Devlet Tartışması / Din / Emeği Geçen Yazarlar / Erhan Koç / Yorum-Analiz

İslam’da Hâkimiyet (1)

köşe21-erhan-koçİslamî teoriye göre, hâkim güç Allah tarafından ümmete bir emanet olarak verilmektedir. Dolayısıyla ümmet, bu temsili otoriteyi (egemenliği) sadece Şeriat’a uygun olarak icra edebilir.

İslam düşünce sistemine göre tek yaratıcı ve tek kanun koyucu, Rab olarak Allah’tır. Ondan başka bir yaratıcı ve kanun koyucu irade yoktur. O’nun hayat için çizdiği Tevhidî hayat nizamı, Mü’minler için esas kabul edilir. Hâkimiyet ve egemenlik hakkı sınırlandırılamaz ve bu hak ondan başka birine layık görülemez. Aksi takdirde bu, hükmünde O’na şirk koşmak anlamına gelir.

Kur’an’a göre, Allah’ın kendisine ortak kabul etmediği alanlardan birisi de, varlığın yönetimidir. Bütün varlık âlemini yöneten, mutlak ilim, kudret ve hikmet sahibi Allah’tır. Kur’an’da genellikle mülk/malik ve hükm/hâkim kelimeleriyle ifade edilen Allah’ın kâinat üzerindeki egemenliği şu şekilde anlatılır:

O Melik’tir, tahtı vardır (arş, kürsî), yönetiminde (mülk) ortağı yoktur, kendisine mutlak itaat gösteren, emrine amade görevlileri vardır (melâike) ve evreni bu görevlileri aracılılığıyla ve buyruklarıyla (emr) yönetmektedir.

Canlı, cansız bütün varlık üzerinde Allah’ın mutlak egemenliği fikrini çok yoğun olarak işleyen Kur’an, biyolojik yönüyle Allah’ın egemenliği dışına çıkamayan insanoğlunu, iradî boyutuyla da Allah’a teslim olmaya çağırmaktadır. İnsanın bu çağrı karşısında direnmesi, onun kendi öz varlığına yabancılaşması ve beşerî bütünlüğünü parçalamasıyla sonuçlanmaktadır.(1)

Kur’an’daki şu ayetlere bakınız: Leyl: 13, Kadir: 3, Kaf: 43, Kamer: 50, Sad: 66, A’raf: 158, A’raf: 54, Cin: 12, Ya-Sin: 83, Furkan: 1-2, Furkan: 59, Fatır: 1, Fatır: 10, Fatır: 15, Fatır: 41, Meryem: 93, Ta-Ha: 5, İsra: 44, Yunus: 3, Yunus: 31, Yunus: 55, En’am: 3, En’am: 59, En’am: 95, Saffat: 5, Lokman: 26, Lokman: 29, Sebe: 1, Zümer: 63, Mümin: 68, Şura: 12, Şura: 4, Kehf: 26, Enbiya: 19, Mü’minun: 17, Secde: 5, Tur: 37, Mülk: 1, Mülk: 19, Rum: 26, Âl-i İmran: 109, Âl-i İmran: 189, Âl-İ İmran: 83.

İslam akidesi, iki temel kavramdan hareket eder: Birisi akide ile ilişkili kavramlar sistemi, diğeri ise şeriat alanında etkin olan kavramlar sistemi. Akide ile ilişkili kavramlar sisteminin temeli şu ilkedir: Mülkiyet tamamen Allah’a aittir; bundan dolayı yegâne yaratıcı konumunda olması nedeniyle hüküm (yönetim yetkisi) de tümden Allah’a aittir. Zira biz, kendimizin dahi sahibi olmadığımız halde O, bizim sahibimizdir. O, varlığımızla ilgili her hususa egemendir. Benliğimizle ilgili her şeyi en iyi şekilde yalnızca O bilir. Bizim için neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu O, bizim bildiğimizden çok daha iyi bilir.

