Emeği Geçen Yazarlar / Kadir Bal / Yaşam

Ateş Düştüğü Yeri Yakar

köşe17-kadirbalAteş düştüğü yeri yakar, doğrudur. Ama yangın kırk mahalleyi sarar. Siz kırkıncı mahalleden bir can telaşıyla ateşin düştüğü yere gidersiniz. Sizi siyahlar giymiş anneler, başını yüreğine gömmüş babalar, yaralı cıvıltılarıyla çocuklar karşılar…

Sadece babanızın oğlu olduğunuzu zannedersiniz ya da annenizin kızı…

Ama sizden kilometrelerce uzakta bir köyün oğlu/kızı olduğunuzu anladığınızda aslında otuz dört yanınız birden eksilmiştir. Eksilmeyi fark ettiğinizde anlarsınız çokluğunuzla ait olduğunuz ailenizi. Zulüm sadece uzaklardakini değil o uzaklardaki ile aramızdaki gözle görülmez bağları da vurmuştur. O bağı bağlamak için yolunuzu düşürürsünüz Roboski’ye…

Ateş düştüğü yeri yakar, doğrudur. Ama yangın kırk mahalleyi sarar. Siz kırkıncı mahalleden bir can telaşıyla ateşin düştüğü yere gidersiniz. Sizi siyahlar giymiş anneler, başını yüreğine gömmüş babalar, yaralı cıvıltılarıyla çocuklar karşılar…

Bir Roboski’ye gidiş yazısından ziyade Roboski’den çıkış yazısı yazmak isterdim. Roboski’den halaylarla, hediyelerle, otlu peynirle, tandır ekmeğiyle, kaçak çayla, katırının burnundan öperek, tavuğuna selam vererek, bir yudum suyunu aminlerce selamlayarak…

Roboski, toplumsal vicdanın, sevincin, umudun bombalandığı, geride kalanların ise para cezaları, hakaret, alay ve gözaltılarla mahkûm edildiği bir yer.

Mersin’den Urfa’ya, Urfa’dan Cizre’ye…

Roboski’den Beytüşşebab’a ne çok “Roboski, Roboski, ne yapacaksın Roboski’de?” çıkışını duydum hâlbuki!

Mersin’de başlıyor insanlar tırmalamaya:

-Roo? Rob? Ne? … Ha Roboski! Orası nerede? Uludere haa! Uludere nerede ya? Şırnak? Haa şu 34 kaçakçı… Şimdi oldu. Oranın adı ne zaman Kürtçe olmuş? Yakında AKP ülkeyi Kürtlere satacak zaten. Neydi o, Rob… Neydi? Roboski… Kaçakçılardı ha! Eee napacan oraya gidip?”

Urfa’da devam ediyor:

Urfa’da Haşimiye’den Bahçelievler’e doğru yürüyorum. Giyimime ve sakallarıma bakarak yanıma geldiklerini belirten üç kişi selam veriyor. Selamlaşıyoruz. “Biz tevhidî Müslümanlardanız” diyerek elini uzatıyor birisi. “Hangi tevhidî Müslümanlardansınız?” diye soruyorum. “El-Nusra’danız inşaallah” diyor diğeri. Laf lafı açıyor.

“Robroski’ye gitme, biz seni Rojava’ya gönderelim? Buradan önce Halep’e oradan Rojava’ya? Robroski neredeydi? Rojava’ya yakın mı? Haaaaa sen Roboski diyorsun? Şu Uludere di mi? E tamam, Suriye’de de çocuklar ölüyor, onunla da ilgilen biraz!”

Cizre Nuh Muavini:

Sabah’ın çok erken saatleri, Urfa otogarında Cizre otobüslerine yetişiyorum. Muavin konuşkan bir genç. Biraz muzip, biraz iğneleyici. Yolcuların hepsiyle kafa buluyor. Bana geliyor:

“Cizre’ye gidisen? Ögretmensin? Tipin öyledir valla! Önemli olan insanlıktır yaw. Hee, ziyaret yane! Roboski? Ne yapacaksın orada? Boş ver, Cizre’de gez kendine, Roboski uzaktır. Boş koy! Bir de buradan kalk 36’ya geç. Yastık? Otobüs oteldir? Roboski’de uyursun kendine.”

