Hasan Köse / Yazarlar / Yorum-Analiz

Muhafazakâr Sapma

köşe2-hasanköseBu hutbeyi yazanlar ve imzalayanlar! Siz arabanızın bijonlarını sıkarken son sıkımı elle yapıp kontrolü yapmayarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz? Kesik ampulü değiştirirken murakabe kalemi yerine dilinizi kullanarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Muhafazakâr sapma her zaman kevnî mutlak gaip hikmetleri, iradî kesbî fiillerin kusurlarını örtmek için kullanır. Zira meşru halifeye başkaldıran Muaviye’ye Sıffin’de “Müslümanların kanını dökülmesine neden oldun” denildiğinde “Müslümanların kanını onları buraya getiren döktü” diyerek kendi şekavetini örtmeye çalışmıştır.

Yine aynı Ümeyyeoğulları halka, “Siz azgın bir halk olduğunuz için Allah sizin başınıza bizim gibi zalimleri musallat etti, Allah bizim elimizle sizi terbiye ediyor” diyecek kadar yozlaşmış ve cahiliye adetlerine dönmüşlerdi. Hatta bunu “Nasılsanız öyle idare olunursunuz” hadis-i şerifiyle de destekliyorlardı.

Geçen Cuma İstanbul Müftülüğü, İstanbul camilerinde, Alaaddin Demiryürek tarafından kaleme alınan ve İl İrşad Kurulu tarafından edisyonu yapılan ‘İş güvenliği’ konulu bir hutbe okudu. Hutbenin başlangıcında gayet güzel beyan ve bağlarla yorumlanmış dengeli bir akışla ayıltıcı uyarılar yapılırken son paragraf  “alt komisyonların” azizliğine uğramış gibi. Tam bir anlam kaymasıyla karartma ve muhafazakârlaştırmaya gidilip, bir çuval incir berbat edilmiş. Yazık ki işveren hatırını muhafaza etmek için Allah’ın hatırını ıskalamışlar, dini eğip bükerek sunmuşlar.

Hadi Alaaddin Demiryürek böyle inanıyor olabilir, peki, İl İrşad Kurulu ne iş yapıyor?

Hutbenin son paragrafı;

“Aziz Kardeşlerim! Tedbirde de ölçülü olmalıyız. Bu husustaki aşırılık Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür.” diyor.  Ve devamında da “Hayırlı bir netice sadece maddi sebeplere sarılmakla mümkün olmaz. Bununla birlikte Allah’tan yardım dilemek, O’na güvenmek ve O’nun takdirine razı olmak da kulluğumuzun bir şiarıdır. Bu hususta bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevla’mızdır. Onun için Mü’minler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” Kul olarak üzerimize düşen görevi yapmış olmamıza rağmen her zaman arzu ettiğimiz neticeye ulaşamayabiliriz. Artık “Rahim neylerse güzel eyler” deyip onun hikmetine ve hükmüne rıza göstermeliyiz. Unutmayalım ki bir imtihan dünyasında yaşıyoruz öyleyse tedbir bizden takdir Allah’tandır.” deniliyor.

Tam anlamıyla sapla saman, tozla duman birbirine karıştırılmış. Açıkça “İş güvenliğinde çok hassas davranırsanız bu Allah’a güvenmemeniz anlamına gelir” deniliyor. Bu yazıyı okurlar mı bilmiyorum fakat bu kişileri tanıyan birileri onlara sorsun.

“Tevbe Suresi 51. Ayet-i kerimeyi İstanbul Müftülüğü’nün anladığı gibi anlarsak, Tokyo’da on yıl boyunca hiç ölümlü kaza olmamış, oranın kaderini yazan Allah ile İstanbul’un kaderini yazan Allah aynı ise bize garezi ne?”  diye halkımız soruyor.

Ligimizdeki OECD ülkelerinde yıllık ölümlü iş kazası binde 5-6 iken bizde bu rakam 2011’de binde 20 oranında. Gerçekten bu işin kabahatlisinin Allah olduğundan emin misiniz?

Ayrıca hutbenin son paragrafını dinleyen cemaatten bazıları da soruyor:

Bu hutbeyi yazanlar ve imzalayanlar! Siz arabanızın bijonlarını sıkarken son sıkımı elle yapıp kontrolü yapmayarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Kesik ampulü değiştirirken murakabe kalemi yerine dilinizi kullanarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Gece evinizde yatarken kapıyı tam kilitlemeyerek Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Genellikle cüzdanınızı görünen yerlere bırakarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa baktıktan sonra sola son bakışı yapmayarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Para üstü aldığınızda saymayarak, kredi kartını pos makinesine götüren garsonu takip etmeyerek Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

İmzaladığınız senedin tarihine bakıp fakat rakamları tam okumayarak Allah’a güveninizi gösteriyor musunuz?

Tez zamanda halktan özür dileyip helallik isteyin, yoksa bu gayretullah’a dokunur.

Allah size ve çocuklarınıza tam da dediğiniz gibi “Allah’a güvenen” şoför, doktor nasip eder.

Başınız dara düşünce çağırdığınız polisler tam da dediğiniz gibi “Allah’a güvenenlerden” olur.

Ve azıcık hakkaniyet duygunuz varsa yaptığınız işten istifa edin.

1993’de bir kalp cerrahı asistan vardı, şimdi profesör olmuştur herhalde.

Hastane acil sevisinde nöbetçi olduğu bir gün yaşanan trafik kazası sonucu yararlıların geldiğini söyleyip aşağı gelmesi istenmiş, o sıra yanında bir tıp öğrencisi varmış, oturuyorlarmış, bizim asistan yavaş yavaş toparlanmış, ağır aksak merdivenlerden inerken öğrenci arkadaş sormuş “Abi acilden çağırdılar, neden acele etmiyorsun?” Asistan “Eceli geleni kim geri bırakabilir” ayetini okumuş.