“Hiç yaratan bilmez mi! O Latif (bilgisi her şeyin içine geçen), her şeyi haber alandır.”(2)

Bu temele göre, hüküm, her alanda hükmedilenin işini kolaylaştırmak olduğuna göre, yüce Allah’ın bunların tümüne hâkim olması tabiidir. Çünkü O, bizim İlâh’ımız, Rabb’imizdir; biz O’nun kullarıyız. Kul, gerçek kulluk kavramının söz konusu olduğu yerde, efendisinin önünde hiçbir güce sahip değildir. Bu efendi Allah olduğu zaman kulun durumu nasıl olur?

Bunun için varlığımızın Allah’ın iradesi önünde boyun eğmesi anlamına gelen tekvinî manada ve bizim istediğimiz konuda şanı yüce Allah’ın iradesi doğrultusunda hareket etmemizi gerekli kılan dinamik anlamda bütün bunlar akide bağlamında hâkimiyet kavramının tümden Allah’a özgü olduğuna işaret eder. Bu olgu, şirkin olumsuzlanması (reddedilmesi) ve Tevhid’in manasıyla doğrudan bağlantılıdır. Öyleyse Allah’tan başka hiç kimse bizim varlığımız üzerinde hiçbir tasarrufta bulunma hakkına sahip değildir; bundan dolayı diğer yapıp etmelerimizde de Allah’tan başka hiç kimsenin tasarruf yetkisi yoktur.

Şeriat planında etkin olan diğer kavramlar sistemine gelince, bu gerçek şu ayetlerden kaynaklanmıştır:

“Allah ve Resul’ü bir işte hüküm verdiği zaman artık inanmış bir erkek ve kadına o işle ilgili kendi istekleri doğrultusunda tercihte bulunma hakkı yoktur.”(3)

“Hayır, Rabb’in hakkı için, onlar, aralarında çıkan tartışmalı konularda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme içlerinde bir burukluk duymadan tam teslim olmadıkça gerçekte inanmış olmazlar.”(4)

“Daha sonra seni iş ve yönetimde bir şeriat üzerine koyduk. Sen yalnızca ona uy. Bilmeyenlerin isteklerine uyma.”(5)

Bunlar ve buna benzer diğer ayetler hükmün (yönetim yetkisinin) yalnızca Allah’a ait olduğundan, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen kimsenin küfür, fasıklık ve zulüm gibi niteliklerden söz eder.

Bunlarla anlatılmak istenen şudur: Kuşkusuz yüce Allah, kendisine itaat edilmesi ve hayat içerisinde kulluğun anlamını somutlaştırma konusunda bizim, O’nun şeriatının çizgisinde hareket etmemizi istemektedir. Çünkü yüce Allah, yaratılış konusunda; dünya hayatında O’nun iradesi doğrultusunda, O’nun koyduğu şeriat çizgisinde hareket etmesi, ayrıca burada emir ve yasaklarında Allah’a itaat eden insan ile insanın içinde yaşadığı evren arasında bir tekâmül gerçekleşmesi, tekvinî varoluşunda O’nun yasalarına boyun eğmesi ve evrensel sünnetlerin (uygulamaların) tahakkukunda Allah’a itaat etmesi için, insanî hayatın evrensel hayatla uyum içerisinde olmasını, hatta bütünleşmesini istiyor. Buna göre, hiç kimsenin Allah’ın şeriatına karşılık kendince bir şeriat koyma yetkisi yoktur; yöneten meselesinde ve Allah katından gelen vahiy olduğu kesinlik kazanan yasaların ayrıntıları konusunda hiç kimsenin şanı yüce Allah’ın koyduğu sınırları aşma hakkı yoktur.

“Hâkimiyet Allah’ındır” İlkesinin Anlamı ve Mahiyeti

“Hâkimiyet tamamen Allah’a aittir” ilkesi, insanın hiçbir şekilde hüküm yetkisi olmadığı ya da Allah’ın insan için belirlediği bağlayıcı prensipler çerçevesinde insana emrettiği, insanı vekil kıldığı yahut insanın mübah (sakıncasız) kılınan, ayrıntılı bir biçimde konuların belirlendiği geniş bir alan içerisinde hareket edemeyeceği anlamına gelmez. “Hâkimiyetin Allah’a ait olmasının anlamı, insanın hiçbir irade göstermeden cansız bir varlık gibi donup kalması değildir. “Hâkimiyet Allah’ındır” ifadesi, insan hayatının ayrıntılarını oluşturan pratik temeller bağlamından hareket etmeksizin uzak erimde genel çerçeveyi belirlemek için kullanılır.

