar siyasi üstünlüğünü kaybetmek istemeyenlerdi. Türkçe’nin tahrip edilmesini çıkarına uygun sayanların hakimiyetine son verecek bir çabaya şahit olmadık.

Eğer birisi bana devleti ele geçirmeye çalışıp çalışmadığımı sorsaydı, ben de ona bu sözleri sarf etmekle ne söylediğini bilip bilmediğini sorardım. Türkçe’de “ele geçirmek” tutmaya, yakalamaya yakın bir anlam taşır. Türkçe konuşanlar bir avın, bir haydudun, bir kadının ele geçirilmesinin ne demeye geldiğini anlar. Konumuzla en sıkı bağlantısı olan şey ise bir ülkenin ele geçirilmesidir. Savaşarak veya savaşmaksızın bir ülke, bir ülkenin toprakları ele geçirilir. Burada dikkat edilecek nokta savaş cereyan etmemiş olsa bile ele geçiren gücün silâhlı olduğudur. Türkçe konuşanlar ülkeyi ele geçirmekle devleti ele geçirmenin birbirinden farklı şeyler olduğunu da bilir. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Fransa’yı (ülkeyi) ele geçirmiş ve fakat devleti Fransızlara (Vichy hükümetine) bırakmışlardır. Denilebilir ki ülkeyi ele geçirmek tüketime konu olabilecek bir şey üzerinde hakimiyet kurmaya benzer. Oysa devlet tüketim konusu edilebilecek bir nesne değildir. Giderek devletin bir “nesne” olmadığını da belirtmeliyiz. İnsan hayatında devlet bir “amaç” olmaklığıyla yer sahibidir. Yani devlet eliyle bir şeylerin faal hale konulması söz konusudur. Devlet (iktisadi anlamda değil elbette) bir üretim alanıdır. Devletin nesneye dönük yanı devlet aygıtlarından ibarettir. Öyleyse devletin ele geçirilmesi ülkenin ele geçirilmesine ne kadar benzemezse silâhların ele geçirilmesine de o kadar benzer. (Silâhların neyi ürettiklerini merak ettiyseniz söyleyeyim: Silâhlar ölüm üretir.)

Devleti, daha doğrusu, devlet aygıtlarını ele geçirme çabasında olduğu varsayılan birini küçümsemek mümkün değildir. Çünkü sadece bir amaca varmak gayesiyle devlet aygıtları ele geçirilmek istenebilir. Eğer bir ülke ele geçirilmek isteniyorsa o ülkenin kaynaklarının bazı insanların menfaatine hasredilmesi isteniyor demektir; ama ele geçirilmek istenen devlet ise dikkatlerin yoğunlaştırılması gereken husus eylemcinin amacının ne olduğudur. Yukarıdaki örneğe döndüğümüzde görürüz ki devlet aygıtlarını harekete geçiren işbirlikçi Fransızlar amaçlarını ülkeyi ele geçirmiş bulunan Almanlarla özdeşleştirmişlerdir.

İsmet Özel – Yeni Şafak, 25. 06. 1999

Reklamlar

One thought on “Devleti Ele Geçirmek

  1. Müslümanlar bu ülkede uzun yıllar devletin kapıkulu olarak görüldüler. Ve devletten dışlandılar. Var olan devlet İslami devleti inkar ettiği için var olan devletin yerine bir İslami devlet tahayyülü her zaman Müslümanların gündeminde olan bir konu oldu teorik olarak. İcraatta ise Müslümanların devletten dışlanmasına karşılık ve onun yarattığı ezikliğe karşı bir tepki olarak da Müslümanların gözü hep devlette oldu. Olması gereken de buydu ve doğruydu. Ama bu konuda ciddi hatalar da yapıldı. Buna geleceğim ama hemen acilen şunu belirteyim: Bu hataların günah ve vebalini İslami rejim ve İslami devlet kavramlarına fatura etmek de bu konuda İslami hareketin yanlışlarına bedel bir yanlış olur. Hata şuydu: Hz.Ömer İran’ın fethinden ele geçen ganimetlerle beytülmalın hazinesinin dolduğunu görünce ağlamaya başlar. Neden ağladığını soran sahabeye bu ganimetin getireceği refah ve zenginleşmenin ümmette mal ve dolayısı ile dünya sevgisini arttıracağından endişe ettiğini söyler. Yani devletsiz olmuyor. Ancak devlet özünde bu riskleri de taşıyor. Öyleyse Müslüman zihin yarın bu gün adına devlet denilen o mülk ve emanetin (Nisa/58-59) başına geçtiğinde işte bu riskten kendini nasıl kurtaracağı konusuna yoğunlaşması gerekirdi. Bu yapılmadı. Daha yapılmayan pek çok şey gibi. Mesele devlet konusunda protest bir tavrın ötesine gidilemedi. Yarın emanetin başına gelirsek bizi bekleyen riskler nedir ve bu riskleri gidermek için ne yapmalıyız noktasında bir algı inşaasına çalışılmadı. Buna karşılık bir çokları da İslam’ın bir devlet talebinin olmadığı yönünde yıkıcı olarak konuya müdahil oldu. Eğer İslami Devlet inkar edilmeseydi İslami devletin kapitalistleşmeyi ve dünyevileşmeyi önleyen esasları gelecekti gündeme. Bu konu ile ilgili eksik bir fıkıh varsa o ikmal edilecekti. Yukarıda saydığım bu iki hata nedeni ile bunlar yapılamadı. Bunun sonucu kala kala geriye ‘devleti ele geçirmek’ tezi kaldı. Doğal olarak çıkan sonuç bundan farklı olamazdı. Bence şimdi gelinen bu noktada hepimizin meselenin bir tarafından vebali var. Kendi dışımızda olanları sorgulamak ta yargılamak da kolay. Gelinen noktadaki sorumluluğumuzu görmek asıl zor olan. Sayın yazarın kendisi de buna dahil. Kendisi İslami kesimin önemseyerek okuduğu bir yazardı. Nerede nasıl bir boşluk bıraktık da böyle oldu diye kendisini de bir hesaba çekmesi gerekir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s