Bu hutbeyi imza eden herkes halktan özür dileyerek ya istifa etsin ya da biz halkla birlikte inşaallah kendimiz ve yakınlarınız bunun gibi doktorların eline düşesiniz diye şafak vakitlerinde duaya duracağız.

İslam öncesi Türk inancında kıtlık, kuraklık, yoksulluk ve salgın hastalıklar da, savaşlardaki yenilgiler ve iç savaş gibi Kağan’ın yönetme meşruiyetini kaybettiğine bağlanır ve “Demek ki Gök Tanrı kutunu ondan geri aldı” denilerek kut’a layık yeni Kağan beklenirdi. Bugün idarecilerin beceriksizliğini ve kamu yönetimi açısından sapkın aklını bize “din” diye yutturmaya çalışıyorlar. Bu aklı feodal Batı Ortaçağ boyunca Hıristiyanlık üzerinden tepe tepe kullandı. Onlar, İslam’ın da etkisiyle ulaştıkları eleştirel akıldan da yararlanarak bunu çöpe attılar. Bu inanç kamu yöneticilerini aklamak ve sermaye sınıfının malını korumak için yoksulların kanları pahasına enjekte edilmeye çalışılıyor. Bu paslı haçlı hançer öncelikle elinde tutanları vuracaktır.

Hasan Köse – akilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Muhafazakâr Sapma

  1. وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِير
    HAYAT TEDBİR VE TAKDİR
    Muhterem Müminler!
    Rabbimizin ruhundan üfleyerek bedenimize verdiği can, bedenimizdeki uzuvlarımız bize verilen birer emanettir . Bu emaneti koruma adına beden ve ruh sağlığımızı bozan her türlü yanlış davranış ve alışkanlıkları terk etmenin yanında muhtemel tehlikelere karşı da tedbirli olmakla mükellefiz. Bedenimize gerekli ihtimamı göstermemek ahirette hesabı mucip bir davranış olacaktır. Bu hususta Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Hiçbir kul kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden ve vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden ayrılamaz”
    Aziz Cemaat!
    Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda Allah’a tam bir tevekkül ve teslimiyetin yanında tedbiri asla ihmal etmediklerini görürüz. Yakup (as) çocuklarını Mısır’a gönderirken muhtemel tehlikelere karşı “Oğullarım şehre hepiniz bir kapıdan girmeyin,ayrı ayrı kapılardan girin..” tavsiyesinde bulunuyordu. Peygamberimizin Hicret esnasında Mekke’den çıkarken yatağına Hz Ali’yi yatırması yolculuk için gerekli hazırlıkların yapılması, yol arkadaşı ile birlikte Mekke’den geceleyin ayrılıp Medine istikametine aksi bir yönde gitmeleri, o civarda bulunan en yüksek dağın zirvesinde bir mağarada üç gün saklanma ihtiyacı hissetmesi düşmanlarını şaşırtma taktiği ve can güvenliği için mümkün olan bütün tedbirleri almasıdır. Arkadaşının hala endişe etmesi üzerine ise “Mahzun olma Allah bizimle birliktedir” güven duygusu Peygamberin ümmetine örnek olacak tedbir, tevekkül ve takdir anlayışını en güzel şekilde ifade etmektedir.

    Değerli Müminler!
    Tehlikelere karşı gerekli tedbiri almamak ya da tedbirsiz bir tevekkül anlayışı çoğu kere büyük sıkıntılara veya hayatımıza mal olabilmektedir. Sebep ve sonuç ilişkisi umumi bir kaide yani sünnetullahtır. Yüce Allah kullarına “Ey İman edenler! Tedbirinizi alın..” “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın..” buyurmaktadır. Uhud muharebesinde düşmanın İslam ordusuna arkadan vurma ihtimaline karşı Ayneyn Tepesine yerleştirdiği okçular Peygamberin aldığı bir tedbir idi. Ancak okçularının mevzilerini yani tedbiri terk etmeleri İslam ordusunun hezimetine sebep olmuştur. Aynı şekilde Huneyn savaşında Müslümanların sadece sayılarının çokluğuna güvenerek düşmanın gücünü küçümseyip gurura kapılmaları nerdeyse bir ordunun helakine sebep olacaktı. Bugün trafik kazalarının, orman yangınlarının, sel ve su baskınlarının depremlerin verdiği can ve mal kaybının en önemli sebebi tedbirsizlik değimlidir? Başımıza gelen bu tür bela ve musibetlerin temelinde sorumsuz davranışlarımız ve yanlış kader anlayışımız bulunmaktadır. Bu hakikat bir ayeti kerime de şöyle ifade edilir “Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O,yinede çoğunu affeder.”

    Aziz Kardeşlerim!
    Tedbirde de ölçülü olmalıyız. Bu husustaki aşırılık Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür. Hayırlı bir netice sadece maddi sebeplere sarılmakla mümkün olmaz. Bununla birlikte Allah’tan yardım dilemek O’na güvenmek ve O’nun takdirine razı olmakta kulluğumuzun bir şiarıdır. Bu hususta bir ayeti kerimede şöyle buyrulur: “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” Kul olarak üzerimize düşen görevi yapmış olmamıza rağmen her zaman arzu ettiğimiz neticeye ulaşamayabiliriz. Artık “Rabbim neylerse güzel eyler” deyip onun hikmetine ve hükmüne rıza göstermeliyiz. Unutmayalım ki Bir imtihan dünyasında yaşıyoruz öyleyse Tedbir bizden takdir Allah’tandır.

    Alaaddin Demirürek
    Erenler Köyü Camii İmam Hatibi /ŞİLE
    25.12.2013

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s