Kuşkusuz yüce Allah insana insan aracılığıyla hükmeder. Nitekim Allah, peygamberleriyle evliyalarıyla, daha geniş planda İslam’la uyum içerisinde olan bütün insanlar aracılığıyla yönetim erkini yürütür. Bunun için insanların insanlara hükmetmesi gereklidir. Ne var ki, burada sorun, yöneten ve yönetilen insanların kendi benliklerinde ve kendi alanlarında, yaşamın ve insanların sorumluluğunu taşıyan insanlar olarak eksikliklerden uzak, yüce Allah’ın hoşnut olduğu sıfatlarla sıfatlanmaları gerekir.”(6)

Buradan hareketle İslam’daki yönetim teorisini, imamet ve hilafet koşullarının belirlendiği, en geniş çerçevede etkin olan hilâfet ve şûra kuramından yola çıkarak, fıkıhçıların veya Müslüman düşünürlerin bu konuda elde ettikleri veriler doğrultusunda incelememiz gerekir. Meseleyi bu şekilde incelediğimizde, yöneticinin “Allah’ın Hâkimiyeti” ilkesi üzerinden hiçbir sınır ve bağlayıcı unsur olmaksızın yeryüzünde “Allah’ın gölgesi” olacak şekilde Tanrısal bir erke sahip olmadığını görürüz. Burada asıl mesele, yöneticinin bulunduğu konumdaki kişiliğidir, Allah’ın, yöneticinin hareket alanı için belirlediği çizginin durumu değildir.

Yüce Allah’ın yalnızca sıradan insana değil Hz. Peygamber’e dahi sınır koyduğunu görüyoruz. Allah, Cenab-ı Peygamber’i Allah insanlık için en yüce örnek ve insanlara halife olarak belirlemiş ve onun için de birtakım sınırlar ve yasalar koymuştur. Bundan dolayı Hz. Peygamber’in, onun benliğine emanet ettiği kutsallık, masumiyet ve her alanda O’nun rızasına yönelme konularında Allah’ın iradesinden ayrılmayacağı kabul edilse dahi Hz. Peygamber kendi isteği uyarınca hükmedemez, yani Allah’a rağmen yasama yetkisini kullanamaz. Ne var ki, Allah’ın Hz. Peygamber’e bahşettiği özellikler, onun kişiliğinden değil, belirli bir plandan kaynaklanan bir durumdur. Bundan ötürü Allah’ın, Hz. Peygamber’le, daha geniş çerçevede  bütün peygamberlerle sıradan bir Müslüman’a hitap eder gibi konuştuğunu, diyaloga girdiğini görüyoruz. Örneğin bir ayette yüce Allah, Resul’üne şöyle buyurmaktadır:

“Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: ‘Andolsun eğer Allah’a ortak koşarsan yapıp ettiklerin boşa çıkar ve ziyana uğrayanlardan olursun.’”(7)

Diğer ayetlerde ise şöyle buyrulmuştur:

“Eğer o (Muhammed) bazı laflar uydurup bize iftira etseydi, elbette onun sağ elini koparırdık, gücünü alırdık, sonra onun can damarını keserdik.”(8)

Yine İslam düşüncesine göre, hiçbir beşer veya beşerî grup, mutlak, daimi, devredil(e)mez ve bölün(e)mez şekilde bir hâkimiyet iddiasında bulunamaz. Çünkü kâinatın bütünü üzerindeki hâkimiyetin ve mutlak kudret sıfatlarının tek sahibi Allah’tır. Bu, İslamî bir toplumda siyasî otoritenin ilahî kanunlara (şeriat) tabi olduğuna delalet etmektedir. İslamî devlet, dış ilişkilerini yürütürken bağımsız olmadığı gibi, dâhilî siyasetlerinde de müstakil değildir, çünkü otoritesi şeriat tarafından sınırlanmaktadır. Bu itibarla “İslamî hakimiyet” kavramı Şeriat’ta tezahür eder.

