Çevre / Ömer Yılmaz / Din / Yazarlar

Sakın Dengeyi Bozmayın!

köşe7-ömeryılmazAkıl-irade sahibi bir varlık olarak insan, parçası olduğu doğadan faydalanırken ahlakî hareket etmek ve dengeyi gözetmekle yükümlüdür. Doğa -insanın kendisi de dâhil- bir bütün olarak Allah’a aittir, yerde, göklerde, bunların arasında ve toprağın bağrında ne varsa tümü O’nundur.

Hangi konuda olursa olsun insanlara onların anlayacakları şekilde hitap etmek gerekir. Sosyo-kültürel yapıyı dikkate almayan her hareket daha işin başında kendi başarı şansını zayıflatır. İçinde yaşadığımız toplumun dinî hassasiyetleri itibariyle İslamî literatür çevre mücadelesi açısından önemli bir kaynak teşkil ediyor. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman cemaati çevre konusunda bilinçlendirmek ancak bu literatürün kullanımı sayesinde mümkün olabilir.

Ne var ki ekoloji mücadelesi veren çevreler genellikle toplumun laik-seküler kesimine mensuplar; hem dinî literatürü bilmiyorlar hem de az ya da çok İslamofobik bir zihin yapısına sahipler. Elbette bu onların kendi bilecekleri bir iş, herkes istediği gibi düşünmek ve hareket etmekte serbest; haliyle bizim de meseleye kendi bakış açımızdan yaklaşma hakkımız var.

Rahman Suresi’nin 8. Ayetini bu yazıya başlık olarak seçtim. Konunun doğru anlaşılabilmesi için öncelikle İslamiyet’in yeryüzünü-doğayı (tabiatı) nasıl anlamlandırdığını ve doğada yaşayan canlı türlerine hangi gözle baktığını bilmeliyiz. İslamiyet’e göre yeryüzü-doğa, insanın geçici yurdudur: “…Sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar yerleşim ve faydalanma var” (Kur’an/Bakara: 36); “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız/diriltileceksiniz” (A’raf: 25).

Bu açıdan yaşadığımız dünya bir imtihan sahnesidir, insan dünyadan ahirete yürümekte olan bir yolcudan başkası değildir, hayat ve ölüm bu amaçla yaratılmıştır (Mülk: 2, Kehf: 7). Bunun yanında doğa -daha geniş planda kâinat- Allah’ın varlığının ve birliğinin müşahede edildiği kevnî ayetler bütünüdür. Güneş, ay, yıldızlar, gece, gündüz, rüzgâr, yağmur, dağlar, ağaçlar, akarsular, denizler vs. bunların tümü birer ayettir. Yaratılışta ahenk-uyum esastır: “O, birbiriyle ahenk içinde yedi gök yarattı. Rahman’ın yaratışında hiçbir çelişki-tutarsızlık bulamazsın. İşte gözünü çevir de bir bak, herhangi bir çatlaklık-uyumsuzluk görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevirip bak, gözün aciz ve bitkin bir halde sana geri dönecektir.” (Mülk: 3-4)

İslam öğretisine göre, göklerde ve yerde olanların istisnasız tümü Allah’ı tesbih etmekte, yani yaratılışlarının gereğini eksiksiz bir biçimde yerine getirerek O’nun sınırsız yüceliğini fiilen dillendirmektedirler (İsra: 44, Haşr: 1 ve 24, Tegabun: 1, Cuma: 1). Artı doğadaki tüm canlılar birer ümmettir: “Yeryüzündeki tüm canlılar ve iki kanadıyla uçan kuşlar ancak sizin gibi birer ümmettirler…” (En’am: 38).

Akıl-irade sahibi bir varlık olarak insan, parçası olduğu doğadan faydalanırken ahlakî hareket etmek ve dengeyi gözetmekle yükümlüdür; doğanın ahengini bozma, tüm canlıların ortak istifadesine sunulmuş olan rızık kaynaklarını yağmalama ve canlı türlerini yok etme hakkına sahip değildir. Çünkü doğa -insanın kendisi de dâhil- bir bütün olarak Allah’a aittir, yerde, göklerde, bunların arasında ve toprağın bağrında ne varsa tümü O’nundur (Ta-Ha: 6). Buna aykırı hareket eden insan, sınırların dışına çıkar ve adını azgınlar kategorisine yazdırır. Rahman Suresi’nin 5-8. Ayetleri buna dikkat çeker ve insanlığı kesin bir biçimde uyarır: “Güneş ve ay belli bir hesap iledir; yıldız (bitki) ve ağaç secde etmektedirler; gökyüzü ki onu da yükseltti ve mizanı/ölçüyü-dengeyi koydu; sakın dengeyi bozmayın!” (Rahman: 5-8)

Ayette geçen “mîzan” kelimesi (Ve-ze-ne -tarttı, ölçtü, dengeledi- kökünden), “terazi, tartı, ölçü, denge” anlamlarına gelir. Mîzan, Kur’an’da “hak-hukuk/hukukta eşitlik ilkesi, adalet/adalet kriteri” anlamında da kullanılmıştır (bkz. Hadid: 25). Ancak ayetin aynı zamanda günümüz açısından bizi kozmik düzene veya ekolojik dengeye zarar verecek tutum ve davranışlardan nehyettiğini söylememiz tefsir usûlüne aykırı düşmez, 8. Ayetin öncesi ve sonrası okunduğunda (5-7 ve 9-13. Ayetler) bu apaçık bir biçimde görülür.

Doğa, herhangi bir unsurun bir diğerini ayakta tuttuğu bir dengeler sahasıdır. Mercan resifleri yok olduğunda sonumuz gelmiş demektir örneğin. Ormanlar yok olduğunda veya su kaynakları tükendiğinde yaşayamayız. Doğadaki bütün unsurlar birbirleriyle doğrudan etkileşim içerisindedirler. Bunlardan herhangi birine karşı işlenen zulüm sırayla diğerlerine sirayet eder, dengeyi bozar ve yıkımı getirir.

Sadede gelelim. Dünyayı ebedî yurtları zanneden, haram-helal tanımayan, ölçü-denge bilmeyen, hak-hukuk gözetmeyen, para uğruna yakan, yıkan, kesen, yağmalayan, kirleten, yok eden Müslümanlarımıza şunu sormalıyız: Allah var mı arkadaşlar? Ahiret var mı? Peki, ya cehennem? Talan edilen doğanın, israf edilen rızık kaynaklarının, imar yolsuzluklarının, kesilen ağaçların, katledilen ormanların, kurutulan derelerin, kirletilen akarsuların ve denizlerin, zehirlenen atmosferin, yok edilen canlı türlerinin, rant uğruna tarihî dokuyu yok etmenin bir hesabı, bir cezası var mı Mahkeme-i Kübra’da? Yoksa her şey serbest mi?

Şair ne güzel söylemiş:

Gül ne kadar güzeldir

Onda Allah’ın sureti gözükür

Tahrip edilen, yağmalanan doğada acep ne gözükür?

Sakın mizanı bozmayın, haddi aşıp azgınlaşarak ölçünün-dengenin dışına çıkmayın!

Ömer Yılmaz – akilvefikir.org

(Bu yazı Yeşil Direniş gazetesinin Nisan 2014 tarihli 3. Sayısında yayınlanmıştır)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s