Beytüşşebab Özel Harekât:

Roboski’de kaldığım günlerin birinde Veli Encü ve ailesi ile Beytüşşebab’a akraba ziyaretine gidiyoruz. Veli ile Beytüşşebab merkezinde bir kaç dükkâna uğrayacağız. Yanıma bir çocuk geliyor. Sevimli. Sohbet ederken başka çocuklar… Derken hepsiyle şakalaştığım bir muhabbetin ortasına dalıyor polisler, zırhlının içinden çıkarak.

“Alın bunu!”

Alıyorlar. Sorgu sual gırla…

“Elini kolunu sallayarak dolaşamazsın Beytüşşebab’ta. Bak dikkat çekiyorsun, hemen ihbar geldi, emniyete. Ne verdin o çocuklara? El âlemin çocuklarına oyuncak almak sana mı kaldı? Burası terör alanı… Sen kendini çok zeki sanıyorsun! Ve-li En-cü ile geldin demek. Kimdir bu Veli? Ne iş yapar? Katledilen çocuklar ne demek? Kavramları doğru kullan sen önce. Çocuk değil onlar, KAÇAKÇI! Bunlar ne? Niye çektin insanların resimlerini? Gazeteci misin sen? Şimdi makinene el koyup sana ceza yazayım mı? Afyon’da askerler öldü, onların da ailelerine gittin mi? O kadar şehidimiz var, onlara da gidiyor musun? Bizimle doğru konuş. Ne işin var Roboski’de? Hâlâ çocuk katliamı diyor ya. Karrrrdeşşşimmm onlarrr çocuk değil, KAÇAKÇIIII! (Telsiz sesleri) Şahsın GBT’si temiz amirim! Şimdi arkadaşını al buradan git. Giderken de yoldaki çocuklarla falan şakalaşma dikkat çekiyorsun.”

Sosyal Medya’da:

“Ya iyi ki bir Roboski oldu. Kardeşim ülkenin başka meselesi mi kalmadı?”

Bütün bunlar yüksek sesle haykırıyor. Roboski’nin etrafında duvar oluşturuyor. Roboski’yi Roboski’ye indirgiyor. 34 çocuk öldü! Bitti!

“Hewal süreç…”

Roboski’den bahsedenlerin karşısına Roboski’nin siyasete alet edildiği suçlaması çıktı:

“Amaaan bu da siyasîleşti. Roboski siyasilerin meselesi oldu.”

“Hewal süreç!”

“Süreç başka Roboskiler yaşanmasın diye…” ile devam eden onlarca cümle…

Ağzınızı açıp, “Ne oldu? Hani ‘Unutursak Kalbimiz Kurusun’du. Roboski hâlâ adalet bekliyor” mu dediniz? (…)

Bunları söylemesem içimde kalırdı.

“Nereden getirdiniz bu piçleri?”

Katliamdan kısa bir süre sonra askerî bir araç Roboski’de dereye uçar. Askerler yaralı can çekişmekte. Roboskili aileler koşarlar. Gençleri çıkarırlar paramparça olan askerî araçtan.

Tugay’a götürülürler. Doktor vardır, ilaç vardır. Acildir durum.

“Bunlar bizim bölüğün askeri değil ki! Ne diye getirdiniz bunları buraya. Nerenin piçleri bunlar!”

Alelacele piste götürülür yaralı askerler. Helikopterle Şırnak’a… Çoğu ölür!

Aileleri ararlar…

Roboskili ailelerle irtibata geçen bir asker ailesi:

“Gelmek istedik, çocuğumuzun öldüğü yeri görmek istedik. Ama ‘Gitmeyin, sizi öldürürler’ dediler. Korktuk, gelmedik!”

Oysa can çekişen bir askerin “Anne” diye sayıklamaları karşısında çocuğu katliamda ölen Roboski annelerinden Emine Ürek’in “Geldim yavrum, buradayım” diyerek can çekişen erin başını bağrına bastığı medyaya düşer…

“Hayat devam ediyor” korosu karşısında suskunum.

“Hayat Roboski’den ibaret değil” korosuna, Roboski’ye adalet gelmedikçe hayatına devam edemeyenlerin hüznüyle bakıyorum.

Roboski’de toprağa 34 canın bedeni verildi. Kadınların gülmüyor, konuşmuyor; mücadele etmek ve çocuklarının katillerinin yargılanmasını istemek dışında yaşamıyor Roboskililer.

Roboski’de paneller, sergiler, seminerler, toplanan imzalar, basın açıklamaları dışında hayat karanlıklara yuvarlanmış.

Roboski’ye adalet gelecek mi?

Hayır!