Bu nedenledir ki, toplumdaki hâkimiyetin ideolojik anlamıyla yüklü olan siyaset bilimi uzmanları istediklerine ulaşamadılar, zira insanlar arasında bu konuma uygun bir karakter bulamadılar.

Kur’an-ı Kerim “Lehu’l-hükmü ve ileyhi turcaun” demektedir, yani “Hüküm O’na aittir ve hepiniz O’na döndürüleceksiniz”(9)

Bu ayetler, İslam nazarında hukukî hâkimiyetin de kesinlikle Allah’a ait olduğunu, çünkü Allah’ın hâkimiyetinin bütün kâinatın işleyişinde kendisini bilfiil gösterdiğini ve dolayısıyla bütün yaratıklar üzerindeki hâkimiyet ayrıcalığına sadece ve sadece Allah’ın sahip olduğunu teyit etmektedir. Ancak Şeriat, gerektiğinde kullanılmak üzere İslam milletine (ümmete) ve onun önderine (halifeye ya da başkana) özel bir hâkimiyet yetkisi vermiştir. Çünkü Allah’ın hâkimiyetinin insan toplumunda kendisini fiilî olarak gösterebilmesi için bir yöneticiye ihtiyaç vardır. Devletin temelini teşkil eden Allah değil, Allah’ın kanunudur (Şeriat). Gerçekte İslamî bir devlete uygulanabilecek olan terim “kanuna dayalı bir sistem ya da yönetim” veya  “cemaatte hukuk yönetimi” olabilir.(10)

Kur’an, Allah’ın hâkimiyetini vurgularken, insanın da Allah’ın halifesi olduğunu sık sık tekrarlar ki, bu, kayda değer bir husustur. Bir kaç Kur’an ayetini zikredecek olursak:

“İnni ca’ilun fi’l-ardi halifeten/Yeryüzünde bir halife yaratacağım.”(11)

“Vezkuru iz ce’alekum hulafa/Ve O’nun sizi nasıl mirasçı (hâkim) kıldığını hatırlayın.”(12)

“Veyestahlifukum fi’l-ard/Ve sizi yeryüzünde mirasçı (hâkim) kılar.”(13)

Bu ayetler, “hâkimiyet” kavramının yerini “Allah’ın halifeliği” kavramının aldığını, buna göre devletin Allah’ın iradesine tabi kılındığını izah etmekte ve bu husus, gerek Kur’an’da ve gerekse hadis-i şeriflerde ifade edilmektedir.

Alusî şöyle der: “Hz. Peygamber’in yönetimi aslında Allah’ın yönetimidir. Peygamber’den sonra, yönetime onun ümmeti geçer.” Ayrıca Kur’an’da otoritenin halka (ümmete) verildiğini belirten ayetler vardır. Örneğin Nisa Suresi’nin 54. Ayetinde şöyle denmektedir: “Ve ataniehum mülken adimen/Allah İbrahim’in soyunu büyük bir saltanata mazhar kıldı”(14)

Bununla birlikte ümmet, gerek ferdî gerekse kolektif olarak Allah’ın manevî hâkimiyeti altında olduğunu ilan ederek kendisini öz-sınırlamaya tabi tutar. Yani İslamî teoriye göre, hâkim güç Allah tarafından ümmete bir emanet olarak verilmektedir. Dolayısıyla ümmet, bu temsili otoriteyi (egemenliği) sadece Şeriat’a uygun olarak icra edebilir.

Erhan Koç – akilvefikir.org

——————

1- Ömer Özsoy – İlhami Güler, Konularına Göre Kur’an, 5

2- Mülk:14

3- Ahzab: 36

4- Nisa: 65

5- Casiye: 18

6- M. Hüseyin Fadlallah, İslami Söylem ve Gelecek, Pınar Yay., s. 123-125

7- Zümer: 65

8- Hakka: 44-46

9- Kasas: 88

10- Lokman Tayyib, Modern Çağda İslam’ın Politik Sistemi, İlke Yay., s. 64-65

11- Bakara: 30

12- A’raf: 74

13- A’raf: 129

14- Nisa: 54

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s