Ne gelirse gelsin, katledilen çocuklar geri gelmedikten sonra…

Lakin yollarını Şırnak’ın heybetli dağlarının arkasındaki o minik köye düşürenler anlıyorlar ki Roboski’ye gelmeden önce Roboski’yi anlatmak gerekiyor.

Yoksa bırakmıyorlar.

Bir parmak “süreç pekmezi” ile susturulan insanların, yarın öbür gün “Hewal süreç” bittiğinde ellerine ilk geçirdikleri öfke Roboski olacak.

Roboski görmezden gelinerek nesneleştirilirken yarın bir gün göze sokulan bir sopa olacak.

Biz acılarımızı toprağın o koruyan yanına gömemedikten sonra açıkta kalan her acımız örgütlenerek ya lehimize ya da aleyhimize silah olarak dönecek.

Oysa ölülerini gömmek istiyor Roboskililer, gömmek ve yüzlerini hayata dönmek… Oysa 34 canın ve 80 katırın etleri, kemikleri, yürekleri ve umutları sadece 15 no’lu sınır taşına değil, bir vebal taşı olarak Doğu’sundan Batı’sına hepimizin evine yağdı.

(…)

Ben aslında bunlardan bahsetmeyecektim.

Katliamdan sonra kardeşlerini kaybeden Hanım Encü ile İsa Encü’nün o şirin yuvalarını anlatacaktım size.

Karlı bir kış gecesi kara duvakla gelin olan Hanım Encü’nün umudundan bahsedecektim.

İsa, bir katır aldı, 3 bin lira borca. Katırın yarı borcunu ödemiş. Diğer yarı borç duruyor. Yüreğindeki acıyla hayata tutunan İsa’nın yanından ayrılıp altıncı çocuğunu doğuran Emine Ürek’ten…

Emine Ürek’lerden çıkıp o karanlık gecelerde, “yan cümlecik, fiilimsiler, isim sıfat”lara çalışan Kader ve Funda’nın hikâyesinden…

Irak’tan gelin getiren Vahit Encü’den…

Veli’nin kahırlı ve nazlı ineğinden bahsedecektim. Âdem’in ablası Narin Ant’ın birbirinden sevimli kardeşlerinden…

Çocuklardan tek tek…

Ama Roboskililer gibi ben de söze başladığımda kendimi haykırırken, hesap sorarken ve parmağımı sallarken buluyorum.

Hep aynı şeyi soruyorum. Hadi öldürdünüz, peki, kırk beş dakika sonra ikinci bombardımanı neden yaptınız?

Hadi bombaladınız, neden kimyasal attınız? Ölen o gencecik çocukların ağızları burunları yer değiştirmişti.

Davos’un kulakları çınlasın ki siz öldürmeyi gerçekten iyi biliyorsunuz!

Çocuklarının katledildiği yere bir sene sonra katliamın yıl dönümünde karanfil bırakmak isteyen annelere 50 milyar para cezası + 7 yıl hapis istemiyle gelen mahkeme tebligatları da neyin nesi?

Gelin, Roboski’nin bir bardak suyunu için, insanı hatırlarsınız.

Kaybolduğumuz o siyasî dehlizlerden çıkalım. Robotlaştığımız kentlerden, maymuna döndüğümüz ticaretlerimizden, çeklerimizden senetlerimizden…

Hayata çevirelim başımızı.

Devlet hiçbir zaman adalet veremez, adalet onun kumaşında yok çünkü!

Ama halk… İnsanlar… Yani bizler… Ölenleri geri getiremeyiz ama yüreklerimizdeki selamları, gözlerimizdeki baharları Roboski’ye taşıyabiliriz.

Yük alabiliriz mesela.

Borçları paylaşabiliriz, burs verebiliriz, hiçbir şey yapamıyorsak, şiir yazarız.

Bir Fatiha bilenimiz de mi yok sanki!

Ölülerimizin ardından yaşamın yüzüne okuruz, deriz ki:

“Bizi dosdoğru yola ilet, nimet verdiklerinin yoluna…

Gazaba uğrayanların ve sapıtmışların; bombalayanların, karanlıklara boğanların, ateşe salanların yollarına değil!”

Âmin…                        

Kadir Bal Encü-Ürek-Enc-Ant-Uysal-Tosun-Alma

Kadir Bal – akilvefikir.org

————–

* Bu Yazı, Müge Tuzcuoğlu’nun ‘İstenmeyen Çocuklar’ – Roboski Katliamını Hatırlamak ve Hatırlatmak isimli kitabından alıntılanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s